Tam 4 can gitti. Daha ne olsun…
Aslında yaşadığımız dünyanın yaşadığı bir felaket. Daha doğrusu, paylaştığımız.
Burnumuzun dibinde Limasol. 72 saattir aynı şiddetle yağıyor, ama ne sel var ne kayıp.
Bizde böyle doğa olayları on on beş senede bir olur, belki bir, belki iki köyü etkiler, unutulur gider diye biliriz. Ama artık öyle değil. Size televizyon filmi gibi uzak görünse de, sanal gerçeklik gibi baksanız da bu iklim değişikliği denilen felaket gerçek ve işte sonunda burada…
Belki de son elli yılda ilk kez bir doğal felakette can kaybı da yaşandı. Maddi kayıplar, tarihin görmediği kadar büyük.
Felaketi hem gittik, yerinde izlemeye çalıştık, hem de medya ve tabii sosyal medyadan takip ettik.
Çığlık çığlığa bağıran insanlar yanında, bir de olayı kendi meşrebince değerlendirenler var.
Kimisi ‘kentlere yapılan zulmün sonu’ diyordu, doğanın intikamını aldığını söylüyordu.
Kimileri de “hah, gördünüz mü, işte emirnameler, imar planları bunun için gerekli” savunması yapıyordu.
Bunları tartıştığımız tarih dilimine bir bakın. Biz bu topraklara ne zaman “benim” dedik ve sözde yönetmeye başladık?
Tam 44 yıl. İmarından, bayındırlığından sorumlu olduğumuz tam 44 yıl.
Ne yapmışız?
Taa İngiliz döneminden kurulan bir alt yapıya güvenmişiz. Elli yıl öncesinin kurulan bentlere yenilerini eklememişiz. Dere ıslahları hikaye. Yapılan da tamam olmamış. Dün bir arkadaş yazıyordu, neden Lefkoşa’nın en eski bölgelerinde sel sorunu yaşanmaz? Çünkü onları imar eden insanlar, bizim 21. yüzyıldaki halimizden daha sorumlu, daha bilinçliydiler. Kuralları vardı, uyarlardı.
Yetmemiş, bir de derelerin, vadilerin üstüne inşaat izinleri vermişiz. Gölet yapmışız, taşacağı hiç aklımıza gelmemiş. İşte Gönyeli göleti ha taştı, ha taşacak. Tahliye ediliyor şimdi. Oysa 1992’de de büyük bir felaketle taşmış, balıklar çembere gelmişti. Lefkoşa’nın etrafındaki derler her sene taştı, hala taşıyor.
Ya Girne… Ah güzelim Girne… Alsancak, Lapta… Son 5 yılda akıl almaz bir şekilde yapılaşan, dere yataklarının en çok ihlal edildiği bölgeler. Zaten en büyük kayıplar da orada yaşanıyor.
Dağdan gelen yağmur sularını tahliye eden kanallar ne alemde? Kaçı kapandı, kaç tane yeni yapıldı? “Kuraktır bu memleket, öyle sel falan olmaz” dediniz değil mi?
Bakın göresiniz, bunu bile siyasi malzeme yapacaklar. Şimdi o sığ muhalefet çıkacak ve hükümeti suçlayacak. Sanki kendileri suçun büyük ortağı değillermiş gibi. Başladılar da; “gereğini yapın” diyorlar. Ne yapsın bu hükümet? 44 yılın hovardalığının bedelini mi ödesin?
44 yılda kaç imar planı çıkarttınız? Kaç yolu genişlettiniz, ne kadar alt yapı yaptınız? İmar izinlerini neye göre verdiniz? “Plana, emirnameye göre” demeyin bana. İzin sahibinin size yakınlığına göre verdiniz. Üstelik gerekirse, emirnameleri kişiye özel elleyerek yaptınız. Medyada defalarca yırtındı insanlar, “yine dere yatağı dolduruluyor” diye. Kaç tanesini iptal ettiniz, kaç tanesi site oldu?
Zarara uğrayanlara üzülüyoruz ama, utanmalıyız. Bütün o kayıpların sorumluluğu üzerimizde.
Biz buyuz çünkü. Her şeyi para, her şeyi rant gören tuhaf bir insan topluluğu.
“Aptal” dünyalılar, ha bire alt yapı yatırımı yaparken, biz burada topraktan para kazanmanın kitabını yazdık. Hem de nasıl… Kötü yönetildik. Bir elimiz yağda, diğeri baldayken, geleceği hiç hesaba katmadık. Hele de alt yapı için Türkiye “ne istersiniz” dediğinde, bu işler listelere girmedi bile. Hatta artık açık konuşalım, bu gibi işler için gelen paraları başka işlere de harcadık. Yüzümüze vurdular, “ya rabbi şükür” dedik. Çağdaşlığın kenarından geçmedik. Mühendis mi yoktu, mimar mı yoktu? Bal gibi vardı. Ama niyet yoktu.
