Kıbrıs’ta iki lider arasındaki görüşmeler, HIZLA ilerlerken, görüşülen ve karara varılan konular yavaş yavaş servis edilmeye başlandı.
Kıbrıs sorunu, sadece içsel bir sorun değildir. Bu sorunun, esas olarak DIŞ DİNAMİKLERİN ÇIKARLARI da dikkate alınmadan çözümlenmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Kıbrıs Sorununda, bölgesel çıkarları bakımından en fazla çıkarı olan Amerika ve İngiltere’nin belirleyici etkileri vardır.
Türkiye ise, NATO üyesi bir devlet olması yanında, AB ile ekonomik ve siyasi bütünleşme planları nedeniyle, Kıbrıs’ta önemli çıkarları olan, en yakın KOMŞU ÜLKEDİR.
Türkiye, 1960 Garanti ve İttifak Antlaşması’nın kendisine verdiği hukuksal haklarla, Kıbrıs’ta bozulan HUKUKİ NİZAMI yeniden tesis etmek hedefiyle 1974’ten beri adadadır.
Ak Parti öncesi iktidarların, Kıbrıs sorununu çözmek yerine, bu sorunu milliyetçi platformlara taşıyarak, oy kazanma ve Türkiye’de kurulu bulunan bürokratik yapıyı sürdürmede kullanması, Türkiye halkına, Türkiye dış politikasına ve ekonomik gelişme potansiyeline büyük zararlar vermişti.
Ak Parti’nin Kıbrıs Sorununun çözümünde oynadığı bir adım önde siyaseti, bugün, çözüm yolunda, Türkiye’ye önemli kazanımlar sağlamıştır.
En önemli kazanım, 4 Rum’a karşılık 1 Türk nüfus oranının korunması uzlaşmasıdır. Bu uzlaşmayla, çeşitli yollarla adaya gelip yerleşen 160 binin üzerindeki Türkiye vatandaşının, kurulacak olan yeni devlet vatandaşlığını kazanması ve AB vatandaşı haline gelmesidir.
Bu uzlaşmanın önemi, konular daha açık bir şekilde tartışıldığında daha ayrıntılı bir şekilde anlaşılacaktır.
Daha gündemde tartışılmayan, ancak doğruluğu kesinleşen ikinci ayrıntı, TÜM Türkiye vatandaşlarının, çözümden sonra, Kıbrıs’ta, diğer AB vatandaşlarının sahip olduğu haklara sahip olacağıdır.
Bu hakların başında, SERBEST DOLAŞIM, SERBEST YATIRIM YAPMA ve SERBEST YERLEŞİM hakkının sağlanmış olmasıdır.
Bu hakla birlikte, 160 BİN Türkiyeli vatandaşın dışında kalanların, adada varlıklarını sürdürmesi ve yasal haklarının korunmasıdır.
Üçüncü önemli nokta, ADA’ya en yakın komşu olan Türkiye’nin ekonomik avantajlarıdır.
Türkiye vatandaşları, AB vatandaşlarının sahip olduğu hakları elde etmekle, Kıbrıs’ta büyük ekonomik yatırımları, PARTNER BULARAK yapabilme avantajını elde etmektedirler.
Zaten, Rum işadamları, Türkiyeli büyük yatırımcılarla ŞİMDİDEN ortaklık antlaşmaları YAPMIŞLARDIR.
Dördüncü önemli nokta, 40 BİN olarak söylenen askerin, Kıbrıs’ta bulunmasının Türkiye üzerinde yarattığı ekonomik ve siyasi yükün kaldırılmasıdır.
Türkiye askerinin adadaki 1 GÜN’ünün minimum maliyeti günde 500 BİN Euro civarındadır.
Beşinci önemli nokta, Rumların mülkiyetinin tazminini dava yoluyla çözmenin maliyetinin minimum 75 MİLYAR dolar mertebesinde olmasıdır.
Çözümle birlikte bu maliyet ortadan kalkmakta ve devreye başka formüller girerek, mülkiyet, takas, tazmin veya iade yollarından biriyle çözümlenmektedir.
Altıncı önemli nokta, ADA’ya gelen suyun ve ardından gelecek olan elektriğin, Kıbrıs ekonomisi üzerindeki kontrol etkisidir.
Bu su, kesinlikle iki toplum tarafından da kullanılacak ve Kıbrıs’ta üretim artarken, Kıbrıs ekonomisi, Türkiye ekonomisinin de b ir parçası haline gelecektir.
Türkiye’nin daha burada analiz edilmeyen, ekonomik, siyasi ve stratejik çıkarları vardır. BU çıkarlar, Türkiye’yi, ÇÖZÜM İSTEYEN ANA DİNAMİK haline getirmiştir.
































