PAZAR YAKINMAMDIR: (NE EKERSENİZ ONU BİÇERSİNİZ!)

8 Temmuz 2018 Pazar | 10:45
Eşref Çetinel

Kimbilir hangi eski zamanda.. Nasıl bir olayla.. Hangi  insan aklında.. Söylenip yazılmış.. Hafızalara kazınmış ve asırlar sonra bile “çok ama çok değişti” denilirken dünya, İlkellikten modernliğe,  taş devrinden uzay çağına gelişinde bile.. Ne söylemleri değişmiş ne anlamları..

DEYİMLER, atasözleri, vecizeler gibi.. Hepsi de yüzlerce  okka gülden elde edilen bir katre gülyağı gibi.. Hem de bir iki kelimelik cümleleriyle.. Hâlâ yaşamaktalar ki hakikatları da birlikte yaşata… Mesela:

NE ekersen onu biçersin” deyimi var ya! İşte zamana meydan okuyan o  ifade.. Tanrı’nın “fıtratla-akıl” arasına koyduğu  o büyük mucize.. Her zamanki gibi sonunda “aklın” kazanması gerçeğinde..

hatırlarım: Daha lise ikinci sınıf mıydık ne.. Mağusa Namık Kemal Lisesinde “münazara”dedikleri “aytışmalar” yaptırırlardı öğrencilere..

Anlamını bile bilmezdik ama üçerli öğrenciler ikişerli gruplara ayrılır, kendilerine ait masalarda karşı karşıya oturtulur, sonra da “hadi bakalım” derlerdi, “tartışın! “İnsanın karakteri fıtrattan mı oluşur yoksa eğitimle mi?”

YARABBİ  ne büyük bir “konuydu” o öyle!. Henüz çocukluktan çıkamamış.. Mağusa’nın hisarları ötesine geçememiş.. Üç beş aşk romanı okumaktan, siyah beyaz Türk filmlerini seyretmekten öte yaşanası dünyamızın olmadığı  gerçeklerde.. Anamızın rahmine neden düştüğümüzü bile bilmeden “fıtratı” nereden bile bilelimdi ki?

FAKAT o “münazarada” öğrendiydik işte. Öğrendiydik ki doğuştan huyumuzu “fıtratımız” tayin edermiş. Doğuştan karakterimizmiş..Ya anamızdan ya babamızdan teverrüs etmişmiş!..                          Ki ne zaman kızıp kavga etseydi insanlar,  tükürür gibi  birbirlerinin suratlarına, “soyundan çekmeyen soysuz olur” derlerdi!”

TABİ “üzüm üzüme baka baka kararır” da derlerdi elbet! Ve insanı fıtratlarına  mahkûm ederlerdi ki çok sonra öğrendikti,   genlerimizin maymunlara kadar gidiverdiğini!   Nitekim birbirlerini taklit etmeye de bayılırlar insanlar, soytarılığa da!

HA ne diyordum: O münazaralarda önceden tasarlandığınca, kesinlikle “insan karakterini belirleyenin  şimdilerde “genler” de dendiğince,  “fıtrattan”  yani doğuştan olmadığının kabulünde; asıl belirleyici etkenin  “eğitim öğrenim” olduğunu “savunan” öğrenci ekibi  kazanırdı!

***

GEÇTİĞİMİZ hafta Türkiye’de çocuk katliamları, taciz olayları, vurup öldürmeler, bıçaklamalar, hayvanlara ezgiler derken…

Orada tsunami gibi kabarıp küçük adamızda da patlayan dalgaları nedeniyle   olaylara isyan bayrağını açarak hep birden bağırdıydık. “Katiller, canavarlar, insanlıktan nasip kısmeti olmayan hayvanlar…”

VE aynen Türkiye’de olduğu gibi bizde de “her kim enses ilişkilere, tacizlere,  kadına, çocuğa ezgi cefalara yönelir, tevessül ederse.. Bu kanı bozukları asmalı, kesmeli, yerlerde sürüklemeli idam etmeli idam” dendiydi!

***

YILLAR  önce rahmetlik Arif Hasan Tahsin (Desem) Türkiye’deki bir olayın çağrışımında Avurstralya’da olan bir benzerini anlattıydı bize ben de size anlatayım:

“Avustralya’ya kızımı ziyarete gittimdi diyordu Arif. Daha uçaktan yeni inmiş  eve gitmiştik ki  Tv’lerde yürekleri yakan, şok edici bir haber verilmeye başlandıydı: Bir genç eline geçirdiği makineli tüfeğiyle bir okul otobüsünü  taramış on beş  kişiyi aşkın kendisi gibi genç insanları öldürmüştü…

“ERTESİ gün diyordu rahmetlik Arif, bu katliamın gelişimini çok merak ettiğim için ilk işim bir gazete almak olduydu. Acaba ne diyor nasıl yorum yapıyorlardı dünkü olay için!”

VE “Hayır” diyordu Arif Hasan Tahsin. “Beklediğim tepki yoktu manşetlerde.. Ne katil lafı ne cani! Tam aksine büyük bir hüzünle soruyorlardı: ‘Biz nasıl oldu da böyle bir  insan yetiştirdik!.’ ‘Nerede yanlış yaptık?’ Hangi sistem bozukluğu, neden!..”

Belli ki “eken de biz biçen de biz” demek istiyorlardı.. “Bu cani dediğimiz genç  bizim eserimizdir” diyorlardı.. Ve önce kendilerini suçluyorlardı toplumun arasına böyle bir ‘yanlış insan’ yetiştirip  kattıkları için!”

***

BEYLER ben de “ne ekerseniz onu biçerseniz” demek için yazdım buncasını.. Bakın bugün trafikten çevre pisliğine, uyuşturucudan ötesi illegal olaylara kadar eğer memleket kapkara bir çamura batmışsa önce bunun sorumlusu biz analar babalar, öğretmenler eğiticiler, sistem kurucu ve istikrar sağlayıcı olmaları gereken siyasiler, yetişmekte olan gençlerin vatana millete sahip çıkmasından sorumlu olması gerekenlerdir.. Kısaca beyler, ‘devlettir’ devlet suçlu olan!

ÖNCE herkes kendi aynasında yansıyan suratına tükürecek, “biz nasıl bir nesil yetiştiriyoruz” diye tabi cidden varsa şikâyetimiz!

Ahkâm kesme kolaydır.. Zor olan vatanını milletini seven insanlar yetiştirmektir.. Vatanını milletini seven insan “onlara tükürüp iğfal etmez, öldürmez, kıymaz… Aksine yaşatır var eder…

BİR kez daha soralım: “Biz ne yapıyoruz, nasıl gençler yetiştiriyoruz, nasıl nesiller?  Ki sonunda “idamlıktırlar” dediğimizce!        Hem de yetiştirdiğimiz bütün gençlerden özür dilemek gerekirken!