Ferdi Sabit Soyer dostum, en çok okuyan, düşünen ve üreten milletvekillerimizdendir. Yerel gündemi de takip eder, dünya genelini de. Önceki gün yazdığım “Kıbrıs Konusunda Beyhude Mesajlar” başlıklı yazımda, referandum sonrası verdikleri sözleri yerine getirmeyen dış çevrelerin, bugün yine anlaşma yolunda yayınladıkları temennilerin beyhude olduğu görüşümü ortaya koymuştum. Soyer dostum okumuş, görüşlerini göndermiş. Bir gazeteci için, düşüncelerinin tartışılıyor olması kadar mutlu eden bir olay yoktur. Bugün sayfamızı Sayın Soyer’e ayırıyoruz.
“Sevgili Dostum Mehmet Moreket,
Bu memlekette bir yandan herkes ‘nedir bu durum kendimiz kendimize dair kararları alamıyoruz. Bize bunlar bir şekli ile dayanılıyor’ diye söyleniyoruz. Ama öte taraftan da bu halkın kendi enerjisi ile ürettiği potansiyelleri de göz ardı ediyoruz.
Göz ardı etmeyi bırak, küçümsüyoruz, değersizleştiriyoruz. Önceki günkü yazında, ABD ve Almanya Büyükelçilerinin demeçlerine dönük değerlendirmeler yaptın. Saygı duyuyorum. Ama şu ifadeni beğenmedim doğrusu;
‘Diğer yandan bugün bu temennilerde bulunanlar çözüm için gaza getirilen Kıbrıs Türklerine, hak ettikleri muameleyi yaptılar mı?.’
Bir kere 24 Nisan 2004 referandumundan sonra söz verilen hadiselerin yeşil hat tüzüğü ve AB mali yardım tüzüğünü elde ettik. Onlar vermedi biz elde ettik. Ama direk ticaret tüzüğünü elde edemedik. Bu doğru. Bunun ne kadar takipçisi olduk toplum olarak bunu da hep sorgularım. Ama daha elde etmemiz gereken ve gerçekten hak etmediğimiz olaylar da var. Bu bize dönük ciddi bir diskriminasyondur. Ama ben batılıları öncelikle sorumlu tutmadan evvel esas sorumlunun biz olduğumuza inanıyorum. Bunun iç ve dış faktörler açısından sağlıklı bir değerlendirmesini hiç yapmadık.
En kolayına geldik, ‘kandırdılar bizi, söz verdiler yapmadılar.’ Ben yapmadılarla birlikte, neden yaptıramadık sorusunun da önem kazandığına inanırım. Ama bundan kaçınılır.
Çünkü bu soruyu sormakla, ne yapabilirdik ve hala ne yapabiliriz arayışı gelişir. Bu zor ve riskli iştir. Bu ülkede ise herkesin riskten kaçtığı ise açıktır. Bu öyle siyasiler denerek üzeri kapatılabilecek bir şey de değildir inancındayım.
Bugün Sayın Eroğlu Cumhurbaşkanı’dır. Seçildikten sonra ilk mektubu BM’ye yolladı. Referandum sonuçlarına bağlı olduğuna dair.
Daha geçenlerde Sayın Davutoğlu ise Kıbrıs sorunu Burgenstock’tan sonra yerine oturdu dedi.
Peki neden 2004’ten 2010 kadar geçen sürede Sayın Eroğlu 24 Nisan referandum sonuçlarını hep sorguladı ve bunların yerine oturması için kıl kıpırdatmayı bir yer bırak, hep aleyhine uğraştı. Ama 2010’da bunu kabul etti ve gücünü teslim etti.
O geçen süre bize ne kaybettirdi?
Üstelik de ürettiğimiz bu değerin hala öneminde değiliz.
Bana kızma, ama sen de yazında böylesi önemli bir demokratik değer ve potansiyel üreten bu halkın, bu enerjisine, ‘gaza getirilen’ Kıbrıs Türkü demektesin. Bunu sana bu ifaden için yazdım. Dostluğumuza sığınarak Allah vere sen da bana gücenmen.
Ne acıdır, ne solcusu ve hele o günlerde canını yiyenler, bombaların, saldırıların, devlet baskısının birinci hedefi olanlar dahi, 24 Nisan kararına sahip çıkmıyor. Bunu anmıyor bile.
Ya sağcılar, dün karşı idiler, ama hepsi bugün, bu referandumun sonucuna dayanarak talepte bulunuyor ve dünyayı bunu üzerinden eleştiriyor.
Hal böyle iken, kendi ürettiği enerjiye dahi başkalarının gaza getirmesi ya da bir nedenle olmadı diye hatırlamak bile istemiyorsa bu ülkenin aydınları, sahi biz kendi kendimizi yönetme sözünü nasıl ete kemiğe büründüreceğiz.?
Biz neye benzeriz biliyor musun, o eskilerde hani oğluna kızına güvenmeyip de ölene kadar işini kendi elinde tutan ve bu yüzden de eskiyen, çöken ekonomik yatırımını değersizleştiren insanlar, ya da mesleğini bir gence öğretmekten kaçanlar vardı ya, ona benziyoruz.
Kendi ürettiği değere kendisinin saygısı ve sahiplenmesi olmayanı kimse sahiplenmez.”
