Köşe Yazarları

Savaş tamtamları







Kasım 2009’da “ON” Dergiside, “Bir Çocuğun Savaş Anısı” başlıklı yazımı  yayınlamıştım.         14 yaşımda yaşadığım savaş anılarını anlattığım bu yazıyı biraz kısaltarak ve revize ederek daha önce okuyanlardan özür dileyerek  yeniden  yayınlamayı uygun buldum. Savaşlarda çok daha büyük travmalar yaşayan insanların affına sığınarak.

Bir çocuğun savaş anısı

Annem bir eliyle beni yatağın altına itmeye çalışırken bir yandan da etrafa talimatlar yağdırıyordu. Kıymet, çocuğa büfeden tencere ver, çocuklar pencereden uzaklaşın” gibi.

Bu sahneler 1974 savaşında Larnaka kazasına bağlı üç dört mahalleden oluşan Tuzla köyünde yaşanıyor. Dört bir taraftan kuşatılmış Türk mahallelerine yangın bombası ve mermi yağıyor. Bahçeye yangın bombası düşüyor ağaçlar alev alıyor.  Kapılara ve pencerelere mermiler isabet ediyor ve korkumuz artarak büyüyordu.

Bizim ev köyün büyük ve nisbeten güvenli sayılabilecek evlerindendi. Meyve ağaçları ile dolu bir bahçesi vardı. Mahalle sakinlerinin bir kısmı bizde toplanmıştı. Düşen mevzilerden bizim bahçeye atlayan askerlere Annem sivil elbiseler veriyor ve askeri elbiselerini de yanan fırına atmalarını söylüyordu.

Halamın İstanbul’dan getirdiği renkli tencereleri annem çocukların tuvalet ihtiyacı için kullandırıyordu.  Mutfak, hamam ve tuvaletler evin bahçesinde idi.

Korku dolu saatler bitmek bilmiyor ama ümidimiz tükeniyordu. Köy halkı, adanın dört bir tarafından çıkartma yapacağı bildirilen Türk askerlerinin gelmesini bekliyordu.

Sonunda mevziler düştü silah sesleri kesildi. Rumlar hoparlörden köyümüzün düştüğünü ve evleri boşaltıp kulübün önünde toplanmamızı istediler.  Evden çıktık, kulübün önüne geldiğimizde ağlama sesleri arasında kulüp binasına yöneldim.

Kampetin üzerinde başından vurulmuş ve yüzü yeşile çalan bir adam yatıyordu. Ölmüştü.  Tanıyamadım.  Sonra Özdemir abi olduğunu söylediler. Bir anda kanım dondu. Çok sevdiğim bir abimizdi. Rumların, rum  tarafına okula doğru yürüyün biçimindeki anonsu ile kendime geldim.

Yürürken genç bir rum subayı “sakın korkmayın size hiç bir şey yapmayacağız yemek de vereceğiz.” dedi. Annem, evlerimize dönmemize izin verin sizin yemeğinize ihtiyacımız yok diye karşılık verdi. Dört çocuğu çekip çeviren yemek ve evişlerini muntazam yapan kısaca iyi bir ev hanımı olan annem bu savaşta bambaşka bir role bürünmüştü. Sorumluydu. İnsanlara yardımcı olmak ve moral vermek için didiniyordu.

Esir alındım

Ben de büyüklerle esir alındım. Annem Rum komutana bu çocuk daha 14 yaşında niye onu esir alıyorsunuz dedi ama nafile. Boyum yaşıma göre oldukça uzundu.  Boyumun bir gün  bana böyle bir azizlik yapabileceği hiç aklıma gelmemişti.

Tuzla’da Rum okulunun bahçesinde alıkonulduk. Askerlik yaşında olanlar Larnaka’ya götürüldü.

Okulun avlusunda yerde yatıyorduk. Silahlı iki Rum askeri başımızda nöbet tutuyordu. Bir gece ben uyurken EOKA’cı olduğu bilinen fanatik bir Rum komutanı içkili, nöbetçi askerin elindeki silahı kapmış ve bizi öldürmek için silahı üzerimize doğrultmuş, diğer asker üzerine atlayıp  onu engellemiş. Sabahleyin uyandığımda ölümden döndüğümüzü öğrendim.

Savaş 20 Temmuz’da başladığında Larnaka’da askerlik görevini yapan abim izinde idi. Tuzla’da bir mevzide savaşa katıldı. O da esir düştü. Onun esirliği üç aydan fazla sürdü.

İkinci hareket 14 Ağustos’ta başladığında korkularımız daha da artmıştı.  Bir Rum askeri mahallede devriye yaparken  bizleri tehdit ediyordu. Annem onu Rum komutana şikayet etti. Bir daha onu köyde görmedik. Kuzey’de ailesinden ölenler olduğunu öğrendik.

Bu arada 15 Temmuz’da olaylar başladığında görevi icabı babam Lefkoşa’ya  gitmişti. Bütün bu süreçte babamdan ayrı idik. Bizden haber alamıyor ve çok üzülüyordu.

Çok zor günlerdi.

30 Ağustos günü maceralı bir yolculukla Kuzeye geçtik. Kazafana’daki halamın yanına gittik.

Babam bizden 1 saat sonra geldi. Küçük kardeşim 7  yaşında idi. Babamın ona sarılarak hünküre künküre ağlamasını hiç unutamam. Babamı ilk kez ağlarken görüyordum. Bu bana çok dokunmuştu.

Kapılar yıllar sonra açıldığına yani 30 yıl sonra nedendir bilmem ilk oraya gittim. Rum okulunun dışından esir yattığım yere bakıyor ve ağlıyordum.

Suriye Savaşı İstatistiği

Yine herkesin haklı olduğu bir savaş! Savaşı kim kazandı?

Sonuç: Yaklaşık 20 bin çocuk, 450 bin insan hayatını kaybetti. 10 binlerce çocuk yetim kaldı. 120 bin insan hapsedilirken en az 12,000 bini işkenceden öldürüldü. 2 milyona yakın yaralı var. 6 milyona yakın insan ülkesini terk etmek durumunda kaldı. İnsani yardıma gereksinimi olanların sayısı ise 13,5 milyonu buluyor. Nüfusun yüzde 11’i öldü.

Tavsiye ettiğim film

Gel ve Gör (Come And See)

Yıl   :1985

Süre : 2s 20dk

Yönetmen:  Elem Klimov

Tür: Savaş filmiDram

Ülke : SSCB

 

Bir çocuğun gözünden, II. Dünya Savaşında Faşist Nazi Kuvvetleri’nin Sovyetler Birliği sınırları içerisine Belarus’ta insanlık dışı uygulamaları anlatılır. Film popüler Amerikan filmlerinin dışında, gerçekçi ve büyük bir dram. Zaten yaşananlar da aynen öyle. Filmi 10 sene önce görmüştüm ancak bazı  sahnelerini hiç unutmadım. Savaşın acımasızlığını çok sert ve gerçekçi bir şekilde gözümüze sokuyor. Savaş karşıtı filmler içerisinde “Gel ve Gör”ü ilk üç içerisine koyarım. Lütfen izleyin.

Güzel bir not: Filmin gala gecesi bir gazeteci Yönetmen Elem Klimov’a, “siz bu filmde gerçekleri mi anlattınız?” diye sormuş. Klimov şöyle cevap vermiş. “Hayır. Gerçekleri anlatsaydım siz bu filmi izleyemezdiniz.!”

 

 

 

 








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu