Kıbrıs konusundaki gelişmelere kafayı takan var mı?
Sanırım bu konuya ilgi, yakın tarihin en düşük düzeyindedir.
Ne umut kaldı, ne güven…
Kimi zaman kitleler halinde bizim tarafı suçladık, kimi zaman güneyi.
Ama Crans Montana’dan sonra, sağ-sol herkes Rum lider Anastasiadis’in oynadığı oyunu gördü, kimse artık “yes be annem” diyemiyor.
İlgilenen kaldıysa diye son günlerde olup bitenler konusunda düşündüklerimi paylaşayım.
Farkındasınızdır, bir “stratejik anlaşma” lafıdır gidiyor.
Aslında kamuoyuna düşüşü yeni değil. 2017’nin Haziran’ından, yani Crans Montana’dan beri var ama, bugünlerde Genel Sekreter’in geçici bir görevle atatığı Lute’un adaya geleceği haberleriyle hız kazanmış durumda.
Sözde, bu defa Genel Sekreter, Crans Montana’da sunduğu, kendi adıyla anılan çerçeve dahilinde, geniş çaplı bir uluslararası anlaşmanın imzalanmasını öngörmekteymiş. Ara anlaşmadan, ön anlaşmadan da önce…
Yani garantörler, taraflar ve ABD ya da AB gibi güçler… Onun için stratejik diyorlar.
Prensipler içeren bir belgenin imzalanmasından sonra, altının doldurulması gelecekmiş.
Bugüne kadarki süreçlerden farklı bir yol.
Rum basını, koro halinde bunun yapılmaması gerektiğini savunuyor.
Böyle bir imzanın, ileride yapılacak referandumu baskı altına alacağı gerekçesini öne çıkarıyorlar.
Şöyle ki, taraflar uluslararası aktörlerin de müdahil olacağı pakette mutabık kaldıktan sonra, referandumda ancak “çözüm istiyor musunuz, istemiyor musunuz” sorusunun sorulabileceğini, bunun da kabul edilmez olduğunu yazıyorlar.
Önce anlaşma, sonra müzakere yönteminin, 1960 Londra-Zürih Antlaşmalarına benzediği ve işlemeyeceği öngörülüyor.
Rum basınında, neredeyse tek bir kalemden çıkmış gibi, aynı tezler işleniyor. Aslında nereden çıktığı da belli. Çünkü Rum Hükümet Sözcüsü Prodromos Prodromou kısaca söylüyor zaten “Kıbrıs Türk tarafıyla Stratejik Anlaşma görüşülemez”…
Takip edenler bilecektir, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın geçtiğimiz Nisan ayında Anastasiadis’e yaptığı “Guterres çerçevesi, stratejik bir paket anlaşması olsun” çağrısı Rumların ateşlenmelerinin asıl nedenidir.
Hani önce bir süre şaşırmışlar, yanıt verememişlerdi de, en sonunda Anastasiadis, Guterres belgesini kendince yorumlayarak, “şunu, şunu da kabul ediyorlarsa, olumlu olur” gibi bir şeyler gevelemişti.
Cumhurbaşkanı Akıncı, geçen hafta BM yetkilisi Spehar’ı kabulünden sonra, “Lute’un gelişi, sonu gelmez yeni bir müzakere sürecinin başı olarak görülmemeli, kısa sürede sonuç odaklı stratejik bir anlayışı pakete dönüştürebilir miyiz ve bu konuda sonuç alabilir miyiz bunun bir arayışı olarak görüyoruz” dedi.
Anlaşılan, yeni dönemde başlayacak temaslar bu yönde olacak.
Türk tarafı ne diyecek, Erdoğan ne düşünüyor, bence bunlardan önce, Rum basınındaki kampanyayı doğru okuyanlar, gidilecek köyün minarelerini net olarak görebilirler…
Hani “ağzınla kuş tutsan” meselesi…
YERİN KULAĞI VAR

UBP SİL BAŞTAN:
UBP kurultayında başkan adayı olan Faiz Sucuoğlu kazanması halinde, başta partinin yayın organları olmak üzere partiyi sil baştan yenileyeceğini vaat ediyor. UBP’nin mutlaka iktidar olması gerektiğini söyleyerek, dörtlü koalisyon hükümetinin ömrünün uzun olmadığına da vurgu yapan Sucuoğlu, büyük bir çatlağın yakın olduğunu da iddia etti. Var mı sizce bir bildiği…? Yoksa tabana vaad mi?
OLMAYACAĞI BELLİYDİ:
Ta başından yazacaktım ama, ters anlaşılır, birileri koz olarak kullanır deyip vazgeçmiştim. Hani İngiltere’den KKTC’ye direkt uçuşlar meselesi. Bizdeki bazı sivil toplum kuruluşları, bazı gazeteciler de Londra’ya gidip imza kampanyası başlatmışlardı. Halbuki ortada yıllar önce İngiliz mahkemelerinin almış olduğu bir karar vardı. KKTC’ye direk uçuşlar yapılamaz diye. Ama buna rağmen günlerce toplumda öyle bir algı yaratıldı ki, bu iş ha oldu, ha oluyordu. İngiltere Ulaştırma Bakanı son noktayı koydu ve KKTC’ye direk uçuşun olmayacağını açıkladı. Zaten ortada mahkeme kararı duruken İngiliz hükümetinin tersine bir karar almasını beklemek abesle iştigal değil de neydi…
KEŞKE HERGÜN GELSE:

Başkan Erdoğan’ın ziyaretine sevinenler kadar, tepki gösterenler de var. Eğer demokratik bir ülkede yaşıyorsak, her iki görüşe de saygı duyulmalı. Ama ben sevinen taraftayım, neden mi? Baksanıza yıllardır temizlenmeyen çöpler, tamir edilmeyen yollar buz gibi yapılıyor. Hani bal dök de yala kıvamında. Bunları görünce siz de benim gibi keşke Erdoğan hergün gelse demiyor musunuz…
İLK KEZ OLMUYOR:
YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, Erdoğan’ın yarın KKTC’ye yapacağı ziyareti “tarihi bir ziyaret olarak” değerlendirerek herkesi Erdoğan’ı karşılamaya davet etti. İyi de Erdoğan KKTC’yi ilk kez ziyaret etmiyor. Başbakan olduğunda, Cumhurbaşkanı seçildiğinde ilk ziyaretlerini hep KKTC’ye yaptı. Bu kez de bu kural değişmedi ve ilk ziyaretini önce Azerbaycan ve KKTC’ye gerçekleştiriyor. Bunu “tarihi ziyaret” olarak lanse etmelerini anlamıyorum…
SUÇ MAKİNESİ:
Henüz 17 yaşında, yani reşit bile olmamış ama daha şimdiden 16 suç dosyası var. İlk suçunu 14 yaşında işlemiş ve devam etmiş. Belli ki hapishane onu islah etmek yerine, daha da suça teşvik etmiş. O yaşta birisine nasip olmayacak bir suç geçmişine sahip. Eminim onun gibi daha niceleri aramızda dolaşıyor. Bu ve bunun gibileri topluma yeniden kazandırmak sosyal devletin başlıca görevi olmalı…
“KEÇİ GÜLDÜ KOYUNA”:
Gazetelerimizde bir haber, “ Güneyde tarım ve otlatma alanları azalıyor” diye. 3 yılda bu alanlar %25 azalmış. Peki bizdeki durum ne, oradan bir farkımız mı var. Bu tür arazilere ve otlak alanlarına rant uğruna binalar dikmedik mi? Bari onlar bunun farkına varıp, önlem alınmasını istiyorlar. Ülkenin hangi yönüne giderseniz gidin, yol boyunca göreceğiniz manzara hep ayni. Yüksek yüksek binalar. Yani bizim onlara gülecek halimiz mi var…
ZİRVEDEKİLER
Kara Para İlk Kez: Mağusa’da bir kişi kara para aklama suçuyla tutuklanmış. Hafızamı yokladım, daha önce böyle açık bir suçlama duyduğumu hatırlamıyorum. Yasal ya da yasa dışı kumar ve fuhuşun cennetinde kara paranın olmaması mümkün mü? Üstelik de yine bu ülkede kara paranın kolayca aklandığına, bazı sektörlerdeki olağanüstü gelişmelerin arkasında kara para olduğuna dair hikayeler ortada dolaşmaktaydı. Yakalanan zanlınınki ufak iş, 400 bin lira. Umarız ufaktan bir başlangıç olur…
DİPTEKİLER
Bu Düşmanlıktır: Sözüm hala Türk tarafını suçlamaya yeltenenleredir. En basit bir sınır ticaretine bile tahammül edemeyenlerden çözüm bekliyoruz.Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz söylüyor; “Satılan ürünün hem fiyat avantajı, hem de kalite avantajı var ancak Kıbrıs Türk menşeli olduğu için talep olmuyor… Nedir bu engeller? Kuzey Kıbrıs’tan mal alan üzerinde baskı kuruluyor. Patates alımı da düşmüştür. Sebebi, Güney Kıbrıs’ta yapılan yayınlar ve patates alanlar üzerinde kurulan baskıdır”…
































