Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Schultz’un büyük üzüntüsü!

“Her şey seni hatırlatıyor bana!” Çünkü film geri sarmaya başladı! Annan planında başarılamayan, şimdi başarılmak isteniyor. (Ban’ın bir planı  bile yok anılsın adı!) Ve tabi AB Başkanı schultz  laf ola konuşmuyor. Diyor ki adam “Kıbrıs yeniden birleşmeden Avrupa bir bütün olamaz!”

Hay hay, muvafıktır! Al Kuzey’i AB’ye zaten federasyon dediğin iki kurucu devlete dayanacak değil mi? Ve değil mi ki Güney zaten AB üyesi. Kuzey de oldu mu üye, ne anomali kalır ne yara bere!

HAYIR AMA! Keşke niyet “bütün bir Kıbrıs’tan söz ederken iki kurucu devlet oluşumunda bir federal sistem yapılanması olsaydı. O zaman Avrupa kulübüne duhul eylerken kuşku duymaz, hele TC’nin garantörlüğü de kabul gördü mü kanayan yara olarak nitelenen  “iki ayrı bölgenin”  AB şemsiyesi altındaki bütünleşmesi şıpıdık gerçekleşirdi!                                                                     Oysa Shultz’un efkârı Anastasiadis’in aklından  kaynaklı! Çünkü:                                        “Bütünleşme” AB’nin 4 özgürlüğü ile allanıp pullanırsa  gerçekleşecek!                      Bütünleşme Başkan sürekli  Rum olursa anlamlaşacak!                                                             Bütünleşme en az yüz bin Rum  Kuzey’e dönerse yerli yerine oturacak!                              Bütünleşme TC garantörlüğünün yerine AB kaim olursa  gerçekleşecek!

       Bütünleşme Rum’un Kuzey’den istediği yerler iade edilirse tamamlanacak!

       Bütünleşme Türkiyesiz bir Kıbrıs sağlanırsa söz konusu olabilecek!

Bütünleşme Federal Devlet  azınlık çoğunluk esasında kurulursa devam edecek..

Kısaca bütünleşme Rum’un  Kuzey’i yutması ile gerçekleşecek!

Schultz tıpatıp  Hacı Pavlo gibi!  “Kıbrıs gene o Kıbrıs ama eğer Rum egemenliği altında bütün haline gelirken AB’yi de bütün yaparsa!”

Modası geçmiş bayatlamış politikalardır bunlar!

               **********                                   

   GÜZELLEMEMDİR! (CTP DE KOCADI!)

Rahmetlik Ahmet Mithat Berberoğlu Lefkoşa payitahtında,  rahmetlik Ayhan Çiftçioğlu da Mağusa krallığında sıkı   muhaliftiler! Birbirlerinin çok benzer yanları vardı. Müthiş zekiydiler ve çok konuşur fakat boş konuşmazlardı.. Ben bu iki avukatımızla çok uzun yıllar sohbet ettimdi. Hatta Berberoğlu CTP’nin Mağusa şubesini açma töreninde  Namık Kemal meydanındaki eski Türk Gücü kulübünün hanayının balkonunda elini omzuma atmış halka nutuk atarken, ben sol yanında duruyordum.

CTP bir muhalefet partisi olarak doğdu. Ellerden  ellere geçti ama misyonu hiç değişmedi! Ta ki iktidar oluşun kaymağını yalayana  kadar! O günden beridir de artık sıradan bir partidir! Hatta bir zamanlar CTP’ye  UBP’leşti bile diyordum.

       Ha CTP’yi Ferdi Soyer de taşıdı başarıyla Talat da.. Hatta  KKTC’nin yüzünü güldürecek hayırlı icraatların da sahibi oldu CTP.. Efsanesi Naci Talat’sa yaratıcısı Özker Özgür oldu. Fakat:

KOCADI AMA:   Pöö! Hangimiz kocamadı ki?    O Mağusa’daki Türk Gücü Balkonunda konuşan Berberoğlu’ndan bu yana 45  yıl geçti her halde! Bu süre içinde CTP askerle de dalaştı Kıbrıs Türk liderliğiyle de. Ancak CTP “ideolojik saplantısını” 1974’ler değişimlerine, TC’den kayan nüfusa, Kuzey’in yapısal sorunlarına karşın, kendi kendini bağlayan bir kelepçe gibi ısrarla taşıdı! Fakat   o elini kolunu bağlayan ve başına türlü belalar açan  ideolojik kelepçesinden kurtulduğunda iktidar da oldu memlekete hatırı sayılır yatırımlar da yaptı. Hatta siyasi sorunu referanduma götürme başarısı bile gösterdi.

Şimdilerde yine “eskiler ve yeniler”  tartışması  var CTP’de. Laf arasında şuna da bir mim koyayım:  CTP sadece iktidar oluşun kaymağını yalamadı! İktidar oldukta  dünya nimetleri ile tanıştı!  O izaz ikballerin, ayaklar altına serilen ihsanların tadına  vardı! Ve tabi bunlara erişmek için “tepe adamı, tepe partisi” olmak gerektiğinin yeni trendinde itiş kakış başladı!

       CTP’ye bir şey olmaz ama! Sonuçta birileri kaybeder birileri kazanır.  Tabi eski CTP’de kol kırılır yen içinde kalırdı.. Şimdi  nice başlar  kırılıyor hem de halkın gözleri önünde…

                                  **********                              

       KISACA TAKILDIĞIM: (“MAĞUSA” GAZETESİNİN   ÇEVRE PİSLİĞİ ŞİKÂYETİ!)

 Gazimağusa belediyesinin her ay yayınlanan “Mağusa gazetesi”  Ekim sayısı yayınlandı. Gazetenin  manşetinde “Büyük Sanayi Bölgesindeki Çevre pisliği” ikinci sayfaya da aktarılarak fotoğraf ve yurttaşların şikâyetleriyle yansıtılıyor. “Büyük demokrasi” ben buna derim çünkü 3. Sayfada Belediye Başkanının “pislikle ilgili yorumu var!” Sanayi bölgeleri Sanayi Bakanlığının sorumluluğundaymış ama sorunu biliyormuş. Nitekim şöyle diyor Başkan: Artık devlet soruna çare bulsun!” ve ekliyor: “Sıkıntıların kaynağı mali bütçedir!”

Artık Mağusa Belediyesi  kent içindeki pislikleri ayazlatarak halkla böyle alay ediyor! Buna karşın “kuma” beş milyonluk beton gömebiliyor! Yollar, kaldırımlar düzenlemeyi onarımları beklerken,  23 bin öğrencisi ile DAÜ’nün dört bir çevresi  temizlik tertip, ışıklandırma beklerken, Eski Hastahane ve Tuzla yolları ölüm yolları oluşlarını sürdürürken, Surlar içi virane olmuş dökülürken,  hele trafik sürücülere yayalara cehennem azabı çektirirken, ne yapıyor ama Mağusa Belediyesi? Hendeği düzenleyecekmiş! Mağusa’da yapacak bir tek belediye hizmeti kalmadı, kala kala   hendek kaldı!..

Ha o çok demokrat “Mağusa” gazetesinde  Ferdi Soyer’in  de bir yazısına yer verildi. Mağusa’lı Soyer’in de tek derdi var, yazdı! “Mağusa limanından tersane kalksın!” (Kalksın da  eline eleştiri fırsatı geçti, “trafik” de, “yol” de, “kaldırım, ışıklandırma” de! Bula bula tersane mi geldi aklına?”

Sn. Arter yanlış başladın yanlış gidiyorsun..