Ferdi Sabit Soyer
CTP Mağusa Milletvekili
YERİN KULAĞI VAR
YİNE ZEHİRLENMİŞİZ:
Sadece 12 günde, 30 Aralık-11 Ocak arası 96 ürün tetkik edilmiş, tam 47’sinde zehir kalıntısı bulunmuş. Şimdi endişe etmeyelim de ne yapalım. Denetim de çare değil, kamuoyu baskısı da. Ya bu üretici ilacı kullanmayı gerçekten bilmiyor, ya da bile bile yapıyor. Maydanoz, kereviz, ıspanak, elma ve daha niceleri. Sertifikalı üretime geçelim deniyor. Ancak Bakanlığın sertifika verebilmesi için, her tarlayı hiç atlamadan sürekli denetlemesi gerekir. Anladığım kadarıyla bunu yapacak ne kadro var, ne yasa. Rastgele yakalanan imha ediliyor, kalanı da bizi zehirlemeye devam ediyor…
CEK-CAK:
Bakan Kaşif, tüm yollara bariyer yapılacağını açıklamış. Şoför okullarını denetleyeceklerini ve yolları güvenli hale getireceklerini de eklemiş. Her ölümlü kazadan sonra duyduğumuz sözler bunlar. İnsanlarımızı bir bir toprağa verirken bu sözleri duymak ayrıca sinir bozuyor. Halk hareket bekliyor, cekli caklı sözler değil…
BAKIRCI’NIN MÜSTEŞARINDAN İLGİNÇ İFADE:
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Hakan Oran, Türkiye’den gelecek suyun yanında, birçok bölgede gölet yapılacağını söylerken, enteresan bir ifade kullanmış, bakın ne diyor; “Konu göletlerin yapılacağı alanların büyük bir kısmı 2004 Annan Planı’nda Rum parça devletine bırakılması düşünülen bölgeler içerisinde idi. Bugün bu gölet inşaatlarının Annan Planı’nda verilmesi öngörülen bölgelerde yapılıyor olması da bir başka açıdan değerlendirilebilecek unsurdur.” İlginç değil mi..?
BİLİYORSANIZ SİZ AÇIKLAYIN:
El-Sen, TC’den kablo ile elektrik getirilmesine “bağımlı” olacağımız gerekçesiyle karşı çıkarak, “Geleceği söylenen elektriğin alt yapısının Kıbrıs Türk halkı hanesine borç yazılıp yazılmayacağı bilinmiyor. Elektriğin kaça mal olacağı bilinmiyor. Yeni fiyatların ne olacağını hiç kimse bilmiyor” diye sorguluyor. İyi güzel de, parayı, suyu alırken bağımlı olmuyoruz da, elektriği alınca mı bağımlı olacağız anlayamadım… Petrolü de biz mi üretiyoruz?
ÖĞRENCİNİN SORUNU BİTMİYOR:
Hükümetler değişiyor ama tek değişmeyen, öğrencinin sorunları oluyor. Devletten burs alan, daha doğrusu burs paralarını alamayan öğrenciler eylem yaptı. İlginç olan, önceden planlanan ve bütçeye konan bu paraların niye yatmadığıdır. Eylem yapıldı ya, yarın bakan çıkıp “falanca gün paralarınız yatacak” açıklaması yapacak. Peki ama madem yatıracaksınız o zaman niye bu duruma gelmeden yatırmıyorsunuz..?
HÜKÜMET İZİN VERMELİ:
Kıbrıs Türk Fırıncılar Birliği Başkanı Ömer Çıralı, ekmek fiyatlarına zam yapılmaması için, Türkiye’den un ithal edilmesini talep ettiklerini açıklamış. Bence hükümet fırıncıların bu talebine olumlu yaklaşmalı. Böylece hem ekmek fiyatları artmamış olur, hem de yıllardır bize yedirdikleri ekmeklere, belki biraz lezzet ve kalite gelir diye umuyorum…
ZİRVEDEKİLER
Kayıplar Komitesi: 1974 sonrası Kuzey-Güney arasında en iyi iş çıkartan kurumlardan biri Kayıplar Komitesi. Taşkent (Dohni)’ten iki otobüsle kaçırılarak katledilen 85 Kıbrıslı Türk’ten bir kısmının kemiklerine ulaşıldığı haber veriliyor. Rum basını kaynaklı haberde, bugüne kadar Komite’nin çalışmalarıyla beyan edilen kayıp sayısının yarısına ulaşıldığı da belirtiliyor. Önemli bir rakam.
DİPTEKİLER
Vakıflar Bankası’nda Bir Çelişkili Durum: Vakıflar Bankası’nda 23 kişi iş azlığı nedeniyle durduruluyor. Ancak o kişilerin işine son verme yazılarının altındaki imza, aynı zamanda onları işe alan kişinin imzası. Üstelik de yazıda şöyle bir ifade var: “Banka personel yönetmenliğinde bulunan istihdam kurallarına uyulmadan istihdam edilmeniz ve iş azlığından dolayı hizmetlerinize ihtiyaç duyulmaması nedeniyle görevinize son verilmesi”… Bu nasıl bir çelişkidir? Olayın vicdani yönü bir yana, yönetsel açıdan da bir çelişki değil mi?..
































