Ersan Saner, kabineyi açıkladığı andan itibaren halka çağrı yapıyordu; “Bize güvenin”… Beklentisi buymuş… Ama ya halkın beklentisi, ya partililerinin beklentisi? Uyuşuyor mu? Uyuşmuyor…
Bu hükümete güvenmemek için çok sebep vardı, o da bunun farkındaydı, onun için tekrarlıyor.
Lafla olmuyor tabi… Hele listeyi duyduktan sonra, “nasıl bir hükümet kurulursa kurulsun, hükümetsizlikten iyidir” diyenler bile fikrini değiştirdi…
Ülkeyi bekleyen onca acil sorun varken, işini bilen bir kaç kişinin bile yerinden kaydırıldığı bir listeye nasıl güvensin insanlar?
Bütçe öncelikliydi mesela, zor işti, sıfır tecrübeli birini Maliye’nin başına getirdiğinde nasıl güven verebilirsin ki?
Yüksek öğretim bir başka sorundu. Yılların tecrübesiyle, konuyu bilen bakanı alır tarıma atarsan, yerine de eğitimle alakasız birini getirirsen sorun çözme niyetin olmadığı görülür.
Yapılan dizaynın, bu ülkenin meseleleriyle, kamunun çıkarıyla bir bağlantısı yoktur. Aylarca tüm çevreler, iş dünyası, emekçi örgütleri “teknokrat hükümet olsun, bizi bu zor günlerden ancak işin uzmanları, seçim gailesi olmayanlar çıkarabilir” demişken, tamamen seçim odaklı bir hükümet şaka gibi geliyor…
Fakat asıl mesele, bugün net bir şekilde ortaya çıktı ki, bırakın halkı, Saner’e kendi partisi güvenmiyor.
Tam 4 milletvekili ilk günden uyarılarını yaptılar. Faiz Sucuoğlu ile Aytaç Çaluda 2 saat sonra rica minnet getirilebildi. Arkasından Hasipoğlu ve Öztürk çıkıp geldiler. Sucuoğlu’nun tavrı tartışmasız bilinen bir durumdu. Adı Dışışleri Bakanlığı’nda geçen, hatta gündüz ve gece boyunca tebrik kabul eden Oğuzhan Hasipoğlu ile ne beklediğini bilemediğimiz Yasemin Öztürk ve Aytaç Çaluda da aynı tavrı sergilediler.
Bu 4 milletvekili “Biz buradayız, rahatsızız, haberiniz olsun” mesajı verdiler. Bu bir tehditti bana göre. Sürekli olarak bu hükümetin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duracak…
“Başbakan olayım, sonra da partinin başına geçeyim” havasına giren Saner’in UBP’nin iç dengeleriyle bu kadar feci bir şekilde oynaması, daha doğrusu oynanmasına izin vermesi acemilik midir? Yoksa kendisiyle ilgili hedefi hepsinden daha mı önceliklidir? Öyle bile olsa, insan başına gelecekleri az çok tahmin ederdi.
Dün bir yorum okudum, bir arkadaş “patlayan lastiği yamaladılar, ama bu lastiklerle yolda kalırlar” diyordu.
O lastik bir yerinden patlamadı, patlamaya hazır daha birçok zayıf noktası var. Bugün bunlar, yarın başkaları. Hele seçim yaklaşsın, yandaşları için taleplerle kapısına gelen vekilleri nasıl tatmin edecek? Herhangi birine “hayır” deme şansı var mı?
Aynı şey kurultay için de geçerli.
Sonuçta, hükümeti kuran parti demokrasi özürlü, muhataralı, tartışmalı, kurduğu hükümet de öyle.
Beş benzemezle nasıl bir mucize yaratacak ki kendine güvenmemizi ister?