Şimdi bunca yıl bu ülkeyi yönetenler ve onlara tekrar tekrar oy veren bizler hep birlikte derdimize yanalım…
Felakati dün bizzat yerinde gördüm, kayıp giden gencecik insanlarımızın acısına tanık oldum. Bir tonluk araba ve içindeki canların sele nasıl teslim olduklarını içim burkularak izledim. Bugün gazeteniz Havadis’te yaşanan korkunç felaketi tüm ayrıntılarıla bulacaksınız. O giden canlar karşısında gelmiş geçmiş tüm siyasiler ve de sesini çıkarmayan bizler asıl suçluyuz…
YERİN KULAĞI VAR
SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ:
Dışişleri Bakanı Kudret Özersay yaşanan felaketle ilgili olarak, “Bunca yıldır ağzını açıp ‘planlama’ diyen herkese ‘sen gelişme istemiyorsun’ diye kükremenin, daha fazla kat, daha fazla beton, daha fazla rant diye diye ülkenin belirli bölgelerini plansız ve pervasız şekilde çarpık hale getirmenin bedelini hep birlikte ödüyoruz. Silkinip kendimize gelmek zorundayız, hem de hemen!” diyordu…Yaşananların özeti bu, sözün bittği yerdeyiz…
AĞAÇ DİKMEYİZ Kİ BİZ, KESERİZ:
Toprak kaymaları, orman alanlarının yok edilmesinin sonucu. İmara açılan alanlarda son 5 yılda acaba kaç ağaca kıydık? Tek bir site için kırk zeytin ve harubun kesildiğine şahit oldum geçen yıl. Dünya Ekonomik Forum’u yayınladı dün, New York’da 1 milyon, Seul’de 2,5 milyon ağaç dikilmiş geçen yıl. Hem hava kirliliğini, hem selleri önlemek için. Bir şey ifade ediyor mu? En azından bugünlerde…
BU İŞİN ŞAKASI OLMAZ:
Ülkenin acısı yetmezmiş gibi bazı kendini bilmezler sosyal medya üzerinden yalan yanlış bilgiler paylaşmayı marifet sayıyorlar. Yahu böyle bir günde olsun bu tür paylaşımlar yapmayın. Yalan yanlış bilgilerle insanları daha da maraza sürüklemeyin.
HELAL OLSUN:
Yaşanan felaket sırasında özveriyle çalışan polis, itfaiye, sivil savunma ekplerinin çabalarına bizzat tanık oldum, takdire şayandı. Kötü hava koşullarına rağmen onca tehlikeyi göze alıp her şikayete koşmaya çalışan bu özverili arkadaşları kutlamak istiyorum. Bu isimsiz kahramanlara ne kadar teşekkür etsek azdır…
BİRLİK OLMA ZAMANI:
Ülkenin en doğusundan en batısına kadar felakati yaşadık. Mal kayıplarının yanısıra canlar verdik. Şimdi artık birlik olma zamanı. İktidarı, muhalefetiyle tüm toplum, yaraları sarmak için birlik olmak zorundayız. Bu yaşananlardan ders çıkarıp, bundan sonra olası felaketlere karşı toplum olarak hazırlıklı olmak zorundayız…
KAMUOYUNUN DESTEĞİNİ ALMAK ŞART:
Devletin gelir kaynaklarını artırmak adına teşvik ve destek sistemlerinde yapılacak değişiklik, daha haberi çıkar çıkmaz direnç görmeye başladı bile. Beklenirdi. Şimdi yapılması gereken, kararlılıkla aynı yolda devam ederken, kamuoyunu da doğru bilgilendirip, desteğini almak. Yapılan eleştiriler bire bir yanıtlanmalı, halk da doğruyu görmeli…
ZİRVEDEKİLER
Erkut Şahali: “Kuraklaşan bir ülke olabiliriz ama 40 yılda bir bile olsa, en ağır yağmurun suyunu tahliye edecek dere yataklarına, depolayacak gölet ve barajlara, yağmurla akıp gitmeyecek yollara ve altyapıya sahip olmanın zorunluluk olduğunu da acı çekerek yeniden gördük. Yaşamı düzenleyen kurallara uymak, yasalara uyarak eşitliği ve düzeni sağlamak, kalıcı huzurun şartlarıdır.
Bugün, tüm hırslardan, iştah ve ihtirastan uzaklaşıp doğanın istediğini yapmak için ilk gün”…
DİPTEKİLER
44 Yılın İhmali: Ülke yönetmeyi, para alıp dağıtmak olarak gören bir zihniyetle nereye varacaktık ki? Taş üstüne taş koymadan… Toprağı satıp, hem maddi hem siyasi rant elde etmeye baktık. Evlerimizi sel bastı, “gereken önlemleri alacağız” diye şov yapan beceriksizlere defalarca, tekrar tekrar oy verdik. Geleceğimizi teslim ettik. Kaçak inşaatlara, “alt yapısı yok” denilen yerlere verilen izinler, hepsi suyun altında. Bafra’dan Girne’ye, Lapta’ya. İşte o gelecek denilen gün bugündür. Bu defa akıl koyacak mıyız? Yoksa?…
































