Köşe Yazarları

St. George Exorinos’un dünü







Antalyalı Marulla elinde birçok beyaz karanfille birlikte diğer kadınlara katıldı. Onun gibi diğer kadınların çoğu da Anadolu’nun birçok köyünden Kıbrıs’a göç etmiş Rumlardı. Savaşta ailelerini kaybetmiş birçok kadın o dönemde yaşayabilmek veya öksüz çocuklarına bakabilmek için fuhuş yapıyordu. Mağusa Surlariçi de aynen Lefkoşa Surlariçi gibi daha çok İngiliz askerlerine “hizmet” eden göçmen ve yerli kadınlarla dolmuştu. Bölgenin diğer gayrimüslim nüfusunu ise Mağusa limanında çalışan hamal aileleri oluşturuyordu. Bölge kadınları arasında garip bir birlik oluşmuştu. Her yıl Paskalyada yapılan Kutsal Cuma ayini için Epitaph’ı yani İsa’nın cenazesini simgeleyen tabutun çiçeklerle süslenmesini bu kadınlar yapıyordu. Onların süsledikleri Epitaph’ın ünü tüm adaya yayılmıştı. Bu yılın farkı alınan bir kararla Kutsal Cuma günü yürüyüşünün Maraş’a kadar yapılarak diğer Epitaphlarla birlikte buluşacak olmasıydı.




 



Özellikle kadınlar çok heyecanlıydı. Bugüne kadar Maraş’a hep başlarını kapatarak ve tanınmadan giderlerdi. Diğer aileler onları aralarında istemiyordu. İşte biraz da bu hırs onları en güzel çiçek dekorunu yapmaya yöneltmişti. Surlariçindeki bu Ortodoks kilisesi esasında Osmanlı gelene kadar bir Nesturî Kilisesi olarak kullanılan St. George Exorinos’du. 1359 yılında Nesturî bir iş adamı tarafından inşa edilmişti.

 

Ama Osmanlı döneminde ise kilise develer için kullanılmak üzere ahıra çevrilecekti. Bu dönemde Surlariçinde tek bir Hristiyan bile kalmamıştı. İngiliz dönemiyle birlikte, Rumların surlar içerisinde yaşamasına tekrardan izin verilecekti. Böylelikle limanda çalışan bazı Rum aileleri oraya taşınacaktı. Bir süre sonra nüfusun çoğalmasıyla birlikte yılda bir kez hayvanları kilisesinin dışına çıkartarak ve kabaca temizleyerek, orada ayin yapmaya başlayacaklardı. Bu durum 1905 yılına kadar, Mağusalı Michael Louizidies’in binanın yeniden devamlı bir şekilde kilise olarak kullanılması için donemin Valisinden izin almasına kadar sürdü. İzin verilir verilmez Mağusalı Rumlar bazı Kıbrıslı Müslümanların yardımıyla mabetlerini tamir etmeye girişeceklerdi. Marangoz Kamil Reis bina içerisindeki tüm ahşap işlerini ve mobilyayı yapacaktı. Kamil Reis bu işi karşılığı para almayı da reddedecekti, ısrar edildiğinde “ Beni utandırmayın efendim! Ben ne sizden ne de Aziz’den para kabul edemem ki” diyecekti. Kilise 1906 yılında Başpiskopos Cyril tarafından yeniden kutsanacak ve resmi olarak hizmete açılacaktı.
İşte Marulla ve diğer kadınların heyecanla hazırlığını yaptıkları 1925 yılının bu Paskalya hazırlığı, kilisenin tekrar kullanıma açılmasının 20. yıldönümünü de simgeliyordu. Kilisenin o dönemki papazı Papa Maneas da Anadolu göçmeniydi ve anadili gibi Türkçe biliyordu. 1923 yılında Kıbrıs’a gelmişti. Kadınların adeta yaşayan azizi olmuştu. Onlara kiliseyi her zaman açık tutuyor ve her türlü dertlerine sahip çıkıyordu. Kilise her Pazar, fahişeler, hamallar ve diğer Liman çalışanlarının aileleriyle doluyordu. Tabii bu yürüyüş o kadar kolay olmayacaktı. Yürüyüş yolunun üzerindeki meydandan geçmek demek Cuma tatilinde olan Müslümanların kahvehanelerinin önünden geçmek demekti. Koca bir haç ve İsa’nın Epitaphını taşıyan kalabalığı gördüklerinde nasıl bir reaksiyon vereceklerdi acaba. Bugüne kadar kilisenin etrafında sadece üç defa dönüp seremoniyi bitiriyorlardı. Bu ilk defa olacaktı.
Yürüyüş yavaşça başladı. Önde büyük bir haç taşıyan papaz arkada ise epitaphı taşıyan hamallar ve geriden ise tüm mahallenin kadınları ve çocukları geliyordu. Bu arada Mağusa’nın Müslümanları konvoyun onlara doğru geldiğini duymuşlar ve bir homurdanmadır başlamıştı. Bazıları böyle birşeye izin vermeyeceklerini falan seslendirmeye başlamış, ellerini hançerlerine ve bastonlarına götürmeye başlamışlardı. Konvoy yaklaştık sonra kahvedekiler ayağa kalkmışlar ve sert bakışlarla onları izlemeye koyulmuşlardı. Tam bu sırada Papa Maneas Türkçe ezan okur gibi bir dua okumaya başlamıştı, “Allah tüm Müslüman kardeşlerimizin işlerini rast getirsin yarabbim; Allah onları sağlığını, mutluluğunu daim kılsın yarrabiii.”

 

Herkes şok olmuştu. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Papa Maneas bağırdıkça onların hayır duasını istedikçe utanmışlar ve ilk önce hançerlerini kınlarına daha sonra ise feslerini saygıyla çıkarmaya başlamışlardı. Konvoy önlerinden geçerken boyunlarını bükmüşler ve gözleri dolu dolu onları takip ederek kale kapısına kadar refakat etmişlerdi. Kalabalık daha sonra orada saatlerce durmuş ve sağ salim geri gelmeleri beklenmişti.

 

Anladınız mı niçin Tahsin ve bazı Rum milliyetçileri bu kilisenin tekrar faaliyete geçmesine karşıdırlar. Bu kilise 1956 yılına kadar iki toplumun kaynaşmasına büyük katkı koymuştu. O dönemde de Tahsin gibi düşünen bazı balligariler bu duruma son vermişlerdi. Bu kilise Ortodoks kilisesinin olması ötesinde birçok anıyı ve hatırayı benliğinde yaşatmaktadır. Orada yapılacak her ayin bize Papa Maneas, Kamil Reis ve Marullaları hatırlatacağı için yasaklanmak istenmektedir.

 









Başa dön tuşu