Köşe Yazarları

Siyasetin elinde esir olduk…






Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, vizyonu, “virüsün bize geldiği falan yok, abartıp da ayağımıza kurşun sıkmayalım”la sınırlı olan, pozitif vaka sayısı 5’e ulaştığında “Bizi es geçecek” diyebilen bir Başbakan’la ne beklerdiniz ki?




Bir kere görevlerini uzmanlara devretmekten korktular… Ne bir bilim kurulu, ne bir emniyet kurulu, ne bir ortak kriz masası. Telefonla istişare yaptılar, karar aldılar.



Adını da “ek önlem” koydular, virüsün yayılmasına “orantılı” önlem alacaklarını söylediler, zaten bölük pörçüktü, aldıklarını da 24 saati bulmadan gevşettiler. Çalışacak kurumları kısıtladılar, baktılar olmadı, ertesi gün neredeyse kamunun tümünü çalıştırmaya karar verdiler.

Denetimi yerel yönetimler yapacak dediler, oysa yerel yönetimlerin çalışacak kurumlar arasında adı yoktu.

Kıb-Tek gibi stratejik bir kurumun Yönetim Kurulu Başkanı “ne yapacağız” diye sosyal medyadan sorunca, Kıb-Tek’ten açıklama geldi…

Marketlere kasapları ilave ettiler, ezcaneler açık olacak dediler, ertesi gün kısıtladılar.

Daha pek çok çelişki, kararsızlık ve bilgisizlik örneği vardı…

Çünkü uzmanların oturup birlikte, olayın her yönünü değerlendirebileceği bir ortam yaratılmadı.

Ta başından bu halk ayaklandı. “Olağanüstü durum ilan etmezseniz, yaptırım uygulayamayacaksınız” dediler. Hukukçular söyledi, devletin geçmiş tecrübelerini bilenler söyledi, en önemlisi doktorlar yalvardı, nafile.

Korktular… Siyaseten korktular. Yetkilerinin ellerinden gideceğinden korktular.

Bu ülkede özgürlüklerin en başta gelen savunucu olan Cumhurbaşkanı’nın darbe yapabileceğini  yazacak kadar ileri gidenler oldu, inanılmazdı.

Ve olağanüstü durum ilan etmediler. Bir de pompalama yaptılar ki, sanki olağanüstü durum, sokağa çıkma yasağıymış gibi.

Oysa Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararların hiçbirinin yasal kılıfı da yoktur, bağlayıcılığı da yoktur. Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’na göre sadece karantina uygulayabilir, uçak-gemi-kara taşıtlarına ve yolculara yönelik çok da ağır olmayan, kısıtlama içermeyen bazı tedbirler alabilirsiniz.

Bunun dışında ne çalışma, ne ibadet, ne toplanma özgürlüğünü kısıtlayabilir, ne işyeri kapatabilirsiniz. Örneğin, CTP milletvekili Armağan Candan’ın İngiltere’den gelecek öğrencileri ülkeye sokmama yönündeki önerisi de havada kalır. Yapamazsınız.

Bu çıkarttığınız önlemlere uymayanlara, normal şartlarda yaptırım uygulamanız yasal değildir.

Bunların tümünü yapabilmek için, Anayasa’nın 124. Maddesi tahtında Olağanüstü Durum ilan etmeniz gerekir ki, yasa gücünde kararname çıkarabilesiniz. Normal durumda hükümetler, sadece ekonomik konularda yasa gücünde kararname çıkarabilir.

Diğer yandan, Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’ndaki komitelerin oluşturulduğuna dair bir bilgi bile aktarılmadı. Hatta Yasa’nın öngördüğü şekilde “Bulaşıcı Hastalık İlanı” dahi yapılmadı.

Bakın hukukçu Tacan Reynar ne diyor; “Resmi Gazetede yayınlanan her karar gerekçeli olmalı ve dayandığı yasal zemin belirtilmeli, bu kararı hangi bakanlığın aldığı yazmalıdır. Şu anda Bakanlar Kurulu bir duyuru şeklinde yayınladığı ve hiçbir yasal zemin olmadan, sadece panik halinde olunduğu için, bir dizi karar üretilmekte olduğunu üzülerek görüyoruz. Eğer hükümetlere veya idareye en fazla ihtiyaç duyduğumuz anda, bizi yönetenler süreci yönetemedikleri veya panik halinde oldukları için hukuk dışına çıkabileceklerini sanıyorlarsa bilmelilerdir ki, çok yanılıyorlar”…

İşin ekonomik boyutunu, kapıda bekleyen buhranı dile getiren yok. O ayrı bir endişe vesilesi.

Kısacası, kısır siyasetin elinde esir kaldık. Bunun başka izahı yoktur…

YERİN KULAĞI VAR

YOK ARTIK

Yerel bir gazetenin, Akıncı’nın hükümetten OHAL istemesini “Akıncı’nın sivil darbe planı hükümete takıldı… Hükümetin dirayetli ve sağduyulu hareketiyle alınamadı” şeklinde yorumlamasına anlam veremedim. Bu sıkıntılı günlerde vatandaşın çoğunluğunun OHAL konusunda Akıncı ile hemfikir olduğu bilinmesine rağmen bu talebi “sivil darbe” olarak görenlere söyleyecek söz bulamıyorum…

 CİDDİYE ALANLAR VE ALMAYANLAR:

Cumhurbaşkanı Akıncı, olağanüstü durum ilanı teklifinin reddedilmesi üzerine, uzmanların hazırladığı, virüsün geometrik çoğalmasıyla ilgili bir projeksiyon paylaştı. Buna göre, yarım tedbirlerle vaka sayısı bir ayda 2 bini, gereken tedbirler alınmazsa 22 bini geçiyor. Haydi ona inanmadınız; Rum Hükümet Sözcüsü, gayet açık ve net konuştu, “Nüfusumuzun büyük bir yüzdesi hastalanacak” dedi. Başbakanımız da “bizi es geçecek” demekte. Kararı siz verin…

 YARIN GEÇ OLABİLİR:

Hükümet aldığı önlemlerle kafa karışıklığına neden oluyor. Aslında onlar da ne yaptıklarının farkında değiller, bir gün önce aldıkları kararları bir gün sonra kendileri bozuyorlar. Daha çok kısıtlama yerine, daha da genişletiyorlar. Bu bilinmezlik ve kafa karışıklığı yarın çok daha büyük bedeller ödememize neden olabilir. Kimse kararların ne olduğunu anlamıyor, sokaklar insan dolu, marketler ha keza. Millet işin eğlencesinde. Ne yazık ki zaman geçiyor, yarın hepimiz için geç olabilir…

DAHA NE SÖYLESİN:

Yurt dışında yaşayan Kraliyet ödüllü Genetik uzmanı Dr. Erol Baysal: “Eğer OHAL ilân edilmezse bizler de İtalya gibi olabiliriz, hem de ada ülkesi olmanın verdiği özelliklerle bir yere kaçamayacağımızdan bu adacık üzerinde birbirimizle virüs takası yaparak kısa bir zamanda tüm halkın bulaştığını görmek korku filmlerine hikâye olabilecek kadar gerçektir” diyerek, aslında tehlikenin ne kadar büyük olduğunun altını çiziyor. Konuyu hala siyasi ranta çevirmeye çalışanlara duyurulur…

 SİVİL İTAATSİZLİK:

Hükümetin salgına rağmen bazı işyerlerini ve de devlet dairelerini açık tutma gayretine karşı sendikalar ayaklandı. Hükümetin bazı dairelerde, özellikle de Maliye Bakanlığında mesainin devam edeceği açıklamasına karşı, ciddi hiçbir önlemin bulunmadığı dairelerde sivil itaatsizlik dahil bir dizi eylem yapılacak. Dün Maliye’de çalışan birçok kişi bize ulaşarak, “bizim suçumuz ne, biz insan değil miyiz, virüs kaparsak bunun suçlusu kim olacak?” diye şikayette bulundular…

 ERTELEYİN:

Meclis mi, hükümet mi, yoksa Yüksek Seçim Kurulu mu karar verecek bilemem ama, 26 Nisan’da yapılacağı açıklanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesi şart oldu. İnsanlar korku ve panik içindeler ama siyasilere bakıyorum tek dertleri varsa yoksa seçim. Böyle bir ortamda seçim yapsanız ne olur? Bir an önce erteleyin gitsin ki herkes rahatlasın…

 ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: “Yerel istihdamı destekleme fonunun kullanımını değerlendirmemiz ve kurumlar,

şirketler, örgütler ve bireyler düzeyinde dayanışma içinde olmamız gerekiyor… AB, üye devletler için 25 milyar euroluk bir kaynak yaratıyor. Evet biz ‘üye devlet’ kategorisinde değiliz ama sosyal ve ekonomik kalkınmamıza katkı sağlanması amacıyla yürürlükte olan Mali Yardım Tüzüğü var. Yetkili makamlarımızın, bu çerçevede, hiç vakit kaybetmeksizin AB makamlarıyla temasa geçmesi ve özelde sağlığa, genelde sosyo-ekonomik ihtiyaçlarımıza ilişkin taleplerimizi iletmesi gerekiyor…”

DİPTEKİLER Dip:

İki Günde 114 Kontrolsüz Tır Şöförü: CTP milletvekili Erkut Şahali, iki gündür ülkeye şoförleriyle birlikte giren tırları yazıyor. İçlerinde İran’dan gelen mallar da var. Sağlık Bakanı Pili’ye anlatmaya çalışmış, Bakan “buyur sen yap” demiş ve yüzüne telefonu kapatmış. Bu tür girişler, ancak Anayasal düzenlemeyle Olağanüstü Durum ilanıyla engellenebilir. Kendileri de biliyorlar ama yapmıyorlar, yapamıyorlar. Buyurun, iki günde 100’den fazla, hiçbir denetimden geçmeyen kişi ülkeye giriş yaptı. Ne önlemi, ne kısıtlaması, boşversenize… 





Başa dön tuşu