Ülke gündemi o kadar hızlı değişiyor ki, bizler bile gündemi yakalamakta zorlanıyoruz. Halbuki pazartesi Havadis’in manşetinde yer alan, Baykan Gürses’in DAÜ Rektörü Prof. Dr. Abdullah Öztorprak’la yaptığı röportajın, çok tartışılmasını beklerdim. Ama dedim ya bugünlerde gündem o kadar hızlı değişiyor ki, yetişmek imkansız.
Abdullah hoca, ülkede sayıları 11’i bulan üniversiteyle ilgili yaptığı değerlendirmede hiç çekinmeden, “KRAL ÇIPLAK” diyor ve yetkilileri altın yumurtlayan bu tavuğa dikkat etmeleri yönünde uyarıyor. Öztoprak, lokomotif sektör haline gelen ve dünyanın çeşitli ülkelerinden on binlerce öğrenciye hizmet veren üniversitelerin, birçok açıdan sıralamada dünyanın gerisinde, hatta denetimde Afrika ülkelerinin bile gerisinde kaldığını söylüyor…
Prof. Dr. Öztoprak’ın bu açıklamaları birilerini oldukça kızdırmıştır sanırım. Üniversiteleri bir “ilim yuvası” değil de, adeta “ticari bir işletme” olarak görenler var. Öztoprak’ın da dediği gibi, denetim de tamam olmayınca, sorgulama başlıyor. İşte prof. Öztoprak onun için “Bir ülkede çok üniversite mi, yoksa üniversitelerin kalitesi, verdikleri eğitim mi önemli..?” diye soruyor… Yani kalite mi, kantite mi?
Gerçekten de 300 bin nüfusuyla 11 üniversiteyi barındıran KKTC’de verilen eğitimin kalitesini kim sorguluyor? Türkiye’de kütüphanesindeki kitap sayısından, öğretim üyelerinin niteliklerine kadar denetim yapan YÖK’ün kopyası YÖDAK ne yapmaktadır? Açıklamalardan, hiçbir şey yapmadığı anlaşılıyor. Şu an için YÖK’ün hoşgörüsüne sığınmaktayız. Ama ya Türkiye’de sayısı giderek artan vakıf üniversiteleri bu denklikleri sorgulamaya başlarsa, o zaman ne olacak? Ne de olmasa KKTC üniversiteleri, onların en büyük rakipleri. O halde, şu anda siyasetin bir parçası olan YÖDAK Yasası süratle değiştirilerek, maddi ve yönetsel anlamda özerkleştirilmeli ki, adam gibi denetim yapabilsin.
Dünyanın tanımadığı bu küçük coğrafya parçası üzerindeki üniversitelerimizde yaşananlar zaman zaman Türkiye basınında manşetlere de taşınsa, “nasıl olmasa tüm yazılanlar 3-5 gün sonra unutulur” mantığıyla ciddiye alınmıyor. Sorunlara eğilip, çare üretmek yerine, sümen altı edip görmezden gelmeyi tercih ediyoruz. Ve her yıl siyasiler üniversitelerdeki öğrenci sayısının artmasını fırsat bilerek, kendilerine pay çıkarma yarışına giriyorlar. Ne yazık ki öncelik, eğitimin kalitesi değil, kayıt yaptıran öğrenci sayısıdır…
Son yıllarda üniversitelerde yaşanan öğrenci kavgaları, tehlike boyutuna varan dini akımların kaçta kaçı basına yansıdı dersiniz..? Duyduklarımız, okuduklarımız aysberg’in sadece görünen kısmı…
Hükümetlerin kendilerine bağlı vakıf üniversitelerindeki hakimiyet kavgalarını biliyoruz. Hiçbir akademik donanımı olmayan, tek vasfı “partide etkili” olmak olan kişiler, sonuç olarak, bu üniversiteleri de belediyeler gibi, devlet gibi kendi siyasi gelecekleri için “çiftlik” olarak kullanmaktan öte bir şey yapmıyorlar… Diğer yandan devlet, özel üniversitelere tanıdığı vergi muafiyetini, kendi vakıf üniversitelerine tanımıyor.
Prof. Dr. Öztoprak röportajında bu kadar net söylemese de, aslında aynı tehlikelere dikkat çekmeye çalışmış.
Örneğin üniversite öğrencilerini bağımlı hale getiren bet ofislerle ilgili DAÜ olarak aldıkları karar ve bu konuda yaptıkları çağrıya kim kulak verdi? Siyasi partiler veya sivil toplum örgütlerinin bu konuda hangi olumlu adımına şahit olduk?
