Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

O “Son Gece” ve Annan Planındaki Harita

Müzakereler başlarken müzakereciler “açıklama yapmayacakları” konusunda prensip kararına vardılardı. Bu durumda ya süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunmayacaktık veya Rum basınının  da yardımı ile “tahminlerde” bulu nacaktık! Biz rizikolu bir tercihle hemen her gün “köşemizde” siyasi sorunla ilgili  yorumlar yaptık..  Yalan yanlış olmaması ve bir açmaza düşmemek için de  hareket noktamızı Annan planı olarak saptadıktı. Çünkü masaya hangi müzakereci oturursa otursun Annan planı mutlaka referansı olacaktı. Tahminimizde yanılmadık. Liderler çözüm arayışlarını sürdürürlerken “Annan planını” kendilerine yol haritası yaptılardı.

AP’NI  YİNE MASADA:  Şimdi Mont Pelerin’deki son güne dönüyorum. Oradaki Havadis Gazetesi ekibinin de geçtiği habere göre toprak konusunda bir “son gece” yaşandıydı.

Bu “son gece”  veya “son anda” olagelen ve müzakerelerin kopmasını önleyen Sn. Akıncı’nın masadaki o önemli açılımını, Başaran Düzgün Havadis gazetesindeki dünkü  “köşesinde”  şöyle anlattı:

“…Zirvenin kilitlendiği ve başarısızlığa doğru sürüklendiği o  meşhur son gecede Akıncı’nın ciddi bir açılım yaparak masaya harita koymadan haritadaki toprak oranlarını telafuz ettiği doğrudur…”

Pekala ama neydi  Sn. Akıncı’nın Anastasiadis’i “yeniden değerlendirme yapmak için süre istemeye sevk eden önerisi?” Başaran Düzgün’ün anlatımına  göre Sn. Akıncı’nın toprak konusunda Anastasiadis’e teklifi şuydu: “Gel Annan  planı haritası üzerinden devam edelim…”

İşte Annan planını bir kez daha önemince kanıtlayan sihirli öneri buydu. Taraflar 20 Kasımda Mont Pelerin’e döndüklerinde Annan  planında toprakla ilgili haritayı masaya serecekler…”

NE VARDI O HARİTADA? Önce hatırlatalım: Başından beridir ne söylüyordu Anastasiadis? “Annan planında verilenler zaten otomatik olarak bizimdir. Şimdi üzerinde toprak istiyorum…”

Yani Mağusa-Lefkoşa anayolunun Güney’indeki köyler iade edilecek.. Omorfo verildiydi yine verilecek veya  federal devletin yönetimine geçecek! Rum tarafının üzerinde sağlayacağı bir başka kazanım Karpaz kantonu olabilir mi? Ve bunlar Kuzey’in sınırlarını belirleyecek yüzde 28 toprak oranı ile çakışır mı? Henüz bilmiyoruz.

Kısaca 20 Kasım’da bu kez gerçekten harita üzerinde tartışılacak 5’li Konferansa gidilecek veya “buraya kadar” denecek. Ne var ki her şey bittiği yerde yeniden başlar. Umutsuzluğa hiç gerek yok bu bir pazarlıktı acele eden, telaşa kapılan kaybeder!


KKTC YETİŞEN GENÇLİĞİMİZLE NE KADAR UYUM İÇİNDE!                      

                               Başta turizm Bakanlığı olmak üzere turizmciler, KKTC’yi sevdikleri ve yurtları olduğuna inandıkları için bazı yurttaşlar, geleceğe güzel, temiz, tertipli bir Kuzey coğrafyası bırakmak için can’ı gönülden çalışan “çevreciler, vatanseverler, Avrupa’da medeniyet görmüş insanlar başlarını  deniz ötelerine çevirerek hep birlikte çağrıda bulunurlar.

“Kuzey Kıbrıs’a gelin. Havası ile denizi  ile  ilk günkü gibi hâlâ bakir doğasıyle,  insanları  sakin, anlayışlı, medeni..”

