Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sn. Akıncı’nın değerlendirmeleri ve görüşlerimiz

Geçen hafta Yakın Doğu Üniversitesi’nde konferans veren Sn. Akıncı geçmiş müzakerelerde asılı kalan  bazı sorunları bir kez daha deşti. Bize, geçmişi sürekli kaşımak “abese iştigal” gelse de çözüm olasılığını  Crant Montana’ya  kadar taşımış Sn. Akıncı için öyle değil ama.. Yetkili ve sorumlu  Cumhurbaşkanı olarak tutun ki  “müzakereler ve çözüm” asli sorunudur..

Bu nedenle, kapsamında başarılamamış çözüm kırıklığı  hayıflanması olsa da sürekli siyasi sorunu sıcak gündemde tutmasını anlıyoruz…

MESELA: Söz konusu konferansta şöyle der Sn. Akıncı: “Çözüm için ne kapkara bir tablo çizmek ne 2018’de çözüm yılı olacak demek doğru değildir!”

(Eğer muzırlık yapmak gereğini duysak şöyle diyeceğiz bu vurgulamaya: “Bunun adı kararsızlıkla bilinmezliktir!” Nedeni de hâlâ “neyi istediğimizi bilmemektir!”)

MESELA: Sn. Akıncı “Harita konusunu gündeme getirmeseydim beşli konferans da toplanamayacaktı. Bunu yapmamamın tek nedeni var o da çözüme olan inancımızla çözümsüzlükten tüm tarafların kaybedeceğine yönelik olan inancımızdır.”

(Peki ama BM’ler kasalarında kilitli o haritaları kendilerinden başka var mı bilen? Kaldı ki  Rum tarafı çözümsüzlük nedeniyle neyi niçin kaybetsin? Kuzey’e dönüşünü mü? Kendi çoğunluğuna dayanacak federal sistemdeki siyasi iradesini mi? AB, BM’ler üyeliğini mi? Her halû kârda Kuzey’deki kazanımlarını mı?)

MESELA: Diyor ki Sn. Akıncı Türkiye’nin burada 40 bin askeri kalsın mı? Hayır. Kalmasını savunan yahut isteyen olmadı. Makul rakamlarda uzlaşma sağlanabilirdi.)

(Elbette, doğru bir yargı. Çünkü sorun Kuzey’de kalacak asker sayısı değil, Türkiye’nin devam edecek garantisidir..)

MESELA: Sn. Akıncı’nın Rum tarafının “sıfır asker sıfır güvenlik söyleminin, Şubat 2018’de yapılacak Güney Kıbrıs’taki seçimlere yönelik slogan olarak kullanıldığı” yargısına katılmak mümkün değil.                                                    (Çünkü Anastasiadis bu istemini seçim kazanmak için değil, Ulusal Konsey”den ve kiliseden çıkan karar nedeniyle almak zorundaydı ve bundan sonrası süreçte de Güney’in bu kararı değişmez!)

MESELA: Sn. Akıncı Rum tarafının Kuzey’e yönelik pek çok “güven artırıcı önlemleri” yerine getirmediğini, özellikle kaçındığını hatta hasmane bir siyasi tutum izlediğini vurgularken haklı olarak soruyor: “Bu zihniyetle nasıl uzlaşacağız?”

(Pekala gelecekte uzlaşabilineceği konusunda var mı bir umut? Eğer Güney ayni minval bir dünya devleti oluşu, Türk tarafı da ayni kaderde ambargolar altında ve  TC’nin işgali ile suçlanan korsan devlet olarak suçlanmaya devam ederkse!..)                                  Yarın eğer bir zuhurat hasıl olmazsa devam ederiz!)


 

             GELİN “TEMİZ ADAYLARLA TERTEMİZ TOPLUM YARATALIM!)

Tufan Erhürman Özgürgün’e ikinci “hodri meydan” çağrısını da yaptı ve dedi ki “cesareti varsa karşıma çıksın!”

