Köşe Yazarları

POLİTİKACIYI YOLDAN ÇIKARAN POLİTİKALAR!


Seçilmek uğruna önce bir bukalemun gibi “rengini”  sonra da yaratılışının kendine özgü “kişiliğini” bile değiştirip oy istediği seçmenlerin kılığına giren “adayların” yabancısı değiliz!

Hatta “kendimizden biliriz: Ki “böylesi” bir kabuk değiştiremeyeceğimizi  anladığımız için hem siyasi partilere  uzak durdurduktu hem de adaylıklarına!

OYSA siyasetin bizatihi türlü çeşitli atraksiyonlarıyla “politika” olduğunu, dolayısıyla kılıktan kılığa, görüşlerden görüşlere girip değişmenin de mübah sayılayacağı gerçeklerde; tutun ki “politikacı” için tüm yollar “seçim sandığına çıkar.” Kim o yollarda daha çok oy derlerse işte o muteber politikacıdır..”

HAYIR, ne “politikaya” ne de “politikacıya” takılıyorum. Hatta “zor zanaattır” diyorum. Hele bu ülkede kendini “seçmene” kabul ettirmek!

Ki seçim kampanyaları boyunca meydanlarda “vatana millete” nasıl hizmet edeceğinizi anlatıp vaatlerde bulunurken; kapalı kapılar ardında da  size destek veren seçmenlerinize, “eğer seçilirsem”  ihtimaliyatı üzerinden ayrıca “özel vaatlerde” bulunursunuz ki kapsamında “yok yoktur!”

BU düşüncelerden hareketle önümüzdeki Cumhurbaşkanlığına bakıyorum ve bir kez daha görüyorum: “Cumhurbaşkanları” adayları için “böylesi vaatler” öylesi “seçmen ayarlamaları” söz konusu olamaz. Bu nedenle kullandıkları “propaganda argümanları” siyasi sorunun içinde oynaşabilen  kadardır..

Geçtiğimiz hafta Sn. Akıncı işte bu sınırları da zorladıydı.

ÇÜNKÜ: “Anavatan Türkiye”ye sığınamazdı, o saha “UBP tarafından çoktan kapatıldıydı!”

İstemeden de olsa “iki ayrı devlete dayalı” bir çözümü de savunamazdı. Çünkü o alan da üç aday tarafından kapatıldıydı!                     Hatta CTP’nin bile kulvarına giremezdi çünkü orada koşanlar çoktan beridir “federasyonun” asıl savunucularıydılar!                 PEKALA Sn. Akıncı günü saati gelen seçim kampanyalarında “hangi Kıbrıs politikasından” yana tavır koyacaktı? Ki UBP’nin, CTP’nin, HP’nin, TDP’nin YDP’nin oylarını derleyerek yeniden sandıktan çıkıversindi?

(BU soruya cevap vermeden önce hatırlatayım: “Eğer Kıbrıs Türk halkı olarak siyasi sorunu bir ulusal konsensus’ta mefkûre haline getirebilmiş olsaydık ve de “tüm siyasi partiler hiyarerşisinde ayni “çözüm” modeli üzerinde uzlaşsaydık, bugün toplum katlarında sürüp giden  polemiklerin anaforunda boğulmaz en kabadayısından “Türkiye” faktörünü “seçimlerin harcıalem propaganda unsuru haline sokmazdık!       Ne var ki Sn. Akıncı’nın seçim propagandasına da  tavır koydurtan bir Türkiye polemiğinin tam göbeğine düştük!)

…Oluşturamadığımız  ulusal konsensusa karşı “tıkanmış ve köhnemiş propaganda”  metotlarının yine kullanıldığı bu seçim arifesinde de “KKTC’nin yüce çıkarları” değil, “adayların siyasi çıkarları” tartışılıyor!

SON sözüme gelince: Seçme seçilme anayasal hak ve yurttaşlık  görevidir.. Ancak “seçmen” için bir hak daha vardır: “Sandığa gitmeme hakkı!” “Protesto etme hakkı!” (Niçinini yarın anlatırım.)

*****

İNSANLARI ŞEKER HASTASI YAPTINIZ!

KKTC insanlarının 3 de 1’nin diyabetli olduğu yada “prediyabet” (gizli şeker)  aşamasında bulunduğu açıklandı..

Yanı sıra nüfusumuza göre kalp ve kanser hastalıklarının da çok yaygın olduğu bilinen gerçektir.

Hatta bir süre önce Akıl Ruh ve Sinir Hastalıkları Merkezine yüzlercsiyle insanımızın müracaat ettiği de açıklandıydı!..

YIL 12 ay genelde günlük güneşlik olan, denizle yaşam alanlarımızın iç içe geçtiği, çevre pisliğine karşın hayret ki hayret hâlâ temiz bir havaya sahiplikte, bu  öldürücü hastalıklar ve   ruhi bunalımlarla  hafıza zafiyetleri neden?

SORUNUN cevabı zaman zaman “sorunların uzmanları” tarafından zaten açıklanıyor..

Ki hâlâ “can boğazdan gelir” gerçeğinde bu ülkede “yediklerimizle  içtiklerimiz” yeterli denetimlerden geçmemektedir..

İnsanlar Siyasilerin yarattıkları “sen-ben” kavgaları nedeniyle yurttaşları abese iştigalde yormaktadırlar!

Yurttaşları  politik faaliyetlerinin  içinde  “taraf” olarak yer almaya zorlarlarken, aşa işe tutsak etmektedirler!

Özel derslerle, ihtimamla yetiştirilen çocuklar, gençler, artık “üniversiteyi” bitirseler de “işsizlik” mahkûmlarıdırlar!

Artık memleketi   “seçilmiş yönetimler” değil, yıldızı gitgide daha çok parlayan   “döviz kurları” yönetmektedir…

Bunlara sahiplik koyanlar, doğru kullanmasını becerenler  yaşama hakkını kazanırlarken, sahibi olamayanlar batıp gitmektedirler..

Ve bu memlekette kimin eli kimin cebindedir kimseler bilmemektedirler..

Geçmişte “memleketin yüce çıkarları” için siyaset yapanlar şimdi makamlarının fantaziyasını kullanarak kendi çıkarlarına iş yapmaktadırlar!..

YANİ ne? Bu ülkede “yozlaşan politikacıyla” birlikte çöken “kalkınma politikalarına” karşılık, artık memleketin asıl “yönetim erki” sahipsizlikle baştan savmacılığı harmanlayıp Devlet sistemi haline getiren  “Eyyamcılar komitesidir!”

NE iftira ediyoruz ne abartıyoruz ne de saygısızlıkta bulunuyoruz. Fakat bu memleketin insanlarını sonunda  şeker hastası yaptınız, affedemiyoruz!



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı