CTP-UBP kolaisyon hükümetinin kurulmasını en çok destekleyenlerden biriydik.
Bir çıkarımız mı vardı? İş mi beklerdik, ihale mi beklerdik? Hiç biri değil. Bizim bu taraklarda hiç bir zaman bezimiz olmadı. Çıkara, ranta çok rahatlıkla ulaşabileceğimiz dönemlerde dahi böyle bir düşünceye girmedik…
Haketmediği şekilde geri kalan bu devletin kalkınması, toplumun refahı oldu hep derdimiz. O nedenle, geniş tabanlı, birbiriyle kırk yıldır çekişen, sanki pozitif ve negatif kutuplar gibi birbirini iten ama birbirini de besleyen iki siyasi oluşumun kuracağı bir hükümetin yararına inandık…
Her iki partinin de geçmişinde varolan yanlışların, bugün bu ortamda yapılamayacağına inandık.
Mesela, biri diğerini atlatarak arka kapıdan istihdam yapamayacaktı, ya da ihale usulsüzlüğü, usulsüz tahsisler, krediler, kısaca partizanlıklar, göz yummalar, nemalanmalar olamayacaktı…
Bu konuda yanılmadık. Müthiş bir denetim mekanizması oluştu…
Şunu da net bir şekilde söylemek gerekir ki, başlangıçta konulan kurallara, hepsi bir tamam uydular. Hatta geçmişte isimleri spekülasyonlara katılan bakanların dahi, o hastalıklardan kurtulmaya, değişmeye çalıştıkları izlenimi var bende…
Tabii iyi yönetim, sadece “partizanlık yapmayan” demek değil. İyi yönetim için, ülkenin içinde bulunduğu durumu doğru yorumlayıp, doğru çareler üretebilen, vizyon sahibi, akılcı, mantıklı, ideolojik saplantılarda boğulmayan, cesur insanlar gerekir. Kabul edelim ki, bugüne kadar, sağdan sola gelen giden tüm hükümetler, kendilerinden önce kurulan düzeni sürdürmeye çalıştılar. Yapı neyse oydu. Para gelecek, öncelikle maaşa, sonra tarıma dağıtılacak, bütçenin öngördüğü mecburi harcamalar yapılacak, yine açık verilecek, yine borçlanılacak, ama yatırım akla gelmeyecek.
Bu kez bakıyorum, genç neslin temsilcileri çoğunlukta olduğundan mı nedir, gelecek planlamaları yapılıyor. En büyük ihtiyacımız olan zihniyet değişiminin ilk işaretleri geliyor. CTP ile UBP’nin biraraya gelmesi bile, duvarların yıkılması adına bir gelişmeydi…
KKTC’nin yapısını güçlendirme hedefiyle, Türkiye ile ilişkiler akılcı bir raya oturtuluyor. Yani “parayı alayım da, ben ne yapacağımı bilirim” deyip, seçim yatırımına dönüştürme niyeti yok. Bu noktada, ufukta bir erken seçimin olmaması, işlerini kolaylaştırıyor, uzun vadeli planlar yapabiliyorlar.
Tarım Bakanı Erkut Şahali’nin hem su konusunda, hem tarım reformu konusundaki kararlı duruşunu kim görmezden gelebilir…
İçişleri ve Çalışma Bakanı Asım Akansoy’un “KKTC'nin yapılanma sürecini en üst noktaya taşımalı ve gerekli adımları bugün yaptığımız kurumsal yakınlaşma, kurumsal iş birliği ve temaslarla ileriye taşımalıyız" sözleri bu niyeti özetliyor. Yine bu ziyarette, Türkiye KKTC’nin iki bakanlığı arasında daimi bir işbirliği konseyi kurulması kararı, ikili ilişkilerin doğrudan ve bir üst seviyede yürütüleceğine işaret.
Diğer taraftan, Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün Türkiye’de yatırımlar konusunda yaşanan gelişmeleri örnek olarak göstermesi, KKTC’nin de bunları yapabilmek için siyasi açılımlara ihtiyacı olduğunu dile getirmesi, sadece maaş ödeyen bir yapıyla hiç bir yere varılamayacağını vurgulaması ve “Ülkede ihtiyacı biz tespit edelim, yapısal dönüşümde Türkiye’den bize destek olmasını talep edelim, Kuzey Kıbrıs’ı olası bir çözüme hazırlayalım, çözüm de olmayacaksa kendi kendine yeter bir noktaya gelsin diyelim” sözleri, bir kararlılık, bir vizyon, bir yol haritası olduğunun göstergesi…
Sunat Atun’un yıllardır şehir efsanesi olan “Mersin kapısı” konusunda bir heyeti Türkiye’ye göndermesi ve diğer bakanların “su skandalı”yla bozulan ortama rağmen, kendi konularında ileri düzeyde temaslar yapmaları bana bunları söyletiyor. Bugüne kadar dile getirilemeyen tabuların üstüne gidiyorlar. Mesela, su, elektrik, telekomünikasyon, limanlar konularında yap-işlet-devret modeline karşı bilinen kesimlerin varolan direnişi ve hükümetin, başta Başbakan olmak üzere yaptıkları savunmalar, yeni bir örnek. Bence bir zihniyet değişimi de bu…
Hiç bir partinin mensubu değilim. Hatta hayatım boyunca bir çok partiye oy vermiş, karma yapmış biriyim. Neden? Hep o umut yüzünden. Bu hükümeti de körü körüne desteklemiyorum. Aralarında geçmişte yerden yere vurduklarım da var. Partilerindeki direnişe rağmen gösterdikleri bir duruş var. Ortada henüz dişe dokunur bir icraat olmasa da, niyetlerine inandığım için bana umut veriyor.
Ha, onları da eleştirmeyecek miyiz? Tabii ki, eleştireceğiz. Bizim görevimiz, yanlışı gözlere sokmak, yapılmamasını sağlamak. Yanlış adımı, her zaman olduğu gibi eleştirmeye devam edeceğim. Ama “Hükümet bitti, gitti, programına uymadı” eleştirileri için de, erken olduğunu düşünüyorum.
Gerçekten de icraatları geciktiren nedenler vardı. Bunu kabul etmek ve kendilerine o ek süreyi tanımak gerektiğine inanıyorum…
YERİN KULAĞI VAR
“HAYIR” ATEŞİ:
2004’de yakılan “EVET” ateşlerinin tersine bu kez, olası bir plana “HAYIR” denmesini isteyenler ateş yaktılar. Akıncılar köyünde başlatılan ateşli eylemlere UBP’li bazı vekillerle, DPUG Genel Başkanı Denktaş da destek verdi. Partisinde sorun yaşayan ve sürekli kan kaybeden Denktaş’ın bu desteği, “HAYIR” oylarına sahip çıkmak olarak değerlendirildi…
BAŞKA BAHARA:
Önce 2016 Mart’ı dendi, olmadı Haziran dendi. Öyle görünüyor ki, çözüm umutları yine başka bahara kalacak. Baksanıza Mehmet Ali Talat bile çözüm konusunda, “bana bazı duyumlar geldi ki sanki Rum tarafında, 2018’e sarkıtma eğilimleri olduğu konusunda” diyor. Bırakın 2016’yı, 2017 bile telaffuz edilmiyor…
EROĞLU DA SIZDIRMIŞ:
Mehmet Ali Talat, EDEK Lideri Marinos Sizopulos’un görüşme tutanaklarını basına açıklamasını yorumlarken, “Bu etik dışı bir hareket, ben bunu yapana bir daha bilgi vermem” diyor. Arkasından da kendisinin cumhurbaşkanlığı döneminde, benzer bir sızdırmayı Eroğlu’nun yaptığını, hazırlanan öneri paketini bir televizyon kanalına sızdırdığını söylüyor. Ancak, bu olaydan sonra Eroğlu’ndan bilgileri saklayıp, saklamadığını söylemiyor…
YAPMA BE YOLDAŞ:
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, tıpkı güneydeki siyasiler gibi konuştu ve, Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan su protokolünün, "çözümden sonra oluşacak federal devlet için bağlayıcı olmayacağını" savundu. Peki ama imzalamayıp da, çözüm olmasını mı beklemeliydik. Memleket susuzluktan kırılıyor ama, biz bu suyu en iyi şekilde nasıl kullanacağımızın hesaplarını yapacağımıza, anlaşmanın çözümdeki hukuki durumunu tartışıyoruz. Örneğin Limasol limanının özele devredilmesi anlaşmasıyla ilgili ne düşünüyor Sayın İzcan, keşke onu da söyleyebilse. Ama niyet, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek…
SAHİ NE OLDU:
TDP Başkanı Özyiğit hatırlatmasa, unutacaktık. Birkaç ay önce taraflar yeni asgari ücretin tesbiti için toplanmışlar ancak bir karara varamamışlardı. Ardından bir daha da toplanmadılar. Yani tabiri cazise, kulaklarının üstüne yattılar. Memleketin durumu ortada, insanlar ay sonunu zor getiriyor. Bence komisyon biran önce toplanıp, yeni asgari ücret çalışmalarına başlamalı…
UCU ONLARA DOKUNUNCA:
Dövizdeki artış ile bir gecede fakirleşen, taksitlerini ödemekte zorlanan vatandaşlar için kılını kıpırdatmayanlar, ucu kendilerine dokununca bağırmaya başladılar. UBP milletvekili ve Kanal T’nin sahibi Ersin Tatar doların yükselmesi nedeniyle uydu paralarını ödemekte zorlandıklarını söylerken, “Bu küçücük kanallar her ay 50 bin TL Türksat’a uydu parası veriyorlar. Aylık gelirleri o kadar değil” diyor ama, her ay bunun 30 bin TL’sini devletten aldıklarını söylemeye dili varmıyor…
ZİRVEDEKİLER
Üniversite-Kent Bütünleşmesi: GAÜ İletişim Fakültesi ve KAÜ’nün Arabahmet bölgesi çocuklarıyla gerçekleştirdiği resim ve elişleri sergisi, göründüğünden daha önemli… Dar gelirli, sosyal yaşamdan uzak çocuklara, kendilerinin neler yapabileceğini görmeleri bakımından verilen bir fırsat, bir şans. Keşke tüm üniversiteler de toplumsal duyarlılıkla daha somut, daha elle tutulur benzer projeler üretseler. Çalıştaylarla, seminerlerle olmuyor bu işler, hayata dokunmak lazım…
DİPTEKİLER
AKEL: Referandumun “Hayır”cısı AKEL’in Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Annan Planı’na göre geri dönmesi öngörülen 84 bin Kıbrıslı Rum’un sayısı 100 bin’e çıkarılması gerektiğini öne sürmüş ve Türkiye’de gerçekleştirdiği temaslarda Karpaz bölgesinde dört köyün, merkezi hükümete devredilmesi önerisinde bulunduklarını açıklamış. Geleneksel taktikleridir. Ne zaman bir uzlaşma noktasına gelinse, işi yokuşa sürecek bir öneri getirmeyi başarırlar. Hani yerim dar, yenim dar hikayesi… Niyet olmayınca, bahane çok…
