ÖYLE MİYİZ GERÇEKTEN?   Gerçekten böylesi çağrılarda bulunacak kadar güveniyor muyuz kendimize?                                          Gerçekten iddia ettiğimiz gibi midir çevremiz? Gerçekten  insanlarımız medeni, sevecen, anlayışlı mıdırlar?

O zaman soralım:  Neden çevre kirliliğinden   yakınıyoruz?                                                         Neden hemen her gün gazetelerde kirlettiğimiz  memleketin sayfalar dolusu fotoğrafları haberleri yayınlanmakta?

Neden her gün kabaran sayıda uyuşturucu olayları ile mahkemelik  davaları artmakta?

Neden hemen her gün “asude” dediğimiz bu ülkede süratten, başkasının hayatını hiçe saymaktan dolayı ölümlü kazalar olmakta?

Neden insanlar mahkemelerde bile artık birbirlerini ölümle tehdit etmekte! Saldırı nedeniyle polislerin başı yarılmakta?

Neden  hayvan besicileri makineleriyle bir kentin halkını trafiğe kilitlerken, bakanlık kapılarını kırmakta, Meclis’e saldırmakta?

Neden sürücüler yollarda arabalarından inerek birbirlerini dövmekte?

Neden en tatlı konuşmalar  göbek altı süslemlerle yapılmakta!

Neden insanlar birbirlerine kazık atmayı açıkgözlük saymakta?

Neden insanlar siyasi tercihlerini bile para ile alıp satmakta, para karşılığında siyasi tercihler ve popülizm kokulu olaylar yaşanmakta?..

KENDİMİZ ŞİKÂYETÇİYKEN: Yeni bir jenerasyon yetişiyor. İyi beslenmenin, sağlıklı olmanın sonucu artık gençlerimiz iri yarı, güzel bir nesil. Kızlarımız  dal gibi sportif.

Fakat işte bu nesildir ki yetiştikçe beterince kirlenmekte çevre? Uyuşturucu kullanımı artarken, vurdumduymazlık büyümekte! Eğitim yönünden zaten hiç soru suali edilemez kamu görevlileri sınavları  başarısızlıkları ile  ortada!

AÇIK YAZALIM. Gençlerimiz zaten işsizliğin pençesinde kıvranıyorlar. Son açıklamada KKTC’de 13 bin işsiz olduğuydu. Ancak bu sayı kayıtlı olanlar. Yanısıra yüzlercesiyle  de kayıtsız olanları vardır.

Bir ülkede umutlar güvensizliğe, inançlar hayal sükûtuna uğradığında bundan en çok “gençler” etkilenirler! Nitekim etkileniyorlar! İşte artan illegal olaylar, uyuşturucu trafik… İç barışa çok ama çok ihtiyacımız vardır. Bu da istikrarı gerektirir.

 


KISACA TAKILDIĞIM: (AB’NİN KANALİZASYONU TC’NİN SUYU!)

Anlı şanlı Avrupa Birliği! Mağusa’daki kanalizasyon çalışmalarında o gencecik görevlileri Mağusa Namık Kemal Meydanındaki ofislerinden taşar ayaklarımıza dolanırlardı. İşleri kolay değildi. Septiklerin akışını sağlayacak boruların  zemine uygun eğimlerde olmaları gerekirdi falan…   Başaramadılar, yer yer tıkanmalar oluyor ve pis kokular hiç geçmiyor! Mağusa buna mahkûm, zaten arıtma tesisi de çalışmıyor!

Öte yandan denize döşenen borularla  KKTC’ye su akıtan Türkiye.. O suya da  Sevinemedik! Nitekim  ne içme suyu olarak kullanabiliyoruz ne de tarımda  sulamada yararlanıyoruz. Üstüne üstlük hâlâ bu suyun KKTC’e akmasını sindiremedik, Türkiye bizi  suyu ile esir edecek diyorlar! Fakat:

Düşünün AB bizi bokumuzla kokutuyor tık yok! Fakat Türkiye suyu ile bize hayat veriyor söylemediğimiz laf kalmıyor, “al suyunu da git” diyecek kadar!