Rum tarafının kuzeyden alınan akaryakıtı yasaklama girişimi, ne büyük bir aptallık..
Aslında farkına varmadık ama, bu iş çoktan başlamıştı. Geçen Mart ayında, “kuzeyden illegal yolla getirildi” gerekçesiyle, 1,060 euro değerinde 340 litre akaryakıta el konmuştu.
Sadece kuzeyin ekonomisine fayda sağlamasın diye giriştikleri bu eylem, aslında genel tutumlarının bir parçasıydı ama ‘bu kadarı da olmaz’ dedirtti.
Geçenlerde de yazmıştım. Hani gümrük kapısında bir çuval salyangozu yerlere döken Rum gümrükçünün, bazı salyangozların güneye doğru yönelmeleri üzerine, kendi vatandaşına “istersen güneye doğru gidenleri toplayabilirsin” demesi gibi…
Absürd, ama absürd olduğu kadar da kinci, nefret dolu, düşmanca bir tutum.
Sonuçta istedikleri kesin bir ayrılıktır artık. Ben bunu bilir, bunu söylerim. Kimse de bana bu saatten sonra aksini ispat etmeye kalkmasın.
Önce uygulamaya, her türlü araçtan başladılar, dört bir taraftan saldırıya uğrayınca, “ticari eylemeler yasaklanacak” falan dediler. Bu bir şeyi değiştirmeyecek. Yapmaya çalıştıkları caydırıcılıktır, korku vermedir.
Öyle de bir oyun oynamışlar ki, sanki Gümrük Dairesi kendi karar vermiş bu uygulamaya da, hükümet kararı değilmiş. DİSİ Başkanı böyle söylüyor, yersen… Geçenlerde kuzeydeki eski eserlerin ziyaret edilmesini yasaklamışlardı. Onu da Dışişleri Bakanlığı’nın kendi insiyatifi diye yaymışlardı. Oyuna bak sen. Alay konusu oldular. Cyprus Mail bile başyazısında, yapılan uygulamanın “kötü niyetli” olduğunu yazdı.
Olay Barış Burcu’nun dediği gibi bir tehdittir. Resmen kendi halkını tehdit ediyor.
Hani biz ayda bilmem kaç euro’yu onların çarşısına bırakıyoruz ya, bunun da hiç önemi yok…
Yani, biz de kalkalım, ‘oradan alışverişi yasaklayalım’ desek, umurlarında olmayacak. Hatta memnun olacaklar gitmediğimiz için…
Mesela, Engomi bölgesi, Allah’ın unuttuğu bir yerken, Metehan kapısının açılmasıyla birlikte değeri arttı, yatırımlar yoğunlaştı falan. Yine de umurlarında değil.
Baksanıza daha geçenlerde, Kıbrıslı Türklerin en çok gittikleri bir işyeri çalışanı Kıbrıslı Türk, tacizler sonucunda işten ayrılmak zorunda bırakıldı.
“Türkten gelecek para da olmaz olsun” modundalar.
Bu benim yazdığım, bir barış karşıtlığı yazısı değildir.
Bu bir hayal kırıklığı yazısıdır.
O kadar da saf değildik, farkındaydık ama, yine de biraz olsun umudumuz vardı.
Nerede yanıldık biliyor musunuz, ben itiraf edeyim, barış isteyenlerin oranı konusunda yanıldık.
Hele de Crans Montana sonrasında, Rum seçimleri öncesinde Anastasiadis’in sağ tribünlere oynamayı seçmesiyla gördük ki, barış karşıtlığı güneyde hala geçer akçe…
Uçakları, gemileri, turistleri, eski eser ziyaretlerini engellediler, artistleri bile engellediler. Adanın tüm enerji kaynaklarına el koydular. Bir telefon roamingi yapmak mümkün olmadı. Tüm dünyada var, bir tek burada yok!
Şimdi AB’nin çıkarttığı tüzüğü inkar ediyorlar.
Mehmet Ali Talat’ın bir sözü vardı, “ellerinden gelse aldığımız havayı da kesecekler” diye, aynen öyle…
Biz de burada gündelik gelişmelerin, kendi dışımızda gelişen konjonktürün seyircisi olan seyretmeye devam ediyoruz.
Esas acı olan budur.
Bu mücadelenin yolu da, kuru kuruya açıklama ya da en kolay yolla suçlama olmamalı.
Ayrılık sloganları hiç olmamalı. Çok daha akılcı, çok daha dinlenir bir dış politikaya ihtiyaç var.
Elimizde hiç mi bir koz yoktur..? Bence vardır…
Ama korkarım işler “madem öyle ayrılık en iyisi” noktasına gidiyor hızla, ne yazık.
