Son kerteye gelindiğinde herkes eteğindeki taşları döker.
Durum sıkıya girince yüzlerdeki maskeler düşer ve gerçek niyetler ortaya çıkar.
Herkesin gizli saklı hedefleri, planları vardır, bunlar deşifre olur.
Çünkü zanlarınca “vatan elden gitmektedir” ve artık buna açık bir şekilde karşı durmak gerekmektedir.
Bu halet-i ruhiyeye girenler, yani bu ruh haline bürünenler için bütün roller ortadan kalkmıştır artık.
Artık “gerçek dik duruş” zamanıdır ve misyonları bunu emretmektedir.
Bugüne kadar dolaylı itirazlarla durum idare dilmiştir, “politika yapılmıştır.”
Fakat gün “politika yapma” yani idare etme zamanı değil gün direnme zamanıdır onlar için.
Görüşlerini doğrudan söyleme zamanıdır.
İşte tam da bunu yaşıyoruz içinden geçtiğimiz günlerde.
Ve bence Şener Levent’in maruz kaldığı da budur.
Bir kısım Rumların gerçek düşünceleriyle yüzleşmedir.
DİKO’nun, EDEK’in, Çevrcilerin, ELAM’ın ve benzerlerinin gerçek düşünceleri.
Bizi dehşete düşüren ama Rum tarafında realite olan düşünceler.
***
Kıbrıs sorunu 1974 itibarıyla bir işgal sorunudur.
Ve/fakat ki 1974 öncesinde de bir isyan sorunudur.
Kıbrıslı Türkler, 1963’te yasal devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı silahlandılar ve isyan ettiler.
Mart 1964’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Rumların hakimiyetine giren Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıs’ın tek yasal otoritesi olarak ilan etti.
Türkiye Cumhuriyeti de bunu onayladı.
Kıbrıslı Türkler buna da itiraz ettiler, silahlanmaya devam ettiler ve isyancılığı sürdürdüler.
Kendi bölgelerinde yasadışı yapılar kurdular.
Yasal cumhuriyetin ordusu bu yapıları ortadan kaldırmak için silahlı mücadele başlattı fakat başarılı olamadı çünkü Türkiye uluslar arası hukuka aykırı bir şekilde Kıbrıslı Türklere yardım etti.
Nihayetinde Kıbrıslı Türklerin kışkırtması ve davetiyle Türkiye 1974 20 Temmuzunda Kıbrıs’ın üçte birini işgal etti.
Bu nedenle Kıbrıs sorunu bir işgal ve istila sorunudur.
Bu işgal ve istilayı ortadan kaldırmayan her anlaşmaya hayır diyoruz.
***
Rum tarafında bu anlayışta olan etkisi büyük bir grup vardır.
Annan planına yüzde yetmiş beş hayır çıkmasında etkili oldular.
Şimdi yeni bir referandum sürecine hazırlanıyoruz.
Şener Levent’in yazdıkları çerçevesinde de Rum tarafına bakıyorum ve şöyle diyorum:
“İyi ki AKEL ve DİSİ vardır…”
































