Köşe Yazarları

Sendikacılık tarihinin kara lekesi…

KKTC Anayasası Madde 124:

​“Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi üç ayı geçmemek üzere, olağanüstü durum ilan edebilir”…

Hani sendikalar, ek mesailerden kesintinin Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ediyorlar da, dava etme tehdidinde bulunuyorlar ya, işte o savunmayı ortadan kaldıracak tedbir.

Ben bugünkünden daha kötü bir ekonomik bunalım hali hatırlamıyorum.

Belki döviz bundan faha fazla arttı, hem de bir günde, ama Türkiye anında elini uzattı, krize izin vermedi. Hatta kendi bankasını soyanların verdiği zararı bile ödedi ekonomi batağa gitmesin diye.

Bugün farklı.Türkiye eski Türkiye değil…

Yok, öyle siyaseten “bize başka türlü bakıyorlar” iddiasında değilim. Türkiye’nin durumu da bizden farklı değil bu defa.

Sendikaların yeniçeriler gibi kazan kaldırması, yeni bir krizin habercisidir.

Uçaklar kalkmayınca, gümrükten mal girmeyince, hastaneler felç olunca, şu anda yaşadığımızın beş beterini yaşayacağız.

O sendikalar ki, dillerinden “emek, hak, eşitlik, sömürüye son” laflarını düşürmezler.

Oysa şu anda kendileri, halkın burnuna bir halka takmış, sürüklemeye çalışıyorlar.

Ne için, ek mesaileri “biraz” kesilecekmiş diye.

Memur takımı… Memur kim, tüm çalışanın sadece yüzde 30’u… Üstelik diğer yüzde 70’e göre tuzu epeyce kuru.

Yaptıkları ayıptır, ilkelerine terstir diyeceğim ve kendimi tutup, daha fazlasını söylemeyeceğim.

Kendilerinden geçmiş olabilirler. Ama bu kamu düzenini bozma hakkını vermez onlara.

Eğer bir devlet düzeni varsa, eldeki son tedbir de alınır, düzen sağlanır.

İşte şu anda yapılması gereken de Olağanüstü Durum uygulamasıdır.

Ciddi bir kriz masasıyla beraber.

Anayasa 3 ay diyor, gerekirse, iki kez de uzatılabilirmiş. Şu andaki ortamı atlatmak için bir yerden başlamak gerek.

Anayasa’nın izin verdiği tüm konularda bir Olağanüstü Durum ilanı olmayabilir. Ama bazı maddeler var ki, tam da duruma uygun.

Bu iş çığrından çıktı artık. Zamlar dayanılır olmaktan çıktı. Son akaryakıt zammı, daha öncekilerden beş beter. Bunun elektriğe, diğer tüm tüketim maddelerine getireceği zamlar, piyasayı bir o kadar daha pahalı edecek.

Tüm bunlar kapıdayken, birileri birkaç kuruş ek mesaiden feragat edemiyorsa, bunu durdurmak devletin görevidir artık.

CTP ve TDP özellikle sosyalist ideolojinin savunucuları olduklarından olsa gerek, Kıbrıs Türk Sendikacılık tarihine kara leke olarak geçecek böyle bir eylem karşısında gıcınıyorlar..

Ama kendilerine sormak gerekir.

Ya halk?

Ya halkın geri kalanının menfaatleri?

Ya ülkenin menfaatleri?

Ya kamu düzeninin bozulması tehlikesi?

Ve bunların beraberinde getireceği siyasi sonuçlar?

Bunların partilerinize geri dönüşü  olumlu mu olacak?

BİRAZ CESARET VE SOĞUKKANLILIK…..

 

YERİN KULAĞI VAR

 

GREVLER HAZIR OLUN:

Ülkedeki ekonomik kriz sonunda sendikaları toplu grevlere itiyor. Elektrik, akaryakıt ve temel gıda maddelerine yapılan astoronomik zamlar vatandaşın canına tak etti. Hükümete verilen kredi de yavaş yavaş tükeniyor. Nerdeyse tüm sektörler zamlara karşı eylem planları hazırlıyor. Yakında ülkede hayat duracak gibi. Hükümetin aldığı tedbirler ise vatandaştan çok işverenlerin işini kolaylaştırıyor. Ya oturup korkusuzca “adam” gibi kararlar alırlar, ya da bu fırtına ile savrulup giderler…

 

KELİN İLACI OLSA:

“Çare Türkiye’de” diyoruz hep. Hatta bunu siyasi rant sayıp, “Türkiye bu hükümeti istemdiği için randevu vermiyor” diye de açıklamalar yapıyorlar. İyi de randevu verse ne olacak? Türkiye ekonomisinin durumu ortada, bizim sorunumuza çare bulacak hali yok. Erdoğan Başbakan Erhürman’a “sıkıntıların farkında olduklarını” söylemekle yetinmiş. Hani bir söz var, “kelin ilacı olsa kendi başına sürecek” diye. İşte bugün yaşadıklarımız tam da böyle…

 

ARA Kİ BULASIN:

Bakanlık koltuğuna oturduğu ilk günlerde adından en çok söz ettiren ve icraatlarıyla olumlu puan toplayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in bugünlerde sesi soluğu pek çıkmıyor. Onca iş kazası, özelde çalışma saatleri sorunları yaşanırken Çeler pek ortalarda yok. İnşaat denetimleri konusunda ise ara ki bulasın. Ya hevesi geçti, ya da birileri kulağını fena çekti…

 

DENETLEMEDİKTEN SONRA:

Resmi gazetede yayınlanan kararla, Ocak 2014’ten itibaren antrepolanmış mallar, hangi tarihte adaya gelmişse, o günün döviz tarifesinden gümrüklenecek. Bu yolla, antrepolarda bulunan gümrüklenmemiş malların daha ucuz bir şekilde piyasaya sürülmesini sağlayacağını düşünen

hükümet, özellikle araç piyasasını canlandırmayı düşünüyormuş. İyi de bunun denetimini yapmadıktan sonra bu karar, yine tüccarın işine yarayacak ve karını katmerlemiş olacak… 12 kişiyle neyin denetimi yapılacak?

 

SORUMSUZ SORUMLULAR:

Sosyal medyadan alıntıları biz de zaman zaman yapıyoruz. Ama temkinli olmakta fayda var. İşte iki örnek. Biri Maraş’ta başlayan babutsa hastalığı konusunda, askerin ilaçlamaya izin vermediği iddiası. Meğer askerle Tarım Bakanlığı defalarca ilaçlama yapmış… Diğeri Teknecik’ten denize akaryakıt sızdığı iddiası. O da, jeolojik bir oluşummmuş. Kumlar doğal siyahmış, sızıntı falan da yokmuş. Sosyal medyaya sorumsuz “sorumlu”ları akılda tutarak yaklaşmak gerekiyor…

 

YAZIKLAR OLSUN: Gümrük Müdürü diyor ki, “mesaimizin yarısından fazlasını et kaçakçılığının peşine düşmeye ayırıyoruz”… Cezalar 3 kat artmış olmasına rağmen… Demek ki neymiş, caydırılamıyormuş. Ya ithalata izin vereceksiniz, sağlıklı et yiyeceğiz ya da sınırdan kuş uçurtmayacaksınız. Kaçakçılıkla başa çıkılmayan bir avuç ülke olduk. Yazıklar olsun.

 

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Hasan Bilgehan: Hayata Dokun Hareketi Sözcüsü Hasan Bilgehan, çıkış yolunun üretime yönelmek olduğunu söylüyor; “Tarım ve temel ihtiyaç ürünlerindeki üretimin geliştirilip teşviklendirilmesi topluma umut aşılayacağı gibi, kısmi kendi kendine yeterlilik de sağlayacaktır. Çok geç olmadan geleceğe yatırım yapan bir toplum haline gelmemiz için üretime geçilmesi gerekmektedir”… Hep diyoruz ya, krizde boğulmayalım, uzun vadeli vizyon şart diye, işte budur…

 

DİPTEKİLER

Ek Mesai İçin Deli Olanlar: Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası’nın açıklamasına baktım, beylik “emeğin fiyatı, devletin satın alması”. Jargona bakın…. Ek mesai çalışan tüm iş yerlerinde esas görev müdüre düşüyor. Kulağımıza geldiğine göre, hafta sonu ek mesailerin çoğunu eskiler, normal mesaiyi de göç yasasından girenler yapıyor. Vatandaş da bunu bilsin ve bir de bu gözle baksın…

 

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı