Geçen hafta Rum Ulusal Konseyi bizim için “sürpriz” olmayan ve üzerinde uzlaşıldı dediği bazı açıklamalar yapınca Anastasiadis küplere bindi. Neymiş “sırlar ortalara saçılmış!” Oysa müzakereleri yakından izleyenler bilirler. Sanki “sırmış” gibi lanse edilen bu açıklamalar süreç içerisinde parça parça çoktan açıklandılardı. Ulusal Konsey’in yaptığı ise gayri resmi olan bu uzlaşı konularını medyada ayazlatmasıydı!
Geçen hafta bu açıklamaları “köşeme” aktarmış özellikle “Yönetim ve Güç Paylaşımında Annan planını referans aldılar” demiştim. Bir kez daha hatırlatmam gerekirse Güney’de medyaya sızdırılan bu “uzlaşı sağlandı” denilen açıklamalar şunlardı:
Bir: Anayasa Mahkemesi 4 Türk 4 Rum eşit sayıda olacakmış. (Başkan ve yabancı yargıçlar TC, Yunanistan ve İngiltere dışından ülkelerden oluşacakmış.) İki: Senato eşit sayıda olacakmış. (Türk 50-Rum 50 imiş.)
Üç: 114 bin TC kökenli Kuzey’de kalacakmış. (Geriye kalanlar gidecekmiş!)
Dört: Mülkiyet için Komisyon kurulacak, Başında bir Türk bir de Rum bulunacakmış.
Beş: Vatandaşlıklar 4 kategoride toplanacakmış. (Kısaca iki kurucu devletin vatandaşları, Türk ve Rum kurucu devletlere yerleşecekler, bunların seçme seçilme hakları ile daimi ikametleri falan… Bana AB’nin müktesebatını ve 4 özgürlüğü hatırlattı! Esas Başkan bir yabancı uzman olacakmış.)
Altı: Kamu Hizmeti Komisyonu 3 Kıbrıslı Rum 3 Kıbrıslı Türk’ten oluşacak. Başkanı Türk- Rum dönüşümlü olurken, Kamu Görevlerine atama 2 Rum’a karşılık 1 Türk şeklinde olacakmış…
GERİDE BEKLEYENLER: Mülkiyet zaten masadadır. Geriye “mülkiyet sorununu” da kapsamına alacak “Toprak ayarlamaları ve düzenlemesi” ile asıl kıyameti kopartacak olan “Güvenlik” konusu kalıyor ki hatırlatalım: “Tüm konularda anlaşma sağlansa bile tek bir konuda sağlanamazsa hiçbir konuda anlaşma sağlanmamış olur!”
Annan planı bu “barikatı” aşmış referanduma kadar gitmişti… (Şimdi kendimce “önemlidir” dediğim ve KKTC’yi ilgilendiren bir başka konuya değiniyorum.)
**********
(2)NE KADAR FARKINDAYIZ? (MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATIMIZ VAR MI?)
Şu sıralarda bölgemiz ateş çemberi ile sarılı ya! İnsan düşünmeden yapamıyor: Kuzeyde görünür ve görünmez düşmanlarımız karşısında ne kadar güvendeyiz? Tabi “bu güvenliği sağlamak düşüncesinde dünyada cirit atıp ajanlık yapacak, yahut KKTC’yi ilgilendiren çok gizli belgeleri ele geçirecek veya elden çıkarıp düşmanlarımızı yanıltacak bir Ulusal İstihbarat Birimimiz var mıdır” sorusunun çok abartılı olacağını biliyorum.
Dışımızdaki ülkelere yönelik “kendi bünyemizden ve kadrolarımızdan kaynaklı böyle bir teşkilatımız tabi ki yoktur?” Bu görev (her halde) TC tarafından yürütülür.. Ve tabi bizde de “Güvenlik Kuvvetleri saflarında, Polis Teşkilatımızda kendi bünyemizi ilgilendirdiği kadarı ile vardır! Bilmediğimiz şudur: “Komşumuz Güney’i sınırları ihlal, uyuşturucu trafiği ve bazı ötesi giriş çıkışlar dışında “Uluslar arası ilişki ve anlaşmalarında, bu ilişki ve anlaşmalar yanı sıra KKTC’ye yönelik istihbaratı ile ne kadar tanıyıp biliyoruz?”