Yine de Bay Anasti’ye şu 1974, 15 Temmuz aptallığının sonuçlarını bir kez daha hatırlatmakta fayda var. O da tarihte yaptıkları en büyük aptallıktı…
YERİN KULAĞI VAR
NEREDEN NEREYE:
1963 sonrası adanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türklerin Lefkoşa’ya girişlerinde Rum barikatlarında saatlerce bekletildiklerini, araçlardaki eşyaların boşlatılıp üzerlerinin tek tek aranıp baskıya tabi tutulduklarını ben yaştakiler çok iyi hatırlarlar. Şimdi aynı eziyeti gümrük kapılarında kendi yurttaşlarına uyguluyorlar. Zihniyet aynı zihniyet, aradan elli yıl da geçse…
SONUÇ NE, ONU SÖYLE:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler önceki gün yaşanan ölümlü iş kazası sonrasında sosyal medyadan açıklama yaparak, “Daha sert ve daha baskın bir şekilde bu konunun üzerine ‘ekibimle’ birlikte gideceğimizden herkes emin olsun” demiş. İyi de sonuç ne Sayın Bakan. Bu kaçıncı kaza, kaçıncı ölüm. Demek ki denetim yeterli değil. Sonra, bugüne kadar olaylarda kusuru olanlara ne yapıldı, siz onu söyleyin…
KİRLİLİĞİN SEBEBİ DE BULUNDU MU:
Sağlık Bakanlığı Püsküllü bölgesinden denize girilmemesi uyarısını yineledi. Demek ki, kirlilik sağlığı tehdit eder boyutta. Peki o zaman nedeni de bulundu mu? Kirlenmenin durdurulması için yapılan bir çalışma var mı? Bu kirlilik bütün bölgeye yayılmayacak mı? Halkın bu sebebi öğrenme hakkı yok mu? Sağlık Bakanlığı bunu da açıklaması gerekmez mi? Bu da Tarım Bakanlığı’nın “şu, şu, ürünlerde zehir var” açıklaması gibi, bir yasak savma…
UYUMAYA DEVAM:
Geçmiş hükümeti ve görüşlerini zaten biliyorduk ama, belli ki giden de gelen de aynı. Karaoğlanoğlu’nda bir otelin denizi doldurmasına dün olduğu gibi bugün de ses çıkaramıyorlar. Örgütlerin yaptıkları eylemler de belli ki, yöneticilerimizi pek etkilememiş. Öyle bir ülke olduk ki, kanunlar bile adamına göre işletiliyor. Onun için uyumaya devam… Ya da istediğiniz kadar bağırın. Özgürlük var bu ülkede…
HELAL OLSUN:
Geride bıraktığımız seçimlerin en ilginç yanı ne oldu biliyor musunuz? Yıllardır başında bulundukları belediyeleri bırakın yatırım yapmayı, çalışanlarına maaş bile ödeyemez duruma getiren birçok başkan, çok başarılıymış gibi vatandaştan bir dört yıl daha onay aldı. Hadi şimdi onlardan bir de yatırım bekleyin… Ne kadar mantıklı… Herkes layığıyla…
TARİKATLAR KOL GEZİYOR:
Ülke tarikatlara esir oldu. Yazıyoruz, konuşuyoruz ama, takan yok. İnsanlar hergün bir rezalete isyan edip bizleri arıyor. Önceki gün yine sarıklı cübbeli adamlar, bir yol ortasında, küçük yaştaki çocukların beyinlerini yıkamaya devam etmekteydiler. Hem de Lefkoşa’nın göbeğinde. Vatandaş bu görüntüler karşısında isyan ediyor ama, yetkililer kulakları üstüne yatmaya devam ediyor.
ZİRVEDEKİLER
Erçin Şahmaran: “Seçimler, oy oranını belirlemek için mi yapılıyor? Anlamak zor, ‘oy oranını koruduk’ güzel, fakat adaylarının geneli kaybetmiş. UBP ve CTP örgütlülüğün getirisi ile bir başarı sağlarken, beklentilerin gerisinde kalmanın sancılarını yaşıyor. Bu sancı, iç hesaplaşma sürdükçe derinleşecek. Hükümet oluşumuna kadar etki edecek. Seçimler bitti, şimdi özellikle UBP de kurultay kabusu yeniden hortlayacak. Bakalım bu kurultay, eskileri aratacak mı?”…
DİPTEKİLER
Fikri Ataoğlu (Turizim ve Çevre Bakanı): Bakan Ataoğlu, Mağusa Belediye Başkanlığını yeniden kazanan İsmail Arter’i ziyaret etmiş. Memleketin her yanını pislik götürürken, çevre felaketleri tavan yaparken, denizler oteller tarafından zaptedilip doldurulurken sesi çıkmayan Sayın Bakan, kendi bölgesi olan Mağusa belediyesini ziyaret etmekte geçikmiyor. Keşke ülke sorunlarına da böyle koşarak gidebilse diyeceğim ama, o işte oy yok ki…
































