Köşe Yazarları

Savaş çözümden daha kolaydır!







Türkiye, konumları farklı da olsa sınır ötesinde 2. Bir cepheyi de Suriye topraklarında oluşturdu..




Allah muvaffak eylesin.



Ne var ki bundan sonrası çok zor. 30 kilometre derinlik 120 kilometre uzunluğunda bir arazide tutun ki gözlem kuleleri oluşturup (bir nevi askeri üsler) Rus askerleriyle birlikte “teröristlerin Türkiye’ye sızmalarını, sabotaj yapmalarını önlemek, bölgeyi güvenceye almak gibi fakat henüz kimsenin sonunu ve sonucunu  göremediği bir büyük olay..

Üstelik Kıbrıs Barış Harekâtıyla benzeşen yanı da yok. Çünkü   Türkiye, Barış Harekâtını “Garantörlük hakkından” doğan anlaşmaya dayanarak Türk halkının bekası için gerçekleştirdiydi. Kıbrıs Türk halkı Türk askerine kucak açtı bağrına bastıydı.

Oysa çok farklı olsa da “Suriye topraklarında sadece “düşman ve düşmanlık” vardır!”

GENE Kıbrıs’a dönüp soracağım ama: Türkiye’nin Güney sınırının ötesinde oluşturduğu harekât ve bundan sonra da “kontrol noktalarıyla” devam edecek süreç “çözümsüzlüğü” devam eden Kıbrıs siyasi sorununu nasıl etkileyecek?

Ki Türkiye’nin bu son “harekâtı” AB’nin olanca büyük ülkelerinin hışmına uğramış durumdadır, “sorunu” kolay kolay da soğutmayacaklardır.

Yani ne? Sınır ötesine kayan Türkiye’yi bütün engelleyici çabalarına karşın durduramadıklarının “mağlubiyeti ile acısını” tabi ki hem Kıbrıs sorunundan hem de Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarındaki sorunları üzerinden çıkartacaklardır! Zaten kaç zamandır  başladılar bile!

…Konuyu değiştiriyor ve Sn. Akıncı’nın bundan sonra artık çok daha zorlaşıp çetrefil hale gelen  Müzakere sürecindeki “pozisyonuna”  geliyorum.

Ki bir süre önceye kadar önünde Kıbrıs siyasi sorununun çözümüyle Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları kavgası vardı.. Şimdi bunlara  “dolaylı” da olsa Türkiye’nin sınır ötesi askeri harekâtı da eklendi..

(Tabi ki  bu “olayları” analiz edecek  çap ve bilgide değilim..  Ancak 45 yıllık “Kıbrıs davasının”   felliği  de olsam, benzer badirelerden geçtik ki “Uluslar arası toplumun” Türkiye’ye yönelik hasmane tutumlarından dolayı hâlâ çözümsüzlüğün ve dünyadan tecrit edilmişliğin sızılarında yaşıyoruz! Bildiğimiz ise “savaşların” çözümlerden daha kolay olduğudur. Çünkü her zaman bir başı bir de sonu vardır. Asıl zor olan sonrası çözüm arayışlarıyla sağlanması gereken istikrar ve huzuru tesis edebilmektir!)                                                                                                   *****

SORUNLARI ÇÖZERKEN SORUN YARATIYORUZ!

BİZ çocukluğumuzu “çıbanlarımızla” geçirirdik. Kafalarımız  hem de çok defalar birbirimize attığımız taşlarla yarılırdı! Ayaklarımız, dizlerimiz, kollarımız  düşmekten, şuraya buraya takılmaktan yaralar içinde kalır  irinlenirlerdi..

Buna karşın ne zaman yaralarımız  kapanmaya yüz tutsa,  iyileşme dönemlerinin o tatlı kaşıntısının dayanılmazlığında  yaralarımızı yeniden kaşır ve  yeniden kanatırdık ki  “yaralar” vücudumuzda taşıdığımız alameti farikalarımız olurlardı!

*****

…KKTC’nin bitmeyen sorunları da bana çocukluğumun o yaralarını hatırlatıyor. Kaşıdıkça yeniden kanayan!

Ki aslında biz sorunları çözmüyoruz, çözeceğiz diye yeni sorunlar yaratıyoruz!

BAKIN bugüne kadar siyasetten ekonomiye “sorunlarını çözeceğiz” diye ne yapmışsak yeni sorunlar yarattık!

Mesela yakın tarihimizde hemen 1974 Barış Harekâtı sonrasında “Otonom Türk Devletini” kurduk ve sandık ki “devlet” olduk.

Sonra baktık ki Otonomi azınlıklara verilen muhtariyeti ifade eder!

Otonomiden tornistan edip Kıbrıs Türk Federe Devletini kurduk ama.. Ooo! Sonra öğrendik ki Federasyonlar iki yada daha çok devletler arasında oluşur! Oysa Güney Rum’u bizi tanımıyordu ki “Federasyon” oluşsundu!

BU kez döndük KKTC’i kurduk.. Kurduk ama sadece tek başarımız oldu: “Dünyada tanınmayan tek Devlet oluş şampiyonluğumuz!”

TEMİZLİK tertip, imar iskân derken 27 Belediye, altı İlçe kurduk! Neydi amaç?

Memleketi güllük gülistanlık yapacaktık!  İmar iskânı plana programa sokacak, hastaneler okullar, yollar, köprüler yapacaktık falan…

Bırakın yapılamayanları! Ne ilçeler kalkabildi ayağa ne Belediyeler kurtuldu batmaktan!..

Hele de şu Kooperatifçilik! Tarım kesimini şah edecekti! Küçük Sanayiyi ülke ekonomisinin dinamosu haline getirecekti! Kollektif bilinç nedeniyle kalkınacak, büyüyecektik!

Ne oldu? Ensesinden nemalanıp, sayesinde çalınmadık, “ham” yapılmadık bir sağmal inek haline getirdik ki hiçbir şeyi kalmadı! Şimdi de “nasıl kurtarır, nasıl yeniden toplumun kalkınmasına uygun hale getirirz diye çabalıyoruz!

YA Turizm? Sözde Ekonominin   lokomotifi olacaktı!

Olanlar Kumarhaneleri, yağma edilen sahilleri, çarpık yapılaşmasıyla Girne’ye oldu ve Girne bitti! Şimdi Girne Belediye Başkanı  haykırıyor: “Napacayım ya anam ben bu Girne’yi?”

Ha turizm mi? Sittin senedir “bir milyon turist (ama gerçek turist) hayalinde sızlanıp duruyoruz! Oteller boş!

Ha “üniversitelerimiz” mi? Hiç dokunmayım!..

*****

NE diyorduk? Devleti hâlâ kuramadık! Şimdi (bakmaya bile gerek yok) ama anketlere bakıyoruz, bir yanda “beklentileriyle ümitleri hiç bitmeyen halk, öte yandan “vaatlerinden” öte gidemeyen hükümetler ve biri halledilse beşi onuyla  çoğalan yeni yeni sorunlar!

İşte vaziyeti umumiyemiz!

 









Başa dön tuşu