Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar sohbetimizdir: (TC-KKTC ilişkileri, geçmişi geleceği…)

1974 Barış Harekâtı, o günkü siyasi koşullarda gerçekleştirilmesinin kaçınılmazlığıyla, “tarih” tarafından da “doğruluğu” tescillenmiş bir olaydı…

Aynı zamanda Ecevit koalisyon hükümeti için de “büyük cesaretti.” Çünkü harekât başarısızlığa uğrayabilirdi! Mesela Amerika’nın müdahalesi ile karşılaşılabilinirdi! İngiltere’yi ters tarafa yatırabilir Yunan cuntasını beklenmedik çılgınlıklara itebilir, Sovyetleri tehlikeli pozisyonlara sokabilirdi…
Hiçbiri olmadı. Bunun da nedeni harekâttan önce Ecevit’in yarattığı siyasi ortamdı. Daha harekât başlamadan “sınırlı” kalacağını tüm dünyaya deklere etmesiydi. Türkiye’nin Garanti anlaşmalarından doğan hakkını kullanmakta olduğunu başarılı şekilde anlatabilmesiydi… 15 Temmuz’da Makarios’a yapılan darbeden sonra 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı için Ecevit’in önünde sadece beş gün vardı… Tüm Harekât kararları, planları, stratejileri, dünyada yaratacağı etki tepkileri bu kısacık zaman dilimine sıkışmıştı!
Ecevit bu zorlukları aşan Başbakan olarak 20 Temmuz 1974’de tarihe kazınırken, artık Kıbrıs “mesela 19 Temmuz günündeki gibi olduğunca kalma şansını yitirmiş, Rumlarla Yunanlıların meğalo idea hayali son bulmuştu!”
BUNA KARŞILIK: Kıbrıs Türk halkı Osmanlı’dan bu yana ilk kez adanın “kazanan” tarafı olduydu. Yeni bir coğrafya, yeni bir vatan… Her ne kadar araya kan ve gözyaşları da girse, birileri evlerini yurtlarını terk etmek zorunda da kalsa “dünyada ilk kez Türkiye dışında küçük ama yürekli bir Kıbrıs Türk Devleti” oluşuyordu…
Olay büyüktü… Birlikte yaşama becerisine ulaşamamış, adayı ortak çıkarlar içinde paylaşamamış bu nedenle sürekli kavga etmiş iki halk kendi kaderlerini tayin hakkında kendi vatanlarını yaratarak kendi egemenliklerinin sahipliğini ilan ettilerdi…
İŞTE KIRILMA NOKTASI: Yukarıda çok kısaca 1974 sonrasına Kuzey Kıbrıs olarak nasıl girildiğini anlattım. (Belki yüzlerce kez anlatıp yazdığımızca!) Ki bugün o “sonrasının” ruhumuzu saran günahlarının kefaretini de ödüyoruz! Ve şunu anlıyoruz: Tarihin her devresinde Türk için savaşmak, devlet olup dirlik düzenlik oluşturmaktan hep daha kolay olmuştur!
Kıbrıs Harekâtı da “savaş” yönüyle bu “kolayı” çakarken, “devlet” oluş aşamasında “zora” girdi! Bir yandan Türkiye’de gelip giden iktidarlar, öte yandan bizdekilerle bizimkiler! (Ki bir zamanlar Türkiye için anlatılırdı: “Dünya ünlüsü entelektüel bir zat Türkiye’ye gezmeye gelmiş, hemen her yöreye uğramış… Ve gördükleri elledikleri karşısında hayretini gizleyemeyen adam, “vallahi demiş buraya gelmeden önce Türkiye’yi bana yanlış tanıttılardı. Ama gezip gördüklerim işittiklerime hiç benzemiyor Bayağı gelişmiş, güzel bir ülke…” “Eee demişler adama gülerek, “biz içeriden siz dışarıdan uğraşıyoruz işte!” Tabii yıkmak için!)
VE EVET! Kırk yıldır “biz içeriden düşmanlarımız dışarıdan KKTC’yi nasıl yerle yeksan ederiz diye uğraşıyoruz!”
Dolayısıyla onca inişli çıkışlı politikacılığına karşın eğer kırk yıl sonra bile Serdar Denktaş hâlâ TC’nin Yardım Heyetinden şikâyetçi oluyorsa şaşmamak gerekir… Kaldı ki soracağız: Bu kırk yıl nedir bilir misiniz? Çözümsüzlüktür! Dolayısıyla geleceklerin karanlığı, gençlerimizin korkulu rüyalarıdır! Ambargolar altında sıkboğaz olmaktır! Tanınmamışlıktır dolayısıyla dünyaya açılamamaktır! Bu nedenle üretsek de dış ülkelere ihracat yapamamaktır! İhracatı olmayan her ülke gibi ele güne muhtaç duruma düşmek demektir! TC yardımları ayaklarımızın altına kırmızı halılar gibi serilse de heba olup gitmeleridir! İstikrarsızlıktır! Kaygıların büyümesi, sinirlerin gerilmesi gitgide kavgacı toplum oluşumuzdur…
ERDOĞAN BİLE İTİRAF EDİYOR: Geçtiğimiz gün Arnavutluk ziyaretinden dönerken, uçakta gazetecilere Balkanlardaki Türk azınlıkların durumlarını anlatıyordu. Tabi Erdoğan’ın derdi oralarda da yuvalanan “paralel yapı” ama şunları da söylüyor: “…Makedonya, Kosova, Bosna Hersek tümüyle iyi ilişkiler içinde olmamız lazım… Kumonava da gösterdi ki bölgeyi karıştırmak isteyenler var…” “Benim Balkanlarda bir şey çok dikkatimi çekiyor. Orada da bir üst akıl var!..” “Malum Bosna Hersek’i baklava dilimine ayırdılar. Allah rahmet etsin vefatından bir gün önce İzzetbegoviç’i hastanede ziyaret ettimdi. Kendisiyle biraz hasbihalde bulunduk. Bana “ben aslında Dayton’u kabul etmezdim. Ama öyle bir noktadaydık ki dayanma gücümüz kalmamıştı. Kabul etmek zorunda kaldım. Demek ki Dayton aslında kabul edilebilir bir anlaşma değildi çünkü ortada adil bir durum yoktu…”
Ve Erdoğan Makedonya Başbakanı’na da uluslararası platformlarda çok destek verdiklerini açıklarken bir yerde hayıflanıp şunları ekliyordu: “Bakıyoruz orada da etnik yaklaşımlar nedeniyle sıkıntılar yaşanabiliyor…”
Doğrudur: Bulgaristan, Batı Trakya Türkleri siyasi partilileşmeleriyle mesela KKTC’yi aratmayacak boyutlarda… Ancak Balkanlar’da yaşanan tüm bu karmaşa ve kaynaşmaların altında Türkiye’nin eli var…
NEDİR BUNLARIN KIBRIS’LA İLGİSİ: Azınlıktaki Türkler dünyanın her yerinde benzer olayları yaşıyorlar… Siyasi gelişmeler, istenmeyen federasyon anlaşmaları sonuçta yeniden kopan kavgalar… Kıbrıs bunlardan azade değildir! Kaldı ki:
Gitgide kendi içimizde kamplara ayrılırken Türkiye karşıtı tutumlar Güney dostluğundan yana ivme kazanıyor… Türkiye sistematik biçimde her vesile ile suçlanırken Rum’un 1974 sonrası haklılığı anlatılıyor! Ve gitgide iki halkın Türkiyesiz de pekala kendi kaderlerini Rum’la tayin edebilecekleri görüşü yaygınlaştırılıyor!
Dikkat diyoruz: Rum şu anda tam da istediği gibi bir politika saptarken müzakereleri “GYÖ”lere kaydırıyor. Çünkü Kuzey’den esen havayı arkasına alarak kapabileceğini kapmak istiyor…
KISACA: Türkiye Kıbrıs siyasi sorununu kırk yıl askıda tutmakla büyük hata yaptı! Ki bu sürede Rum AB’ye tam üye olmakla kalmadı. AB üyesi olarak Türkiye’nin “başlıklarına” karşı çıkan bir siyasi potansiyel sahibi de oldu!
Şimdi Kıbrıs sorunu çözüm aşamasındadır deniyor. Çok merak ediyoruz: Türkiye nasıl bir pozisyona girecektir? Yoksa Erdoğan yine hayıflanarak, “Dayton aslında kabul edilebilir bir anlaşma değildi” gibilerinden lafları bu kez de “Kuzey” için mi söylemek zorunda kalacak? Ki Annan Planı’nın KKTC de kabulü eseriydi!