Siyasi Sorunumuzu bir yandan Doğu Akdeniz’deki enerji hakkımızla yoğunlaştırıyor; öte yandan Maraş’ı açma kararıyla da genişletiyoruz.
Artı 1954’lerden den beridir süregelen sorunuyla “Evkaf mallarımıza” sahip çıkma” sancıları koyuveriyoruz.
Odağına Kıbrıs siyasi sorununu almış bu çözüm bekleyen sorunlar elbette bizim hak hukuk çerçevesinde faydamıza sonuçlanması gereken “ulusal davalarımızdırlar.”
FAKAT bu “ulusal davaların” da ayrı ayrı çözüme ihtiyaçları varsa, o zaman bunu öncelikle kendimizin başarması gerekir..
Örneğin Sn. Akıncı’nın Crans Montana’dan beridir savunduğu görüşleriyle Hükümet görüşleri birlikteliği büyük oranda örtüşmeden, müzakere masasına Sn. Akıncı’nın kendi “siyasi inisiyatifiyle” taşınmasının sonuç itibarıyla nasıl bir yararı olacaktır?
Örneğin eğer Doğu Akdeniz’de AB’nin de desteğini alarak faaliyette bulunmazsak, kendi gazımıza ulaşmış olsak bile siyasi ve ekonomik sorunlarından nasıl arındıracağız?
Örneğin Maraş’ı 45 yıl kapalı tutup şimdi açacağız demek “siyasi sorunla Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimize” ve barışçı dediğimiz politikamıza nasıl bir fayda sağlayacak?
Örneğin adadaki ve Maraş’taki evkaf mallarımıza Kıbrıs Cumhuriyetinin ortağı olduğumuz dönemlerde bile sahip çıkamazken, bireysel davaları da mahkemelerden dönmüşken; şimdilerde çözüm olmadan “Maraş odaklı” tasavvurlarda gündeme getirmek kime ne kazandıracak?
KALDI ki bu adada “Türk ve Rum mallarından” tutun “Evkaf ve Kilise mallarına..” Kuzey’de ve Güney’de “iki toplumun mal varlıklarına kadar “tapularıyla” birlikte “nedir, nicedirler” sorularına hâlâ hiçbir yetkili ve sorumlu cevap vermiş açıklama yapmış değildir!
Ki bir gün eğer adadaki mülklerimiz konusunda Rum tarafı ile mahsuplaşma durumunda kalırsak (zannederim ki) elimizdekilerin de üzerinde vereceklerimiz olacaktır!
İLGİNÇTİR ama! Bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde hatta referanduma giden Annan planında bile “mülkler konusu” toplumların mal varlıkları dikkate alınarak değil, “İki bölge esasında” ve mevcut sınırlar gözetilerek çözümlendiydi! Üstelik elimizde tuttuğumuz Rum mallarından hatırı sayılır oranda iadelerde bulunduyduk!
Fakat artık böyle büyük oranda toprak iadelerinden söz etmek mümkün değildir!
Çünkü her iki bölgede de insanları kitleler halinde göçe zorlamak, tapulu mallarına karşın mülk takaslarında bulunmak, mesela Larnaka gibi büyük oranda Evkaf mallarının bulunduğu beldede “yeni bir evkaf davası” açmak hele de Maraş’ı açıp üzerinde siyasi ve ekonomik sahiplik kurmak artık mümkün değildir! Çatışmalar yeniden başlar!
Sonuç mu? Bu sorunların çözümlerini kendi içimizde önce biz kendimiz sağlamalıyız. **********
DEVLET, “KURUMLARININ” KURBANIDIR!
İlk kez Meclis Başkanıyken “Kurumların denetimsizliğinden” söz eden politikacımız Sibel Siber olduydu.
Sorunu sık sık tekrar eder ve dikkatleri “denetimsizlikler” üzerine çekerken ansızın anladıktı ki “devletin hayır yüzü görmemesinin asıl nedeni “Kurumların” bozukluğudur!
Nitekim Kurumlardaki “denetim ve deneticiler zafiyetlerini” gazetelerde “vergi listeleri” yayımlanmaya başladıktan sonra “verilmesi gereken vergilerin toplanamadığını gördükten sonra daha iyi anladıktı!
Sonunda “kurumlarımız” battı! Çünkü değişen her hükümetle birlikte Yönetim Kurulları da değişti,. Her değişim bir yeni “partizanlık” getirdi. Sonuçta Bürokrasinin de katkılarıyla hantal ve merkeziyetçi bir KKTC yaratıldı
NİTEKİM Kurumlarda sistemin çarkları evvela “İktidardaki Parti ile partilileri için döndü!” Devlete hizmet ise kalan “artığı” ile yapıldı! Ha bu geleneğin temelleri ta 1974’den hemen sonra kurulan “Sanayi Holdinglerle” atıldıydı “not” diye hatırlatayım!
HÂLÂ “bozuk düzenler” silsilesinde hem sorunlar hem de şikâyetler devam ediyor ama!
Nitekim “Yönetim Kurulunu” Hükümetlerin tayin ettiği, buna karşın iki yakası bir yere gelmeyen ve şimdilerde devleti hizaya getirme görevi de üslenerek sureti haktan görünen Kıb-Tek’li El-Sen (kendi yapısında oluşturduğu beleşçi çalışma koşullarını dikkate almadan) “eğer devlet bize olan elektrik borçlarını ödemezse greve gideceğiz” diyor! Eğer bir değişiklik olmazsa bugün dairelerin elektriklerini kesecekmiş!)
Kİ geçtiğimiz aylarda YDP Başkanı Arıklı o Elektrik Kurumunda çalışanların kendilerini nasıl “avantacı olanaklarla” donattıklarının ispatını Meclis konuşmasında bircik bircik ayazlattıydı da “devletten” tık çıkmadıydı!
Şimdi ayni Kurum bu kez Devleti “avantacılıkla” suçlamakta, beleşinden elektrik akımından yararlandığı için söke söke “borcunu” almak amacında grevle tehdit etmektedir..
SİZ bu ve benzeri sorunlarla sarmalanmış Kurumlara sahip “iktidarlardan” bir fayda bekleyebilir misiniz?
İşte “Yeniden yapılanma” hem de çok acele, bunun için gereklidir!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ALLAH ALLAH!)
Biz göremediğimiz, alamadığımız, elleyemediğimiz “hizmetleri” nedeniyle “Belediyeler battı” diyoruz onlar ise hâlâ “ölmedik ayaktayız” diyorlar!
Nitekim biri Tatlısu diğeri Mağusa Belediyeleri işbirliğinde (yakın bile değiller) Hırvatistan, Romanya, Makedonya, Slovakya, (sıkı durun Meksika) TC ve KKTC’nin de katılımıyla “Halk Dansları” festivali düzenliyorlar!
“Allah Allah” dediğim bu! Yahu bu belediyeler bizim aklımızı mı test ediyorlar!
Bu işin parasal getirisi ne götürüsü nedir? Gerçekten bu dansçılar ülkelerinden mi geliyorlar? Yoksa buralardaki üniversite öğrencilerinden falan mılar! Hele bir öğrenelim devam ederiz “Allah Allah” demeye!
