Gerçekten çok merak ederim…
YERİN KULAĞI VAR
TEK DERDİ O KOLTUKDU:
Ersan Saner’in tek derdinin başbakanlık koltuğu olduğuna inanırım. Yoksa 2 vekilli YDP’ye Başbakan Yardımcılığı yanında birçok önemli daire, kurum, fon bağlamazdı. Kısacası Başbakanlık koltuğu dışında kim ne istediyse verdi. Ama dedim ya onun derdi bunların hiçbiri değildi. Tek derdi piyangodan çıkan Başbakanlık koltuğunu birine kaptırmamaktı…
KABİNE “KURULTAY ATAMASI”YMIŞ:
Ekonomi ve Enerji eski Bakanı Hasan Taçoy, yeni kabinenin eleştiriye açık olduğunu söyledi ve “Kurultay ataması gibi bir hava var” diyerek, erken genel seçimlerin Ekim 2021’den önce de yapılabileceğini iddia etti. Zaten bu yamalı bohça hükümetinin pek fazla ömrü olmayacağını herkes görüyor da içeriden de bu sesler çıkınca, gerçeğe dönüşüyor…
SANER’İN KURULTAY HESABI:
Son UBP kurultayında aday olan ve en çok oyu alarak ikinci tura kalan Sucuoğlu ve Taçoy, kabinede yer almazken, kurultayda son üç sırayı paylaşan Üstel, Oğuz ve Çavuşoğlu’nun atanması sizce de ilginç değil mi? Belli ki Saner, yapılacak kurultayda Taçoy ve Sucuoğlu taraftarlarından kaybedeceği oyları bu üçlünün desteği ile kapatmayı düşünmüş. Bu destek yetecek mi, onu da Saner’e karşı kim veya kimlerin aday olacağı kesinleşince göreceğiz…
İLK DEFASI DEĞİL:
Yaşanan bu rezil hükümet kurma sürecinde anlam veremediğim, daha doğrusu şaşırdığım Serdar Denktaş’ın tavrı oldu. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dilinden düşürmediği “müdahale ve irade gaspı” sözleri hala hafızalarda dururken, bu hükümete destek vermesi tuhaf değil mi sizce de. Ama arşivleri karıştırırsanız aslında Denktaş’ın bu tür sağ gösterip sol vurduğu birçok olayı görürsünüz. Yani bu son olay onun ne ilk ne de son olayı olacak…
ARADAKİ 5 GÜNÜ ANLATIN BİZE:
Cumhurbaşkanı Sözcüsü Berna hanım hala aynı teranede gidiyor. Bu defa Başsavcılığın görüşünü yayınlamış. 23 Ekim’de milletvekilliği ve Başbakanlık görevi sona ermiş de ondan sonra vekalet veremezmiş. O kadarını anladık, aptal değiliz. Bir daha, daha açık yazalım da tekrarlamaktan vaz geçsinler; tabii ki cumhurbaşkanlığını aldıktan sonra olmayacağını herkes biliyor. Ancak bundan öncekiler, seçimi kazandıklarının ertesi günkü tarihle verdiler vekaletleri. Zaten Başsavcılık da, “tercihinizi yaptıktan sonra” diye özellikle vurgulamış. O aradaki 5 günde niye vermedi vekaleti? Haydi, madem illa da bir şeyler ispat edeceksiniz, bunu anlatın bize.
KEŞKELER:
Özersay, “Burayı bir makam olarak değil bir görev yeri olarak gördüm. “ Devlet malı deniz” demedim, içtiğim çaya, kahveye varıncaya kadar cebimden ödedim, devlete ödetmedim” diyerek koltuğu bıraktı. Kendisine teşekkür ederiz ama, son 2 yılda bu topluma ödettiği faturalar ne olacak? Sırf “cumhurbaşkanı olmak adına” kendi toplumunun değil de başkalarının sesi olan Özersay, bugün yaşanan rezaletlerin baş sorumlularından biri. Keşke hükümet olduğu dönemde toplumun çoğunluğunun sesine kulak verseydi biz bırakın çayını kahvesini, kebabını bile ödemeye razıydık…
MARAŞ AYDINLIK, BAŞBAKANLIK KAVŞAĞI ZİFİRİ KARANLIK:
Maraş’ın 46 yıldır karanlık olan sokakları aydınlatılmış. Elektrik bağlantısı sağlanmış, direkler dikilmiş, ışıl ışıl. Ama bu ülkenin hem en yoğun hem de en prestijli Başbakanlık kavşağı haftalardır karanlık. Bu ne çelişkidir? Acaba diyorum, ülke başbakansızdır diye mi karardı kavşak da? Alın size KKTC’de işlerin nasıl yürüdüğünü, önceliklerin ne olduğunu gösteren tek bir örnek…

FOTO GÜNDEM: Bunca kötü haberin arasında sevinecek bir şey bulmak öyle zor ki, bulunca atlamayalım dedik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Lefkoşa’nın Kardeşlik Protokolu online bir törenle imzalandı. Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul gibi bir mega kentte, kısa sürede sergilediği başarıya, Kıbrıs sevgisi de eklenince, Lefkoşa için umut veriyor…
































