Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

REFERANDUMA GİDERKEN NİÇİN HAYIR DİYEMEYECEĞİZ?

Dün her zamanki gibi siyasi soruna yönelik müzakerelerdeki gelişmeleri      “Köşeme” taşırken  yazımı şöyle bitirmiştim:      “Dünya hukukuna dahil olacağız derken sanırım  Rum çoğunluk yönetimine duhul eyleyeceğiz!  Tabi başına kaza gelmeden eğer  sağ selim  sonuna kadar dayanırsa bu müzakerelerin bir de referandumu olacaktır! İşte asıl o referandum aşamasında öğreneceğiz:  “Nasıl bir çözüm istediğimizi!” Bunu da “evet” ile “hayır”  belirleyecek. Fakat bu kez “hayır” deme  şansımız olmayacak çünkü dedirtmeyecekler! “Niçinini”  de yarın anlatırız.”
ÖNCE HATIRLAYALIM? Bu kez büyük bir istekle çözüme angaje olan Türk tarafıdır! Nitekim  daha müzakerelerin ilk günlerinde sadece “hemen çözüm” sloganları atmakla yetinmedik. Eğer çözüm olmazsa “dünya hukukunun” parçası olamayacağımızı da beyan ettik. Dolayısıyle masaya behemehal çözümü sağlama amacında oturduk ve halkı mutlak çözüme alıştırmak için şunu da söyledik:  “Birleşik Federal Kıbrıs Devletini kuracaksak bazı ödünler vermemiz gerekecektir!” Bunlarla da yetinmedik: Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyetine dayalı bir federal sistem alternatifini ortaya atmasına kadar geçen süreyi “Müzakereler bu kez çok iyi gidiyor çözüm umudu veriyor” açıklamaları ile süsledik. Tabi bu süreç içinde  BM’ler temsilcisi Eide’nin doping pompalayan açıklamalarını yabana atmıyoruz…     Ancak müzakereler ilerledikçe ve  Rum tarafında parlamento seçimleri  hazırlıkları yoğunlaştıkça, gördük ki kantarın topu iyicene kaçmış. Güney Türkiye’nin zafiyeti olarak değerlendirdiği Ortadoğu’daki kanlı savaşlarla  Doğu Akdeniz’deki gazı da kullanarak  Kuzey’den daha büyük ödünler isterken bu kez çok daha net gördük: “Güney’in hedefi 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek Devleti olarak Türk halkını (ki Rum tarafı için bu halk değil, cemaattır) kendi çoğunluğu altına sokup tabası yapacak bir çözüme zorlamak! 
YANILIYOR MUYUZ?  Öyleyse Müzakere sürecinde olup bittikleri yahut hâlâ sorun olarak devam ettikleri için yorumumuzla birlikte “bildiklerimizin” üzerinden bir daha geçelim:    Her ne kadar masada Akıncı ile Anastasiadis’in nasıl pazarlık yaptıklarını bilemiyorsak da Türk tarafının maçın başladığı Şubat 2015’den  beridir gol yememek için savunmada kaldığını iyi biliyoruz..
Bildiğimiz bir diğer gerçek pazarlık  konusunun her yönü ile Kuzey’i kapsadığıdır! 
Anastasiadis’li Rum liderliğine göre çözüm sonucunda hem siyasi statüsü hem de sosyoekonomik yapısı ile topografyası değişecek olan Kuzey’dir!
Türkiye’nin garantörlüğü kabul edilemez, dönüşümlü Başkanlık mümkün değildir!
Kıbrıs AB üyesi olması nedeniyle  çözüm AB müktesebatına uygun olacaktır.
Bu uyum  zaten Güney’in asli üye olması nedeniyle Kuzey için zorunludur.
Bu nedenle KKTC dağılır, TC adadan ayrılırken çözüm AB müktesebatı gereği Dört Özgürlük” aşamasına gelecektir.
Türk-Rum, Kuzey-Güney değil, “Kıbrıslılık” kimliği ve “tek yurttaşlık” kaim olacaktır.
Ancak 1960’dan beridir siyasi yönden adanın tek tanınmış devleti oluşu ile Güney bu siyasi kazanımını korurken, Kuzey’deki Türk ahali de Kıbrıs Cumhuriyetine  dönüş yapacaktır!
Yeni Federal Devlet üniter  KC’nin üzerinde statüleşecektir!
NİÇİN HAYIR DİYEMEYECEĞİZ:  Başında yazdık: Çözüme angaje olan,  “hemen çözüm” diyen, Türkiye’ye yönelik olumsuz çıkışlarla “Türkiyesiz bir Kıbrıs”ı peşinen müzakere sürecinin bir parçası yapan biziz!
Oysa hatırlayın. Annan  planı referandumunda  “evet” derken Türkiye ile el eleydik.. Şimdi “Türkiyesiz bir Kıbrıs” efkârında hem Güney’in politikası ile uyuşuyoruz hem de AB ile daha çok yakınlaşıyoruz..
Dolayısıyle  referandumda halkın önüne konacak “Türkiyesiz bir Kuzey” şaşırtıcı olmayacaktır!   “Çözüm uğruna bu plana “evet”denmesinin şaşırtıcı olmayacağı gibi..
Velev ki bu ülkede hâlâ özgürlük ve egemenliğine, vatanı ile milletine inancında sandığımızdan daha büyük oranda bir seçmen kitlesi vardır.  Ve referandumda bu kitlenin  “hayır”ı (aslında adı “Gambari süreci”  olması gereken şimdilerin Ban Ki Moon,  AB ve Güney Rum Yönetimi  koalisyonlu planını)  referandumda sandığa mahkûm edecektir.
Peki  ama onca çözüm ve müzakere  tezgâhından  sonra AB ve BM’ler “evet” beklerken çıkacak “hayır”ı hem de Rum’un “evet”ine  rağmen Türk halkına yedirirler mi?  Fitil fitil burnundan  getirirlerken, Türkiye’yi de AB üyeliği beklentisi ile   bölgedeki savaşlarda   yakarak cezalandırmazlar mı sanırsınız?
Bu nedenle diyoruz: Referanduma gitmeden kazanacaklarımız nelerse  tümünü de peşin peşin  masada almak zorundayız. İşte o zaman  referandumda  “evet” diyecek rahatlıkta olacağız..