Köşe YazarlarıSürmanşet

SORUN 13. MAAŞ DEĞİL, BİZİ BİRBİRİMİZE DÜŞMAN ETMEK…







Tartışmanın asıl sebebi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.




Toplum bir kez daha ortasından kabak gibi ikiye bölünüyor. Bölünüyor ki, yönetmesi kolay olsun, aklın hayalin alamayacağı dayatmalara zemin hazırlansın.



Son marifet, 13. maaş tartışması…

Kapanan işletmeler, binlerce işsiz, karanlık bir gelecek; böyle bir ortamda düşman yaratmak zor değildi. O düşman kısa sürede bulundu, memur… Anayasal bir hak olan 13. maaşı gündeme getirmek için en uygun ortam, bugündü.

Birkaç hafta öncesinin Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu 4 Aralık’ta bakın ne demiş, “Hükümet ile 13. maaşların ödenmesinin alakası yoktur. Bu müktesebattır, anayasal haktır biri gelir ve öder”…

Şimdi hükümet kuruldu ya, iki laflarından biri 13. maaş. Yandaş internet siteleriyle de düşmanlığı körüklüyorlar. Halk ikiye bölünüyor, memur olanlar ve olmayanlar diye ve birbirine karşı kışkırtılıyor.

Oysa kamunun asıl sorunu 13. maaş mıdır?

Bugün bu kıvırmaları yapanlar değil midir kamuyu taşınamayacak yükün altına sokanlar?

Daha birkaç ay öncesinde bile yüzlerce yandaşı, sırf seçim kazansınlar diye kamuya dolduranlar kimdi?

Ve bu zihniyet bunu kırk yıldır her seçim dönemi sürekli yapmadı mı?

Kamuda hizmet kadroları münhalle, sınavla doldurulamazken, sokaktan, bilgi becerisine hiç bakılmadan ve de en önemlisi adaleti, fırsat eşitliğini hiçe sayarak doldurulan vasıfsız kadrolarla kamu çalışamaz hale getirilip, giderleri şişmedi mi? Kadrolarda gösterildiği kadar, yani ihtiyaç kadar memur olsaydı, 13 maaş sorun olur muydu?

Şimdi sıkışınca, kazanılmış haklara saldır gitsin. Sebep, devleti bitiren kendi partizanlıkları. Günah keçisi memur…

Türkiyeli-Kıbrıslı ayırımı yaparak siyasette kazanç sağlayanların, temel haklara el uzatacağını tahmin etmemiş miydiniz? Bu halkı, aklının köşesinden geçmeyen bir şeyle, Türkiye düşmanlığıyla suçlamaya bile cesaret ettiler. Kıbrıs’ta bir Türk tezi olan federasyonu savunanları hain ilan ettiler. Bunun sonu yoktur. Amaç Kıbrıs Türkünü sindirip, kafasını karıştırıp başka bir şeye dönüştürmektir.

Şimdi de yapılan budur.  “Tembel Kıbrıslı, memur olur, Türkiye’den gelen parayla beslenir”…   Hatta, 13. maaş kaldırılmazsa Türkiye para vermeyecek diyen bile var.

Memurun maaşı ve her yıl Aralık ayında ödenen 13. maaş değil midir piyasayı canlandıran. Özel sektörün kazancının canlı tutulması, memurun harcamasıyla değil midir?

Ekonominin temel prensiplerini bile alt üst ederek üretilen bu politikalar, bu ülkede iktidarda olan zihniyetin perişanlığını göstermekle kalmaz. Bence yaptıkları yapacaklarının teminatıdır ve bu toplumu birbirine kırdırarak ilerleyeceklerinin göstergesidir.

Şimdi çık da “13. maaş hakkımızdır de” bakalım. Ne Rumculuğun kalacak ne vatan hainliğin ne açgözlülüğün ne hak yiyiciliğin. Bu duruma geldik. Bunu kışkırtmak için aportta bekleyen gruplar hazır. Toplum içinde bir kesimi diğerine düşman etmeyi göze alanlar, öyle bir sindirme harekatı yapacaklar ki, çoğunluğu yanlış olduğunu bile bile susturacaklar…

Konu 13. maaş değildir. Konu Kıbrıs Türkünün ve sahip olduğu değerlerin kötülenmesidir. Bugün 13. maaş, yarın başka bir şey.

Hayatımda devlet kapısından içeri girmedim. Emekli olana kadar da devletten maaş almadım. Ama alanı da asla düşman görmedim.

Mesele bizi birbirimize kırdırmaktır. Muhalefetin de olaya bu gözle bakması, oynanan oyunu görerek bir strateji çizmesi gerekir diye düşünüyorum… “Yeni normal” denilerek dayatılanlara karşı…

YERİN KULAĞI VAR

SEÇİM ERTELENSİNMİŞ:

Yeniden bakan olmak için çırpınan Fikri Ataoğlu, şimdi de daha dün imzaladıkları hükümet protokoluna aykırı olarak, “seçim 2022’ye kalsın” diyor. Kendi fikri mi, yoksa ağızlarındaki baklayı mı çıkarttı bilmem ama, bırak 2022’yi birkaç ay sonrası bile meçhul. Sanki bu çadır hükümetiyle istikrar olacak da seçim de ertelenecek. Hayale bak…

 

GÜVENSİZLİK VE OTORİTE BOŞLUĞU KORKUTUYOR:

Devletin hastanesine güvenmezsen, eğitim sistemine güvenmezsen, ay sonu alacağın maaşa güvenmezsen, sürekli olarak verilen sözlerin tutulmadığını görürsen, önce kendine güvenini kaybedersin arkasından dayatmaya hazır hale gelirsin… İnsanlar birbirine düşer, bölünür parçalanır, kamplaşır. Hukuk düzeni bozulur. Kısa yolcu, fırsatçı, yasa tanımazlar artar.  Şu anda yaşadığımız tam da budur. Güvensizliği körükleyerek bir şeyler dayatılmaya çalışılıyor.  Gerçekten korkuyorum.

 

TAKSİTLİ GÜNLER BAŞLIYOR:

Ekonomi Bakanı Arıklı, “maaşların taksit taksit ödenebileceğini” söyledi. Önce KKTC’yi tanıttı, ardından spor ambargosunu kaldırdı derken, maaşların taksit taksit ödenebileceğini söyledi. KKTC tarihinde sanırım bir kez Eroğlu döneminde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle memur maaşları iki taksitte ödenmişti. Yeni hükümetle birlikte o günlere geri dönüyoruz anlaşılan. Artık maaşlar 15’de bir mi olur, haftalık mı olur karar Arıklı’nın. Verin mehteri de korkmayın…

 

SANER AÇIKLASIN:

Hani o meşhur “özel jet” kriziyle ilgili polis soruşturması başlatılmıştı ya. HP milletevekili Özersay, “polis soruşturmasının bir ay önce sona erdiğini” açıkladı. Hatırlayacaksınız dönemin Başbakanı Tatar, özel jet olayında, “beni kandırdı” deyip dönemin Turizm Bakanı Üstel’i görevden almıştı. Şimdi başta Saner Hükümeti var ve Üstel, bu hükümetin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı. Şeffaflık sözü veren Saner çıkıp bu polis raporunu ve orada yazılanları toplumla paylaşmak zorundadır. Toplumun o gün yaşananları bilmek hakkıdır…

 

SESİ SOLUĞU ÇIKMIYOR:

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile konuşmaya başlayan, seçime yapılan müdahaleleri en sert eleştiren Serdar Denktaş’ın bu günlerde pek sesi soluğu çıkmıyor. Zamanında UBP’ye demediğini bırakmayan ama nedendir bilinmez bir anda üçlü hükümetin kurulmasında baş rol oynayan Denktaş’ın, bu değişikliğinin nedenini doğrusu herkes merak ediyor. O kadar laftan sonra bu değişimi, kamuoyunda çeşitli dedikoduları da beraberinde getirdi…

 

İŞLEVİ OLMAYAN PANDEMİ HASTANESİ:

Son birkaç gündür salgın yerel vaka sayısı korkutucu boyuta ulaştı. Devlet Hastanesi virüsün merkezi haline geldi ve yetersiz kalıyor. Bu nedenle planlanan ameliyatların bile erteleneceği konuşuluyor. Hastanenin hemen yanı başında bin bir tantana ile açtığımız pandemi hastanesi ise, personel eksikliği nedeniyle orada atıl vaziyette duruyor. Gösteriş olsun diye geceleri pırıl pırıl yanıp, elektrik tüketen ancak hiçbir işlevi olmayan bu binayı neden yapmıştınız?

 

KKTC GÜVENİLİR BİR ÜLKEYMİŞ:

KKTC’nin güvenilir bir yaşam yeri olduğunu ve yabancılar için cazibe merkezi olabileceğini vurgulayan Tatar, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelerle KKTC’nin statüsünün de yükseldiğini ve Mavi Vatan’da önemli bir rol sahibi olduğunu belirtti. Tüm bu gelişmelerin ekonomik anlamda, iş dünyasında yatırımcılar için iyi gelişmelerin habercisi olduğunu söyledi. İyi de Akdeniz’de her an sıcak bir çatışmanın yaşanma ihtimali hala varken hangi yatırımcı bunu bir fırsat olarak görebilir ki. Statümüz nasıl yükseldi biz pek anlamadık, o kendi hayal dünyasında yaşamaya devam etsin…

FOTO GÜNDEM: Hellim göz göre göre elimizden gidiyor. AB’nin ilk direktifleri geldiğinde Nazım Çavuşoğlu yine Tarım Bakanıymış. Aradan kaç yıl geçmiş, kulağımızın üstüne yatmışız. Şimdi Rum tarafı, “adanın devleti benim, ben tescil ettiririm” noktasına gelip de AB’yi de kolayca ikna edince, eteklerimiz tutuştu. Keşke şu saçma sapan gündemler yerine bunların peşinden gidebilseydik, keşke hep birlikte mücadele edeceğimiz bir stratejimiz olsaydı. Yazık. Şimdi üretici AB’yi, Rumları suçluyor. Zamanında, gereken mücadeleyi vermeyen kendi yönetimlerine baskı uygulasalardı, bu duruma gelinmezdi. Gerçekleşirse büyük haksızlık ve büyük bir kayıp…

Hellim

 









Başa dön tuşu