Köşe Yazarları

SEÇİM PROPAGANDASI SEVİMSİZLEŞMEDEN…


Seçim çok sevimsiz bir şekilde, KKTC-Türkiye ilişkilerine, kimlik-kişilik kavgasına döndü.

Aslında döndürüldü demek daha doğru olur.

Kimse inkar etmesin, durum budur…

Bunun; Cumhurbaşkanı’nın bazı konulara ilişkin çıkışlarıyla ilgisi olduğu kadar, o çıkışları özellikle kullanan çevrelerin gayretleriyle ilgisi var.

Cumhurbaşkanı’nı savunmak işimiz değil. Söyledikleri Kıbrıs konusuyla alakalı, dünya görüşüyle alakalı. Olabilir, eleştirilebilir; ancak bunu düşmanlık mertebesine taşıma çabası, hiç olmaması gereken bir şekilde ilişkileri zehirliyor.

Anladık, “federasyon öldü” diyenler var. UBP ve HP bunun savunucuları. Bunun karşısında, tek çözümün “federasyon” olduğu görüşü var.

Keşke seçim bu minvalde gitseydi.,,

Ama ortaya çıktı ki, halkın çoğunluğu hala daha federasyonu destekliyor…. Hatta federasyon karşıtı olan partilerin tabanlarında da ciddi bir kesim bu görüşte. Çünkü halk, hangi partiden olursa olsun, müzakereler ve federasyon karşısına konulan seçeneğin olabilirliğine inanmadı. “Başka şeyler söylemek lazım” la başlayan süreç, “iki ayrı devlet”, hatta “AB çatısı altında iki ayrı devlet”e dönüştü…

Ancak bunun nasıl olabileceği, kimin nasıl ikna edileceği, hiç ortaya konmadı. Bir elli yıl daha bekleyemeyiz dediler de, “AB çatısı altında iki devlet” için şartların önümüzdeki 50 yılda oluşabilmesi ne kadar mümkündür, ondan hiç bahsetmediler.

Uluslararası bir konu olan Kıbrıs konusunda “ben yaptım oldu” denilemeyeceğini bu halk tecrübeleriyle bilir. Tersini söylediğinizde, gerekçelerini de verecektiniz. O yapılamadı bugüne kadar.

Sonuçta, halkın federasyona desteği, 2004 referandumundan farklı olmadığı görülünce, başka şeyler söylemek, federasyon savunucularını “öcü” göstermek lazımdı.

Şimdi yapılan budur. Kullanılan en büyük koz da “Türkiye” ve Türkiye ilişkileridir ne yazık ki.

Bir seçim uğruna, tarihi bağlar ve ortak çıkarlar tehlikeye atılabilir mi?

Maalesef bu da yapılıyor.

Toplum Türkiye konusunda ikiye bölünmeye çalışılıyor, asıl üstünde durulması gereken konular bir yana bırakılıyor, kimlik-kişilik tartışması yapılıyor.

Böyle bir lüksümüz yok.

Türkiye ile ilişkiler, bireysel boyutta değerlendirilemez. Kimse bunu kabul etmez.

Kimlik, kişilik boyutu da aynı oranda tehlikelidir. Burada kırk yılı aşkın bir süredir birlikte yaşayan insanlar arasına nifak sokmak kadar vahim bir durum olamaz…

Toplumsal kimliği korumanın yolu, Türkiye ile kavga mıdır? Yoksa, kendi değerlerini, demokrasisini sonuna kadar savunmaktır, bunun için politikalar geliştirmek midir?

Bu kimlik, kişilik hassasiyetine dokunmak için “korkmayın, biz savunuruz” anlamında kullanılan öylesine argümanlar var ki, onlar da sevimsiz. Üstelik içi boş…

İşte bir tanesi; yine Kudret Özersay’dan; “Türkiye’nin hem Doğu Akdeniz’e hem de Kıbrıs sorununa ilişkin politikalarını şekillendirme gücümüz en önemli gücümüzdür”.

Merak etmeyin, biz Türkiye’nin görüşlerini de değiştirme kabiliyetine sahibiz…

Türkiye karşıtlığı kadar yanlış bir söylem. Afaki, popülist…

Zamanında Denktaş’ı da aynı şekilde suçlayanlar olmuştu. “Türkiye’nin burnuna halka taktı, istediği yere çeker” diye. Belki öyleydi, belki değildi. Ama hiçbir zaman çıkıp da “ben Türkiye’nin kararlarını değiştirme gücüne sahibim” demedi. Böyle bir acemiliği yapmazdı…

Sonuçta, seçilmek için her şey mübah noktasına geldik. Resmen hep beraber raydan çıktık. Oysa, seçilecek olan cumhurbaşkanıdır ve asli görevlerinin başında Kıbrıs konusu gelir. Dahası, KKTC’nin yönetsel sorunlarında bir rolü var; bunlar tartışılmalıdır. Kim bu görevleri hakkıyla yapabiliri tartışsak keşke. Şimdi hepsi bir yana bırakıldı, faydasız bir minvale girdik, gidiyoruz. Bu bizi yapacağımız seçimlerde doğru neticeye götürmeyecek, ben buna inanırım. Çünkü gerçek gündem bunlar değil.

Aklı selime ihtiyaç var. Ne bir taraf sırf Türkiye karşıtlığı ve kimlik kişilik propagandasına yatmalı, ne diğer taraf “siz Türkiye’ye karşısınız” propagandasına.

Provokasyonun varacağı nokta, herkesi endişelendirmelidir…

YERİN KULAĞI VAR

MARAŞ KOMEDİSİ:

Başbakan Tatar Maraş için uluslararası hukukun kabul göreceği bir formülden bahsediyor. İyi güzel de BM Güvenlik Konseyi kararı orada dururken bu açılımı uluslararası hukuka nasıl dahil edileceğini ise açıklayamıyor. Yok eğer Oğuzhan Hasipoğlu gibi “o karar eskidir” bahanesine sığınıyorlarsa, bunun ceremesini sadece onlar değil, toplum olarak biz ödeyeceğiz. İyi de, madem Maraş Türk malıdır ve vakıflara aittir neden canımızı yiyoruz. İnsan, kendine ait olduğunu iddia ettiği bir malı kime ve neden kanıtlamaya çalışsın ki… Bakın yine BM’yi ikna etmek gerekiyor değil mi?

NİYE YAPILDI ÖYLEYSE?:

Özersay, Maraş toplantısından bahsederken, “Bu toplantı nedeniyle sanki yeni bir adım atılıyor gibi gösterip de bunu seçim yatırımı olarak sunmak isteyenler varsa, halk buna kanmaz” diyor. Halkın tepkisini gördüğü için söylemini değiştirdi anlaşılan. Ama ortağı aldı yolu gidiyor, “hamledir” diyor, “açılacak” diyor, “BM sonraki iş” diyor, milyon dolarlardan falan bahsediyor. Maraş gibi bir konuyu ta başından iç siyaset malzemesi yapmamak, buna direnmek gerekirdi. Özeray’ın yapmadığı budur…

AZ BİLE YAPIYORLAR:

Konuşmaya, ahkam kesmeye geldi mi üstümüze yok ama, iş eyleme geldi mi ara ki bulasın. Şikayet, eleştiri, klavye kahramanlığında bizden iyisini bulamazsınız. İşte bu nedenledir ki, herkes ensemizde boza pişirmeye bayılıyor. Artık bizi, yani Kıbrıs Türkünü çözdüler. Ne yapıp ne yapmayacağımızı, neye tepki koyup, neye koymayacağımızı iyi biliyorlar. Üzgünüm ama, bu kafayla ve umursamazlıkla gittiğimiz sürece başımıza gelecekler için kimseyi sorumlu tutmayın, hepsini de hak ediyoruz…

TEKERLEK DÖNÜYOR:

DAÜ rektörü Necdet Osam istifa etti. Gerekçeleri ilginç. Kendinden önceki yönetime yapılanların, şimdi kendine yapıldığını iddia ediyor. Mahkemelere de düşecek şekilde tartışmalı  olarak Rektör vekili atandığı 2014’de ve o atamayı kabul ettiğinde, başına bunların geleceğini tahmin etmeliydi…

YOK MU ARTIRAN:

Dünya Bankası, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, uygun destek politikaları eşliğinde hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin gelirlerinin on yıl içinde %7 artıracağını gösteriyormuş. Her şeyi paraya endeksli bir toplumun 10 yılda yüzde 7’lik bir gelir artışı, dişinin kovuğuna bile yetmez. Bize daha cazip tekliflerle gelsinler, o zaman birleşmeyi belki düşünürüz…

 3 KİŞİ BİR DANAYA…:

Türkiye’de kurban bayramlarında duyarız, birkaç kişi birleşip bir büyükbaş hayvan keser. Dine uyar mı, uymaz mı ayrı meseledir ama yapılır. Bizzat Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı geçen aylarda söylemiş;  kasapta satılan et, üreticinin sattığının 4 misli. Madem öyle, o zaman bizler de birkaç kişi birleşip bir kuzu alalım. Kasabı da marketi de devreden çıkaralım. Başka çözümü kalmadı. Hem aracı değil üretici kazanmış olur…

ZİRVEDEKİLER

Rasıh Reşat: “Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olduğu gerçeğini idrak edenler ve eğer olacaksa Kıbrıs’ta bir federal çözümün ancak Rum tarafını Türkiye enstrümanını kullanmak suretiyle sıkıştırarak ulaşılabileceği gerçeğini görenlerin federal çözümü isteyen, Türkiye ile köprüleri yakmamış bir başka sol adaya yönlenmeleri en akıllıcası olacaktır diye düşünürüm”.

 

DİPTEKİLER

Dilin Kemiği Yok: Bir alemdir bizim Sağlık Bakanı Pilli. Bana göre gelmiş geçmiş en başarısız bakandır. Bugüne kadar olumlu tek bir icraatını göremedik. Göreve geleli yaklaşık 10 aylık sürede konuşmaktan, söz vermekten başka bir şey yapmadı. Şimdi de Türkiye tarafından yapılacağı sözü verilen 500 yataklı yeni hastanenin finansmanını açıklayamıyor. İddia o ki, KKTC’nin enflasyondan kaynaklanan kaybı için ayrılan paradan harcanacakmış. Yani yeni bir finans kaynağı yokmuş. Her hastaya bir oda, 500 yatak falan. Boş verin Bakanımız her hafta yeni müjdelerle günümüzü şenlendiriyor.

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı