Hiç anlattıklarının duyulmadığını ya da önemsenmediğini hissettin mi;
Ya da görmezden gelindiğini uğradığın haksızlığın?
Maddi zararını boşverecek kadar yanan canının yangısının, görmezden gelindiğini deneyimledin mi?
Haksızlığı her kabul edişinde, haksızlığa karşı her sessiz kalışında daha büyüğünü doğurduğunu tecrübe ettin mi? Naptın peki sonra?
İnandığın değerlerle sınandığın oldu mu mesela? ‘Hani kötülük yapanların canı yanacaktı?’ deyip isyan ettiğin, başka çaren kalmadığı için görünmez olandan yardım istediğin?
Senin yanındaymış gibi davranan insanların, aynı şeyi hakkını yiyenlere de yapıp iki tarafı da idare ettiğine şahit oldun mu hiç?
Potansiyelin yüzünden yok sayıldığın , itibarsızlaştırılmaya çalışıldığın oldu mu seni büyütmesini beklerken seni kendilerine rakip görenlerden?
İyi insan değil iyi oynayan insan olman gerektiğini fark ettiğin ilk anda ne hissettin?
Hakkında söylenen yalanlara sana sormadan inananlara sırf değer verdiğin için yardım edecek kadar saflıklar yaptın mı peki?
Doğru yol ne diye araştırırken, akıl danıştıklarının birbirlerinin yollarını kötüledikten sonra; senin tam kaybolduğun anda, birbirleri ile sarmaş dolaş olduğunu gördü mü gözlerin?
Ben senin arkandayım diyenlerin kaçı yarı yolda bıraktı seni? Gerekçeleri neydi peki? Dün seviyorum diyenlerin bugün fikri neden değişti?
İnsanların kendi hırs ve çıkarları doğrultusunda nasıl yalan söyleyebildiğine şahit oldun mu? Bu senin idealize ettiğin biri oldu mu hiç mesela? Nasıl hissettin öyle zamanlarda?
Dost dediklerin kaç kez yarı yolda bıraktı seni? Ya da kaçı gözlerinin içine bakıp yüzleri bile kızarmadan yalanlar söyledi sana?
Onlar zarar görmesin diye kendi doğrularına ihanet edip sırlarını taşıdıklarının ilk fırsatta sattığı kişi oldun mu acaba?
Anlaşılmak için çırpındığın oldu mu hiç? Çırpındıkça sorunlu damgası yiyip ötekileştirildiğin?
Doğru söylediğin için onuncu köyde dahi yer bulamadığın oldu mu?
İhtiyacın, duyulup, anlaşılıp sarmalanmakken, evim dediğin ortamdan kovulduğun oldu mu senin?
Dost bildiklerinin, kendilerine ucu dokunmasın diye, zor anında hatırını bile sormadan çil yavrusu gibi dağıldıklarını gördü mü gözlerin?
Başarılarına sevindiğin arkadaşların söz konusu senin başarıların olunca alkışlandın mı yoksa taşlandın mı? Sahi kaçı yanındaydı sevdiklerinin?
Yalnız kalmamak adına yapılan yanlışlara kör kaldın mı mesela? Kör kalmasan, lal olmasan ne değişirdi sence hiç düşündün mü?
Ben çok düşündüm ve anladım ki;
Hiçbir acıya benzemezmiş, hakkını arayamamanın acısı…
Ve insanların haksızlık karşısında sürekli kendi çıkarlarını düşünüp sessiz kalması, bizi Dostoyevski’yi dinlemeye mi çağırıyor acaba? Yani; Bu devir sıradan insanın en parlak zamanı, duygusuzluğun, bilgisizliğin , tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devri mi cidden?
