Biraz “”Kılıçdaroğlu’vari” de olsa bu meydan okuma, ben “aman Özgürgün’e aman ha!” diyorum. Birinci hodri meydana bir daldın erken seçime gidiyoruz! İkinci meydan okumaya, sakın ola “varım” deme” bu kez UBP gider!

Tabi çok gailemde olduğu için yazmadım  ama geçtiğimiz günlerde de Özgürgün her ne kadar “adlarını” söylemese de “batan kurumalarımızı bile verimli hale getirdik”  dediydi!

       Oysa hafıza’ı beşer nisyan ile malul değilse “çok yoktur” diyeceğiz: Meclis Başkanı Sibel Siber acı acı yakınıyor, “kurumlarımızın çalışmadığını, döküldüklerini” söylüyordu Meclis’te!  Ve biz de “köşemizden” yorumlarını yapıyor  yılların müzmin sorunları içinde “anketlere” de olumsuz çalışmalarıyla geçmiş “kurumlarımızı” didikliyorduk!

       Ancak bu kurumlar da her halde bir buçuk yıllık UBP-DP koalisyon hükümeti döneminde batmadılardı! Öncesinde iki devre CTP ağırlıklı Koalisyon hükümetleri vardı ve  kurumlar o dönemlerde  de “batık” haldeydiler! Buna karşın iddialı CTP, devletin “dinamosu” olan kurumlarımızı toparlayıp iyileştiremedi!

Bu seçim sonrasında yine hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağı gerçeğinden hareketle diyorum ki “gelin KKTC’nin yapısal kusurlarını  masaya yatırarak partiler arası bir konsensüs ve  yeni değişiklik yasalarıyla iyileştirmelere gidin..”

       Ancak bunun için temiz bir toplum yaratılması gerekir.. “Temiz toplum” için  de temizden öte “tertemiz bir iktidar” olmalıdır görevde…

Bunu, hemen seçim öncesi gerçekleştirmek mümkündür: “Temiz bir toplum için temiz bir yönetim” kararında, önce tüm adaylar başta başbakan Özgürgün olmak üzere mal varlıklarını açıklamadırlar..       Hiçbir adayın bu beyanları “aidiyetiyle özeline” yönelik tecavüz olarak nitelemesinin de bir anlamı yoktur! Ne yoksulluk utanılacak bir vakıadır ne zenginlik! Utanılacaksa “nereden buldun” sorusuna verilemeyecek cevaptır! Ki “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten!” Milletin vekili olacaksan tertemiz olacaksın!

OYSAA! Usandık iktidara gelip gidenlerin “yedikleriyle yedirdiklerinin hikâyelerini dinlemekten!”

Kısaca gelin temiz adaylarla temiz toplum yaratalım..

 


KISACA TAKILDIĞIM: (AT MARTİNİ DEPRELİ HASAN!..)

Bakıyorum da siyasi partilerimizi yerler gökler sığmıyor. Daha şimdiden hükümet programı gibi seçim bildirgeleri yayınlamaya başladılar! Vaatler, iddialar konfetiler gibi havalarda uçuyor!

       UBP’ye bakıyorum sanki ana muhalefet partisiydi de yeniden iktidara gelecek gibi reklam yapıyor!

CTP’ye bakıyorum sanırsınız seçimin ertesi günü iktidarı sayesinde siyasi sorun da çözülecek memleketin olanca sorunları da!

       HP’i  ikisine de meydan okurken nihayet kararını verdi CTP ile her halde ve  lütfen koalisyon kurabilim diyor..                            TDP de  sesini duyursun diye ayaklarını patır kütür yerlere vuruyor, bensiz hükümet kurulmaz diyor… Falan!

Durun be ağalar beyler. Bu ne acele! Daha seçim olacak, hükümet sancılana sancılana  kurulacak, bütçe yapılabilecek mi belli değil…

Kısaca gelin bindiğiniz atın gemini çekin, bu gidişle duvara toslayacaksınız!