Müzakereler sürecini bir kalem geçin.. O müzakerelerin dışında dünyaca tanınmış bir Rum devleti vardır ki “bünyesinde Rusya da barınmaktadır İngiltere de İsrail de Mısır da.. Falan…
Ve “KKTC’nin Sivil Toplum Örgütleri ile Güneydekiler içli dışlı olmuşluklarında her vesile bir araya gelişlerinde ve de AB’nin euroalarını da cepledikleri gerçeklerde… KKTC’yi ilgilendiren bir “mili istihbaratı” harekete geçirecek zorunlukta hiç mi “aleyhimize kumpaslar tezgâhlamıyorlar? Çizmeden yukarı çıkmadan şunu da ekleyelim: Güney dünyada ajanların en rahat volta attıkları yermiş!
**********
GEÇEN HAFTA: (KÂBUS GİBİYDİ!)
Kıbrıs Türk insanını nasıl bir “yönetim sisteminin” günahlarından arındırıp ak pak yapabileceğini bilmiyorum.
Pisliğin ne olduğunu bile bile yarattığı pisliği ile!
Trafikte kanunlara uymamanın, sürat yapmanın ölümlü kazalara neden olacağını bile bile yarattığı trafik anarşisi ile!
Hak hukuk arama bahanesine sığdırılmış ve gitgide anarşik gösteriler haline gelirken siyasileşmiş eylemleri ile!
Kendini dünyanın odağı zannederken eğitimi ile dökülürken!
Tırnak kadar görev bilincine sahip değilken, tüm kurumları rezil rüsva ederken, gün yirmi dört saat devleti eleştirip yerlerden yere vurması ile!
Çıkarı uğruna kentlerde çarpık yapılaşmalarla sahilleri dağları halka kapatması ile.
Daha çok ürün alacağım diye daha çok zahirli ilaç kullanıp kanseri sürekli azdırması ile Falan…
GEÇEN HAFTA: Gördük ki artık memleketin hâlâ mesleki ve kişisel çıkarlar uğruna karşı çıkılan ve sözü edilen tüm reformlara büyük ihtiyacı vardır.
Nitekim bölgemizin sadece savaşlarla değil, mülteci sorunları, açlık sorunları ile boğuştuğu gerçeklerde, Kıbrıs Türk hayvan besicisi tonlarca sütü yollara döküyor! Ve sütle yıkanan o yolları artık trafik canavarları teslim almışlar, terminatör gibi önlerine geleni vurup ezip öldürüyorlar!
VE GENE TRAFİK SORUNU: Sorunlar hükümetin ve toplumun irade ve isteklerinin ötesinde KKTC’nin omurgasına balyoz gibi vurdukça beterince felç olduğumuz bir gerçek! Zannedersem böylesi ortamlarda kimse “hükümette olmak istemez!”
Nitekim koalisyon hükümetinin “programına” bakıyorum, Ombudsmanlık müessesinin oluşumu gibi elle tutulur bir icraatın ötesinde toplum dinamiklerini harekete geçirecek icraatı yok! Mesela Mesarya’da üç Belediyeyi işbirliği içinde bir araya getirmişler, ötekilere elleyemiyorlar.
Ve yolları artan trafiğe uygun hale getiremiyor, yenilerini yapamıyor, yıpranmış olanları onaramıyorlar! Artık yollar denince ilk akla gelen araba çarpışma ve kazaları ile ölümler oluyor!. Ve ne belediyeler ne de hükümet yerinden bile kıpırdayamıyor, süren trafik faciasını seyrediyor!
OLMAZ: Çünkü hükümetler gelip gidiyor ama “devamlılık” yok! Nitekim ne diyor eski Bakanlardan Eşref Vaiz: “Her gelen Bakanın sıfırdan başlaması büyük yanlış!”
Büyük doğrudur! Her hükümet değişikliğinde kalındığı yerden değil, “yeniden” işe başlanıyor! Ve artık her gelen hükümet TC ile imzalanan protokolleri uygulayıp yeni işbirlikleri geliştireceğine, Ankara ile kavga ediyor! Ve tabi ne oluyor? Gelişip büyüyeceğimize küçülüp ufalanıyoruz!
