Üniversiteleri ticarethane, öğrenciyi de yolunacak kaz olarak görmeye, kaliteyi değil de, öğrenci sayısının artmasını başarı olarak göstermeye devam ettiğimiz sürece, “eğitim adası” unvanımızı kaybetmemize çok az zaman kaldığını iyi bilmeliyiz…
YERİN KULAĞI VAR
ORTAK DÜŞÜNCE:
Mustafa Tokay ve Emir Emirkanı olayında, siyasetçisinden gazetecisine kadar herkes ağızbirliği etmişçesine Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun da adını andılar. Bu saatten sonra Sayın Eroğlu’nun bu konuda topluma bir açıklama yapması farz oldu. Çünkü herkes ne diyeceğini çok merak ediyor…
PROTOKLODE VAR MI, YOK MU?:
Hükümet ortakları arasında LAÜ’de yaşanan krizde taraflar geri adım atmıyor. DP-UG kanadı hükümet protokolüne göre, LAÜ Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nın kendilerine verilmesi gerektiğini söylerken, CTP kanadı ise hükümet protokolünde böyle bir şey olmadığını savunarak, “önemli olan kurumların iyi yönetilmesidir” dedi ve DP-UG’lileri iyi yönetememekle suçladı…
İLAHİ TESADÜF:
İki haber dün gazetelerde birlikte yayımlandı. Biri, ilkelerine bağlı bir Müsteşar… İlkelerinden taviz vermeyi reddettiği için şahsi çıkarını elinin tersiyle itti. Bir diğeri ise, kişiliğini, gelmişini, geleceğini ne olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde siyaset için kullandırdı, o da hapsi boyladı. Ayırım bu kadar basit…
TAÇOY’DAN İLGİNÇ DEĞERLENDİRME:
Hasan Taçoy dün Radyo Havadis’te Baykan Gürses’in konuğuydu. Söyledikleri bana çok ilginç geldi. Bakın ne diyordu; “22 yıl altını boşaltmaya çalıştığım bir partideyim… Bu şartlı bir birliktelik… Ben değil ama tabanda benden rahatsızlık duyanlar var”… Yoruma gerek var mı..?
KTÖS TARAF MI TUTMALIYDI:
İptal edilen İlkokul Müdür Sınavı ile atananlar gazete ilanı vermişler, KTÖS’ü, davayı açanların yanında olmakla suçluyor, kendilerinin de bu sendikanın üyesi olduklarını söylüyorlar. KTÖS ne yapsaydı yani, şaibeli bir sınavı, sırf kendi üyeleri atandı diye savunsa mıydı. Bundan daha absürt bir savunma duymadım. Bir kere daha yazalım, sevgili kardeşlerim; eğer “hakkımızla kazandık, sınavımıza leke sürüldü” diyorsanız, siz de o sınava leke sürekleri dava edin, tazminat isteyin…
KEŞKE TARAF OLMASAYDI:
CTP Milletvekili Doğuş Derya’nın üniversite öğrencileri arasında yer alan kavgada yanlı bir tutum sergileyerek, sadece bir tarafı suçlu olarak göstermesi hoş karşılanmadı. Bir milletvekili olarak siyasi görüşü ne olursa olsun, keşke bu olaya taraf olacağına, birleştirici bir yaklaşım sergileseydi. Bir tarafı suçlayarak, diğer tarafı haklı gibi göstermesi pek yakışık almadı doğrusu…
NORMALLEŞİYORUZ:
Aralık ayı sonunda tırmanan ve ekonominin tüm sektörlerini kötü etkileyen dövizdeki artış, dört ay sonra nihayet normale döndü. Sterlin 3.5TL civarına inerken, Euro da aylar sonra ilk kez 3 liranın altına düştü. Aylardır dövizdeki artış nedeniyle piyasalarda yaşanan durgunluk da, yavaş yavaş ortadan kalkar ve normale döneriz inşallah…
ZİRVEDEKİLER
Stefan Füle: Avrupa Birliği’nin Genişlemeden ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Komiseri Stefan Füle, “Ada etrafında hidrokarbonun varlığı ve buna bağlı potansiyel gelir, oyunu değiştiren bir unsur oldu” demiş. Dobra açıklama diye ben buna derim… Aslında işin gerçeği de bu. Anlaşma için her iki taraf da bulunmaz bir momentum yakalamış durumda. Kaçarsa, uzun yıllar arkasından el sallayacağız…
DİPTEKİLER
Kavgaya Prim Vermek: YDÜ’de meydana gelen olay, sağduyuyla yaklaşılması gereken hassas bir durum. Oysa hem basında, hem de siyasette bu duyarlılık dışında yaklaşımlar görmekteyiz. Olaya bir bütün olarak bakılması gerek. Çünkü nedenleri bizim dışımızda… Taraf tutmak, hedef göstermek ya da tarafların iddialarını haber yapmak, sadece olayları kışkırtacaktır. Bunun da zararı yine sadece bize, KKTC’nin adına ve üniversitelerinedir…
Foto Gündem …

Lefkoşa Yeni Atık Su Arıtma Tesisi’nin resmi açılışı Avrupa Birliği’nin (AB) Genişlemeden ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Komiseri Stefan Füle’nin katılımıyla yapıldı
































