Köşe Yazarları

SADECE EKONOMİ MOTİVASYON SAĞLAR MI?


Barış Araştırmaları Enstitüsü PRIO’nun Kıbrıs’ta ‘Barışın Sağlayacağı Getiriler Payı’ raporu açıklandı.

Benzer bir raporu 2014’de de yayınlamışlardı. O tarihte projeksiyon, 2015’de çözüm olması halinde 2035 yılına yönelikti. Bu kez, 2040 yılına yönelik bir projeksiyon yapmışlar.

2014’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın 18 milyar euro artarak 2 katına çıkacağını hesaplamışlar, bu kez 11 milyar avro ila 17,4 milyar euro daha yüksek olacağını. Beklentiler düşmüş görünüyor.

Aynı şekilde 2014’de kişi başı gelirin 12.139 euro artacağı öngörülürken, bu beklenti de düşmüş, 2040’da kişi başına düşen gelirin 6.800 euro ila 11.000 euro arasında artacağı hesaplaması var.

Raporda istihdamın artacağı, sektörlerin kapasitesinin yükseleceği, büyümenin artacağı, dış yardımlar, emlak fiyatlarında da artış olacağı, buna doğal gaz gelirlerinin ekleneceği, Kıbrıs Türklerinin AB pazarına, Rumların Türkiye pazarına ulaşabileceği gibi tahminler, veriler olarak sunulmuş.

Ben çözüm yanlısı bir insanım. Bu adanın kurtuluşunun, iki halkın eşitliği temelinde bir ortaklıkta olduğuna inanırım. Ama bugün için o şartların var olmadığını da bilirim.

PRIO’nun, varsayımlardan hareketle umut verdiğini söylemeye gerek yok. Görevleri bu. Barışı sağlamak adına teşvik edici çalışmalar yapıyorlar… Fakat, gerçekçiliğini hiç sorgulamıyorlar. Belki görevleri değil. Ama bizler bu raporları okuyan, 2004 deneyiminden de geçen insanlar olarak mukayeseler yapabiliyoruz. Her duyduğumuza körü körüne inanmıyoruz.

Birincisi barışın şartları ne durumda? Sadece ekonominin kalkınacağını, refahın artacağını kabul ederek çözüme gidilemez ki bu ülkede. Barışın önünde, çok başka ciddi unsurlar var. Bunlar nasıl aşılır. Ekonomi tek motivasyon olabilir mi? Dahası, Güney Kıbrıs zaten ekonomik olarak kendine yeterli, ayrıca enerji piyasasında da asli bir rol alırken, onu çözüme zorlayacak etken ekonomi olabilir mi?

İkincisi, bu hesaplar, 20 yıllık bir öngörü içeriyor. Peki ya o 20 yıl içinde neler yaşanacak? Bugün anlaşma olsa, başta toprak, yer değiştirmeler meselesi başlayacak. Arkasından gerek merkezi yönetim, gerek federe devletlerdeki yönetimlerin işleyişleri, pozisyonlar, maaşlar etkilenecek. Bunların sosyal travma boyutuna varacak etkileri olacak. En azından, hem halk için hem yönetimler, hem de ekonomi için yeni kurallara uyum ekonomiyi de etkileyecek siyasi, sosyal ve psikolojik sorunlar getirecek. Tüm bunlar nereden bakarsanız bakın, vazgeçilmez bir kaos yaratacak. Ülke o kaostan kaç yılda kurtulur ve ekonomi rayına girer?

Hani dedim ya, 2004’ün “havuzlu villalar” aldatmacasını yaşayan bizler, yoğurdu üfleyerek yemek durumundayız artık. O nedenle, yapılacak çalışmalarda diğer etmenlerin olumlu ya da olumsuz etkilerine de yer verildiğini, en azından hesaba katıldığını görmek istiyoruz…

 

AKINCI: “GEÇEN 5 YIL, GELECEK 5 YIL İÇİN TEMİNAT”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da adaylığını açıkladığına göre, resim büyük ölçüde şekillendi. Açıklamasını inceledim, açık konuştu. “İzleyeceğimiz siyasetin teminatı; geçtiğimiz beş yılda uyguladığımız siyasettir” dedi. Ne Güney Kıbrıs’ın azınlığı, ne de Türkiye’ye bağımlı bir alt yönetim” dedi. Kıbrıs konusunda farkını, “Kıbrıs’ta mümkün, makul olan bir çözüm istiyoruz, olmayacak hayaller peşinde koşup statükoya hizmet etme peşinde değiliz” diyerek ifade etti. Çözüm yolunda epey yol alındığı yönündeki inancını dile getirdi. “Ya federal çözüm ya da bölünmüşlüğün pekişmesi… Görünür gelecekte KKTC’nin tanınmışlığının sağlanmasının mümkün olamayacağı açıktır. İki ayrı bağımsız egemen devlet söylemi ile AB içinde iki ayrı devletin varlığı bu açıdan olası bir formül olarak nitelendirilemez” ifadesi de dikkat çekiciydi.

