Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi sorun

SİYASİ SORUN: (ÇÖZÜM DİYE DİYE RUH SAĞLIĞIMIZ BOZULDU!)

Dün TC’nin AB’den Vize muafiyeti hakkını kazanmasını yorumlarken hem siyasi hem de sosyoekonomik yönden bölgede yeni bir dönemin başlayabileceğini yazdıydım. Kıbrıs sorunu ile ilişkilendirdiğimde ise hem barışçı çözüme katkısı olacağını hem ekonomik yönden Türk Rum halklarına özellikle turizm alanında büyük olanaklar sağlayabileceğini anlatmaya çalıştıydım.

Bu “değerlendirmelerimden” dolayı kimileri beni “çok iyimser” olmakla işaretlerken bazıları da “gara güvercinler beyaz olmaya başladı” diyerek dürttülerdi! Ve farkına vardım: “Gitgide felaket tellallığı yapmayı yaşam tarzımız haline getirdik!”

Gitgide ak ve karanın ötesinde “grinin” de olabileceğini unutuverdik!

Gitgide “çözümsüzlüğü” lanetleyenlerle, (çözümsüzlüğü istemeyen elbet yok ama) itile kakıla köşesine sıkıştırıldığı için “evet istemiyorum” demek zorunda kalanlar, düşman kampları haline geliyorlar!

Gitgide bazılarımız, ellerinde Rum mülkü bulunduranların bu mülklerini kaybedip cascavlak ortalarda kalacakları olasılığı için çözüm istiyorlar!

Gitgide TC kökenlilerin  geri döneceklerini düşünen bazılarımız da bayağı seviniyorlar!

RUHİ KOMPLİKASYONLAR: “Çözüm ve çözümsüzlük” gibi Kıbrıs Türk halkının “ulusal davası” olması gereken bir “siyasi tercih olayını”  savunurken ortaya çıkan bu ayrı gayrı görüşlerin insanların birbirlerinden intikam almak için kullanıldığını görmek, “üzücü” kelimesiyle ifadelendirilmeyi aşar! Kusura bakmayın ama buna ruh sağlığımız bozuldu derler!

Ki benzer olayı Annan planı arifesinde gördüktü. Bir uçak dolusu gazeteci bir TV. Programı için birlikte Türkiye’ye uçmuşlar birlikte stüdyoya girmişler, yerlerine oturur oturmaz da hançerelerini yırtarak birbirlerine söve saya küfürleşmişler, yetmemiş program süresince de kavgaya devam etmişlerdi! Olayın nedeni de “Annan planı iyi bir çözüm şeklidir diyenlere karşı hayır değildir diyenlerin itirazı!” Oysa o TV programına bu iddialarını uygarca tartışmak için katıldılardı!

SONUÇ: TC’nin AB ülkelerine vizesiz giriş hakkı kazanması ile AB ülkelerinin TC’ye vizesiz giriş yapmaları nedeniyle oluşacak yeni ekonomik ve barışçı ortamlar (belki diyorum) karalar bağlamış ruhlarımıza da az biraz aklar katar!

ŞİMDİLİK HÜKÜMET: (İŞ YOK LAF ÇOK!.. MUHALEFETSE HEP ESKİ TERANE!)

Zannedersem şu anda sakıt Kalyoncu Hükümetinin CTP kanadı kendine henüz yeni gelmeye başladı! Gelir gelmez de “Ooo, dedi! Yani şimdi biz Hükümet değil miyiz?”

Değiller tabi! 22 Nisan’dan beridir Özgürgün Koalisyon Hükümeti vardır. Her ne kadar ve bir türlü “iş” yapmaya başlayamamışsa da “başlayacağız” mesajı veriyor! Ve Bakanlar Bakanlıklarını ilgilendiren konularla sorunları nasıl çözeceklerinin anlatımlarını yapıyorlar..

Mesela Tarım Bakanı Çavuşoğlu “bu bütçe ile tarım” olmaz diyor.

Başbakan Özgürgün “Hükümet sorunları çözmeye odaklandı, protokol en kısa sürede imzalanacak” diyor!

Başbakan yardımcısı S. Denktaş Mali Protokol kırk sekiz saat içinde imzalanacak” derken, “maaşları ödeyelim de gerisi önemli değildir görüşünde değiliz” diyor!”

Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Saner “daha Güvenli İş ortamları sağlanması için paydaşlarla birlikte çalışacağız” diyor!

Ekonomi Bakanı Atun hedef koymadan ilerleme olmaz diyor..

Turizm Bakanı Ataoğlu “Çalışma başlatacağız diyor.. Ve ilahi!

ANLIYORUZ: TC’den akan suya bile aylardır çözüm bulamayan siyasi iktidarların fiyasko ile sonuçlanan “hükümet etme kabiliyetlerini” artık yargılamaktan vazgeçtik!

Yalnız henüz “iktidarın kaymağını yalamadığı, iktidar olup da dört beş ay sonra istifa etmediği, yahut erken seçim ilanında bulunmadığı için kendini “taptaze ve bakir” bir siyasi parti olarak lanse eden TDP’nin lafına takılmak gerekecek:

Sempatik halk insanı oluşu ile kendini sevdirmesini bilen Özyiğit diyor ki “El avuç dönemi bitti, el etek öpme dönemi başladı!” Yani Ankara’ya ram olan Kalyoncu Hükümeti dönemi giderken, yerine el etek öpeni geldi! (Pekala bundan sonra gelecek hükümete Türkiye’nin öpeceği neresi kalacak? Ki bu nedenle olmalı TDP’nin gelmesi hiç temennimiz değildir…)

BİTMEYEN TC KAŞINTISI: Kendilerine sol parti diyenler için söylemek gerekiyor: “Eğer Türkiye ile sürgit devam ettirilmek istenen sürtüşmelerden kurtulacak çare bulmazlarsa, iktidara ne kadar gelip giderlerse Ankara ile işbirliği yapamadan sadece “kavga etmeye” mahkûm olarak kalacaklar! Zaten iki dönemdir CTP ağırlıklı hükümetler bu nedenle hem kaybettiler hem de kaybettirdiler! Nitekim halâ bu çatışmacılık alışkanlığını sürdürüp götürdüklerinin yeni örneğinde Ömer Kalyoncu da aradan bir süre geçtikten sonra muhalefet yapmak gereğini duyarken, mevcut hükümeti ve Türkiye’yi işaretleyerek, “Türkiye ne derse elleri havada” yakıştırmasına bulundu!

Neydi Türkiye’nin dediği? “2013’den beridir imzalanan protokolleri uygulayın!” Cevap neydi? “Uygulamayız çünkü şartlarımıza uymaz!” Pekala protokolleri uygulamadan kaçar ve rölantiye yatırırken, aradan geçen bunca zamanı da rölantiye alırken, Ankara’yı “zorla özelleştirmeler dayattığı” için pişmanlığından utandıracak hangi başarıya imza attınız? Yani “hem kel hem fodul” da olunmaz ki!

KISACA TAKILDIĞIM. (BİRİLERİ GİDER MERSİN’E BİRİLERİ DE GİDER TERSİNE!)

Trafik haftası devam ediyor ama kazalar da bitmiyor! Demek ki neymiş: “Sürücüler yeterince uyarılmıyorlarmış! Tıpkı bazı örgütler sürekli çevre temizliği yaparken, bazı insanların da inadına çevreyi kirlettikleri gibi! “Siyaset arenasında iç barıştan ve uzlaşıdan yana olanlarla, düşmanlıkları çağrıştıran tutumlarda muhalefet yapanlar gibi! Ekonomide ekonomistlerle hükümetlerin bir araya gelerek KKTC’de nasıl bir ekonomik model uygulanması gerektiğini saptamaları yerine; her gelen hükümetin kendi kafasına göre ekonomik model icat etmesi gibi! “Uyuşturucu alışkanlığı ile mücadele yerine uyuşturucu kullananları avlamaya çalışmak gibi!

Denetim mekanizmasını çalıştırıp caydırıcılık yaratmak yerine, illegal olayların sayılarıyla ile ile ilgili çetele tutup açıklamak gibi! Vesaire…

Kısaca biz buyuz!