Köşe Yazarları

Sorunların içinde boğuluyoruz!








Günlük yaşam gailemiz, “siyasi sorunu” gündem dışına iteledi. Ancak bizim için birincil sorun olmaması, süreci ile önemini “basitleştirmiyor!”




Aksine son dönemlerde Anastasiadis’in “gevşek federasyonu,” TC’i de harekete geçiren Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri ve BM’in müzakereleri başlatma çabaları gibilerinden  “olaylar” Kıbrıs sorununu iyice ısıtıverdi!



Nitekim Rum tarafı  son günlerde Anastadiadis’in önce “gevşek” sonra “Desantralizasyon”  dediği yeni çözüm önerisine odaklanırken,  biz de “patates,  bolibif fiyatlarıyla” uğraşıyoruz!

OYSA farkındayız değil mi?

İstikrarı hiç bugünkü kadar aramadık!    Sosyoekonomik yönden belirli bir düzeyde olmayı hiç bu kadar özlemedik!

Geleceklere bugünkü kadar kuşkular içinde bakmadık!

TC ile Yunanistan arasında kopacak bir arbededen  bu kadar korkmadık!

İçinde  bulunduğumuz bölge barışını hiç bu kadar çok  özlemedik!..

Fakat “maalesef” diyerek bir kez daha anlıyoruz ki hâlâ “kaderimizin sahibi” olamayacak  kadar elimiz kolumuz bağlıdır!..

…RUM tarafına gelince: Onlar tam takım Anastasiadis’in “gevşek federasyonunu” tartışıyorlar.

Sonuncusunu “DİSİ genel başkanı Neofidu ayazlattı!” Nitekim Rum basın haberlerinden öğreniyoruz ki artık onlar da  Kuzey’de bir devlet olduğunun idrakinde, federal sistemi oluşturacak kurucu devletlerin kendi içlerinde daha çok yetkilere sahip olmasını kabul ediyorlar hatta çözüm için “başka çare yoktur” diyorlar!

NİTEKİM Neofidu bu konuda şöyle diyor: İki bölgeli ve toplumlu bir federasyon belki de hem Kıbrıslı Türkler hem Rumlar için en ideal çözüm olmayabilir ama çözüme odaklanan sürecin dengesini tutan tek uygulanabilir çerçevedir…”

Kısaca  yıllardır “üniter” Kıbrıs’ı savunan hatta Anastasiadis’in, “çözümün Kıbrıs cumhuriyetinin evrimleşmiş şekli” olacağına yönelik siyasi tutumuna karşın; bakıyoruz ki bu gün “Federasyonu oluşturacak özerk iki kurucu devleti  konuşmaktadırlar!”

Tabi Anastasiadis’in “Desantralizasyon” başlığının altını nasıl doldurmak istediğini henüz bilmiyoruz. Hele “öneriler” pişirilsin öğreniriz elbet..

**********

EY UBP, SUÇLUSUN AYAĞA KALK!  

Ulusal Birlik Partisi  TC’e “anavatan” diyerek “şükranlarını” sunan tek  “milliyetçi” iktidar partisi olduğu dönemlerde “Atatürkçülüğü” de kullanarak; bugün altında kaldığımız için canımızı çıkartan ne kadar sorun varsa hepsinin sorumlusudur!

Hem Tek parti hükümeti oluş dönemlerinden kalma icraatları hem sonrası “koalisyon hükümetlerine katılımıyla!”

Tabi ki yarattığı “kadro hareketiyle” Türk halkını cemaat oluştan KKTC  gibi  “devlet” mertebesine getirmesini, her devrede  TC ile ilişkilerini en üst seviyede tutmasını ve pek çok “ilklere” damgasını vurmasını unutmadık zaten yeri geldi miydi, “nerde o eski UBP kadroları” diyebilecek kadar bu konuda insaflı ve vefalıyız..

Ancak bu memleketi, bu çarpık ve bozuk düzenlere sürükleyen, altından kalkılmaz sorunlarla boğan da yine UBP’dir! Nitekim:

EĞER Girne çarpık yapılaşma ile gitmiş, yerine bir ucube gelmişse!

Eğer 1974 sonrasında “puanlar” icadıyla Kuzey’deki Rum malları yağma edilmiş hâlâ rant ekonomisinin çarkları dönüyorsa, arazi spekülasyonları devamlarında memleket haraç mezat gidiyorsa; günahları UBP’ye yazılıdır!

Eğer TC ile imzalanan Mali ve Ekonomik Protokoller savsaklanmış, kurumlardan  karparozlanacak oylar uğruna zararına ve tahribatlarına  rağmen ısrarla ve devletin kanını emen asalaklar olarak ellerde tutuldularsa, sorumlusu öncelikle UBP iktidarlarıdır!

Eğer bu ülkede “mütegallibe” dürümüşse onları dürüten de UBP’dir!..

Uzatmak istemiyorum! Fakat UBP yıllar önce (ilk kez Sn. Coşar’ın da artık dayanamayıp  vurguladığı) o “popülizmin” bayrağını açıp da bu memlekette  olanca demokratik teamüllerle hukukun üstünlüğünü yerle yeksan ettiğinde, Kuzey lades olduydu!

Nitekim dün baktım,  UBP’den kalma bir sorun daha salınıyor  medyada! Ki ben çoktan unutmuştum çünkü çözümünden  umudumu kesmiştim!

Dün Havadis gazetesinin 2. Sayfasında da vardı haberi.  “Şu Yeniboğaziçi Belediyesine Bağlı Salamis bölgesindeki deniz kıyısına kondurulmuş  “karavanlar” rezaleti!

Yıllarca “Köşemden” ayazlatmıştım. Kamuya açık olması gereken bir sahilin işgalini, oradaki “karavan” ve “konduların” pisliği ile kokuşmuşluklarını ve ötesi sorunlarını yazmıştım…”

Hiçbir iktidar üzerine yoğalıp çpğalmalarını önleyemedi! Hatta “o işgalciler ne zaman üzerlerine gidilse isyanı bile oynadılar! Koçansız mülkiyet hakkı kullandılar, kimseler onları oradan sökemedi! (Şimdi de üzerlerine gidilecek, bakın nasıl yeri yerinden oynatacaklar!)  Ve gizli kapılar ardında nasıl ilgili Bakanlarla pazarlıklar yapmaya çalışacaklar!

UBP’ye dönüyorum: Yeni başkan Ersin Tatar eğer iktidara talipse biline ki sadece bugünün KKTC sorunlarıyla değil, önünde hâlâ KKTC’nin kamburunda taşıdığı  UBP’den miras kalmış  44 yıllık çözüm bekleyen, temizlik bekleyen, yeni yasa bekleyen… Sorunları da bulacaktır! Kaldırıp çöpe atması gereken “popülizmi” bulacaktır! En önemlisi “öyle geldi, bırak böyle gitsin” diyen fırsatçıların” direnişini bulacaktır! Yaaa!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (YOKSA ANDROŞ MÖU KOYDULAR?)

Hatırıma geldi. Eee! Çaluda bizzat kendi için oylamaya katıldı, “yolsuzluklar” için oy verdi, dokunulmazlığı da kalktı da sonra ne oldu? Hani ben o günden beridir Mağusa’dan bile ayrılmadım,  olayın ucunu kaçırayım!..

Yani Sn. Özersay, tek Çaluda mı idi bütün sorun? Sonrasına bakıyorum,  tıs yok!  Yoksa ayaklarına  “androş” mu koydular?..

 





Başa dön tuşu