Herkese eşit mesafe dedi ve ilave etti, “Hangi kökenden olursa olsun bu topraklarda yaşayan herkes kardeşimizdir, ancak linç kültüründen yana olanlardan da oy beklemiyorum”…

Önce hukuk bürosu, sonra da adaylık konuşmasında “Çirkef, kara çalma çirkin propaganda” ya dikkat çekti. Anlaşılan son dönemde özellikle de sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan bu kültür, Akıncı’yı da olumsuz etkilemiş.

Türkiye ile ilişkiler konusunda “Türkiye ile ilişkileri daha iyi bir noktaya taşıyacak bir diğer önemli unsur, Kıbrıslı Türk toplumunun kendi kendine yetecek bir ekonomik yapıya kavuşması ve kendine ait tüm kurumlarda gerçek söz sahibi olacağı güçlü bir demokrasiye ulaşmasıdır” dedi.

Bence asıl vurgu buradaydı.

 

YERİN KULAĞI VAR

KENDİLERİ İNANIYOR MU ACABA:

Dışişleri Bakanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Özersay, Maraş açılımından umduğunu bulamamış olmalı ki, şimdi yanına Brexit açılımını ekledi. Bakalım seçime kadar yeni açılımlar gelecek mi. Ortağı ise işi daha da büyüttü, onun hedefinde Boris Johnson var. İngiltere’ye gidip Boris’le görüşecekmiş. Bu kadar uğraştan, açılımdan sonra KKTC’nin tanınması an meselesi desenize…

 

NERESİ BAĞIMSIZ:

Halkın Partisi Geçici Genel Başkanı Yenal Senin; Kudret Özersay’ın adaylığıyla ilgili, “Parti ceketini çıkarıp yolu bağımsız yürümek bir erdemdir” dedi. İyi de Özersay kabinede kimi temsil ediyor? Dışişleri ve Başbakan Yardımcılığı görevinde hangi partinin temsilcisi olarak bulunuyor. Kusura bakmayın ama, “bağımsız” demekle bağımsız olunmuyor.

 

YASAYA AYKIRI:

İnşaat Müteahhitleri dünkü eylemde, İmar Planı’nın seçimlerden önce geçmesini istedi. Ancak “değişiklikler yapılarak” vurgusu vardı tabii. Oysa Birleşik Kurul’dan onaylandıktan sonra Plan yasalaşmıştır. Bundan sonra yapılacak her değişiklik de yasaya muhalefet olacaktır. Bakalım hükümet bu hukuksuzluğu nereye kadar götürecek…

 

ÖZGÜRGÜN DALGA GEÇİYOR:

Meclis İçtüzüğü, milletvekiline mazeretini yazı ile beyan etmesi halinde on beş günü aşmamak üzere izin verilebileceğini, kesintisiz otuz günü aşan izin taleplerinin Başkanlık Divanınca görüşülüp karara bağlanması gerektiğini söylüyor. Başkan Uluçay’ın geçen günkü açıklamasından anlıyoruz ki, bu aşamaya gelinmemiş. Diğer yandan Özgürgün, nasıl oluyorsa, İstanbul sokaklarında rahat rahat gezip, maaşı da çekiyor. Bu Meclis Başkanı’nın insiyatifinden çıkmış, tüm partilerin ayıbı olmuştur. Gösterilen müsamaha, artık resmen saygısızlıktır. Halk da tepki içindedir, bilsinler…

 

BUYURUN YARIŞA:

Mustafa Akıncı da adaylığını açıkladığına göre kadro tamamlandı. Beş adaylı ve hayli çetin geçecek yarış için start verildi. Bir tarafta fikir, vizyon ve projeler, diğer tarafta hayal ve içi boş vaatler. Bundan sonra karar seçmenin. Boş hayallere mi, yoksa gerçeklere mi oy vereceğinin kararını verecek…

 

ZİL TAKIP OYNUYORLAR:

Akıncı ve Erhürman “fanatiklerinin” sosyal medya üzerinden birbirlerine saldırmalarını, sağ kesim büyük bir keyifle izliyor. Diğer yandan, profesyonel ekipler yakın buldukları kesimlere manipülatif mesajlar sızdırıyorlar. Son günlerde basında çıkan sansasyonel haberler de bu kapsamda değerlendirilmeli. Herkesin sakin ve uyanık olmasında fayda var.

 

ZİRVEDEKİLER

Erkut Şahali: “Üreticinin tüccara 950 liradan verdiği ürünü Cypfruvex tonu 1750 liradan satın aldı, aferin poh poh iş yaptı! Madem 1750 liraya alabiliyorsunuz, neden üreticiye 1350 diye fiyat açıkladınız a işbilmezler? Kıbrıslı Türk narenciye üreticisinin emeği 950 liraya tüccara, tüccarın aldığı ürün 1750 liraya üreticinin malı Cypfruvex’e. Nasıl saadet zinciri ama ha!”…

 

DİPTEKİLER

Erhan Arıklı: “Sayın Akıncı bilmelidir ki linç kültürünün silahı sadece taş ve sopa değildir. Küfürdür, hakarettir, ötekileştirmedir, ayrıştırmadır. Sayın Akıncı’nın adaylığını açıkladığı toplantıda kullandığı üslup son derece ayrıştırıcı, ötekileştirici ve seviyeyi düşürücü bir açıklama olmuştur…”. Anlaşılan Arıklı “linç kültürü” ifadesini üstüne alınmış.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı