Köşe Yazarları

Statükoya dokunmak ya da dokunmamak, işte bütün mesele bu…

Uzunca bir süredir, hatta bu son krizden önce de KKTC’nin ekonomik sıkıntılarının aslında olmaması gereken sıkıntılar olduğu düşüncemi paylaşmaktayım.

Çok kısaca, madem ki bu ülkenin varlıklarından yararlanarak beslenen, bu sayede KKTC’nin hayal edemediği paraları kazanan sektörler vardır, devletin bundan pay alması gerekir. Monaco örneğini defalarca verdim. 6 casino, bunun dışında sıfır üretim, ama kişi maşı milli gelir 180 bin dolar civarında, hiçbir çalışan vergi de ödemiyor.

Sonra üniversiteler sektörü, sonra yüzde 60 kayıt dışı ekonomi.

Daha önceki hükümetler, zaten bu sistemi kuranlar oldukları için değiştirmeleri beklenmezdi. Ama böyle bir “oluşum” hükümetinden bu devrimi bekledim doğrusu. Hele de ‘teşvikler, destekler, muafiyetler ellenecek’ dedikleri, bunu hükümet programlarına koydukları için.

Ben bunları yazmaya başladığımda, başka kimsenin dile getirmediğini dehşetle gördüm. Şimdi krizden sonra, bir çok değerli ekonomistten tutun, sendikalara ve sade vatandaşa kadar herkesin aynı şeyleri söylüyor olmasını büyük bir memnuniyetle izliyorum. Demek ki aklın yolu bir…

Geçtiğimiz hafta internet haber sitesi “gazeddakıbrıs” Cardiff Üniversitesi ekonomi profesörü Engin Kara’nın değerlendirmelerini yayınladı. Kara, bir çok arkadaşımın sosyal medyada görüşlerini takip ettiği bir Kıbrıslı Türk akademisyen.

TL’nin değer kaybından dolayı bütçe açığının 500 milyon TL olacağından hareketle, alınan önlemlerin bunu kapatmaya yetmeyeceğini, mesela casinolar için 6 aylığına öngörülen ek verginin, ek mesailerden yapılacak tasarrufun yarısı kadar olduğunu rakamlarla ortaya koyuyor.

Sonra üniversiteler… Bakın cümlesi aynen şöyle; “Diğer bir kaynak kapısı da teşvik yasası kapsamında olan ve ciddi anlamda vergi iltiması geçilen özel üniversitelerdir. Sanırım bu  sektör yeterince teşvik edildi. Bu teşviklerin kaldırılması ve anlamlı bir vergi mükellefiyeti kapsamına alınmaları, hem devletin gelirlerini artıracak, hem de sektörde kalitenin artmasını  sağlayacak. Gecekondu misali türeyen bu bazı apartman üniversitelerinin, ekonomiye bir katkı yapmadıktan sonra, bize ne faydası var? Bana sorarsanız, tam aksine eğitim adına prestijimizi aşağı çekiyorlar. En azından oradan bir gelir elde etmemiz gerekmez mi?”.

İşte bütçe açığını kapatabilecek iki kaynak. Bu kaynaklar dururken, çalışanların gelirlerini düşürmenin, aksine ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini anlatıyor Kara ve bu gibi tedbirlerin muhasebeci kafasıyla değil,  gerçek uzmanlar tarafından hazırlanması gerektiğine vurgu yapıyor.

Ama Kara’nın bilmedikleri de var. Birincisi, bazı sektörlerin üzerine gitmekte konusunda hala gösterilen çekince, ikincisi “kumar parasıyla devlet mi yöneteceğiz” şeklindeki aptalca baskılar.

Birileri bu ülkeden bütçenin kat be kat fazlası para kazanıyorsa, devletin de bundan payını almasından doğal ne olabilir? Hem de krizi atlatmayı amaçlayan kısıtlı süreler için değil, kalıcı olarak.

Ülkenin ekonomisinin de bütçesinin de perde arkasını bilenlerin sendikası Hazine Çalışanları Sendikası da aynı şeyi dile getiriyor; “Yabancı sermayelere sağlanan vergi muafiyetleri yeniden değerlendirmeli, kriz dönemlerinde askıya alınmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır”.

Ve eğer bu küçücük toprak parçasında bu kadar büyük bir sermaye varken, biz hala önlemleri çalışanlar üzerinden yapıyorsak, bütçemiz açık veriyorsa, hiç istemediğimiz halde dışa el açıyorsak, verginin sadece yüzde 40 civarı toplanabiliyorsa, kusura bakmayın ama bu hala statükoya dokunulamıyor demektir.

Ben bunu bilir, bunu söylerim.

 

 YERİN KULAĞI VAR

VAR MISINIZ?:

Ülkede yaşanan kriz nedeniyle hükümet piyasayı canlandırmak, hayatı kolaylaştırmak için bir dizi tasarruf önlemi alıyor. Ne diyor Başbakan, “herkes elini taşın altına koysun”. Tamam koyalım da buna siyasi partiler de uysun. Eğer bu krizi toplum olarak birlikte fedakarlıklar yapıp atlatacaksak benim hükümete önerim, siyasi partilere her yıl verilen milyonlarca destek parasından da bir defaya mahsus mesela %20 bir kesinti yapsın. İşte o zaman herkes elini taşın altına koymuş olur. Çıkın bunu açıklayın bakalım, kimler kabul edecek, kimler etmeyecek toplum da görsün…

 

EYLEMLER HAFTASI:

Hiç kuşkusuz bu haftaya damgasını vuracak olan yapılacak eylemler olacak. Önce Hayvancılar Birliği, ardından Sendikal Platform sokağa inecek. Yaşanan ekonomik kriz yanında ülkede fedral bir çözümü zorlamak için yollara dökülecek olanların meydanları doldurup dolduramayacakları merak konusu. Ekonomik krizle ilgili fazla bir beklentim yok  ama, özellikle Kıbrıs konusunda komşunun federal bir çözüm gibi bir derdi yok. İşleri yokuşa sürmek en bildikleri konu. Yine de zorlamakta bir fayda olur diye umut edelim…

 

GEÇ DE OLSA:

Başbakan Erhürman’ın hafta sonu tüm eski maliye bakanlarını başbakanlığa çağırması tolumsal bir uzlaşı için önemli bir girişim oldu. Salih Coşar, Nazif Borman gibi eski 7 maliye bakanını biraraya getiren Erhürman ülkede yaşanan ekonomik krizle ilgili beyin fırtınası yapma ve önerileri dinleme fırsatı buldu. Keşke en baştan bunu yapabilseydi ama, düşünüp hayata geçirmesi, topluma verdiği mesaj bile önemli bir olay…

 

ÇIKARCILAR HEP AYNI:

Bir arkadaşım paylaştı. Eski Yunan edebiyatı  diyalog örneklerinden, Hermes-  Kronos diyalogları… Tarihin her döneminde çıkar çevrelerinin hiç değişmediğini ne güzel özetliyor: “Tanrım ne kadar çok kurtarıcı dolaşıyor etrafta! Ortalık nutukçulardan geçilmiyor! Kulaklarımızın sakin, süssüz , sahici, samimi uyarılara ihtiyacı var. Yorulduk yorumculardan. Yüzümüze , gözümüze bakmadan hitap ediyorlar bize. Çoğu durumda bizim kim olduğumuzu bile bilmiyorlar. Esasında bu umurlarında bile değil. Bitap düştük bunlardan. Bir yanlarıyla iyilik meleği görünenlerin, diğer yanlarıyla şeytanla pazarlık içinde olduklarını görüyorum……”.

BU KADAR ZOR MU?:

Devletin en büyük sorunu ülkedeki kaçak işgücü değil mi? Turist vizesiyle gelip yıllarca kaçak yaşayanlar var ve burada ne yaptıklarını kimse bilmiyor. KKTC genelinde yüzlerce muhtar var. Hepsine de iyi kötü bir maaş bağlanmış. Bir genelge çıkarın ve muhtarlara deyin ki, “bölgenizdeki, mahallenizdeki evlerde kimler yaşıyor, adada hengi gerekçeyle bulunuyor, tursit mi, işçi mi, izni var mı” hepsini kontrol edip kayıt altına alsınlar. İddia ediyorum ortaya çıkacak tablodan feleğiniz şaşacak…

 “KÜFÜR ETTİ ÖLDÜRDÜM”:

Girne’de çocuk parkında park üzerinde uyuyan kişiyi bıçaklayarak öldüren zanlı gerekçesini, “küfür etti öldürdüm” olarak açıklamış. Olay sabaha karşı meydana geldi. Kimdi bu insanlar burada yaşıyorlarsa evleri yok muydu. Yok eğer “turistseler” otel yerine niye bankta uyuyorlardı? Belli ki  kaçaktılar. Girne kordon, böyle bir turistik bölgede bile güvenliği ve denetimi sağlayamıyorsanız, kapatın dükkanı da evinize gidin…

 

 ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün : “İkinci Dünya Savaşında Hitler tarafından işgal edilen ülkelerin bile artık kutlamadığı 1 Eylül geleneği Kıbrıs’ta devam ediyor. Varsın etsin. Etsin de bir işe yarasın bari. Yoksa herkes tümden mi umudunu kesti”…

 DİPTEKİLER

Suçluların Çoğu da Kaçak: Geçtiğimiz günlerde KKTC’de yabancıların karıştıkları suçların giderek arttığını yazmıştık. Yalnız bir şeyi unuttuk. Bunların çoğu bir de üstüne üstlük, bu ülkede kaçak. Bakın son örnekler, kendini ve çocuklarını teşhir eden İngiliz kadın da öyle, uyuşturucu suçundan yakalanan yabancılar da, sokak ortasında cinayet işleyenler de, cinayet kurbanı olanlar da… Ne yapıp etmek, muhacereti güçlendirmek, adaya her girenin takibini yapmak gerek. Kamu düzeninin bozulmasına daha ne kadar göz yumacaksınız..?

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı