İngiliz yönetiminin adada yaptığı ilk iş katırların üzerinde taşıyıp getirdiği yarım şilinleri üç aydır ödenemeyen çalışanlara vermekti.
Osmanlı Valisi dahil.
Zaten İskele’ye geldiklerinde hiçbir sorun çıkmamış, bayraklarını oracığa dikmişlerdi.
Zorlu olan kent Lefkoşa’ydı.
Vali ve askerler de oradaydı ve kent adamakıllı korunmaktaydı.
Bu yüzden önce bazı gözcüler Lefkoşa’ya gönderilip rapor düzenlendi.
Doğruydu, askerlerin gözü pekti ve zorluklarla karşılaşabilirdi.
Ancak, gözcülerin verdikleri rapora rağmen, Lefkoşa’ya katırlarla çıkmaya karar verilmişti.
…
Aylardan temmuzdu ve İngiliz böyle bir sıcak görmemişti.
…
Sağ salim Lefkoşa’ya geldiklerinde hoşgörü ile karşılanmışlar ve akabinde yarım şilinler ahaliye dağıtılarak, artık yeni bir dönemin kapısını açmaya başlamışlardı.
…
Memleket imar edilmeliydi.
Yollar yol değil, meydanlar meydan değildi.
Ne düzen vardı ne bir şey.
İsteyen istediği gibi at koşturtuyordu tozlu çamurlu yollarda.
…
Neticede, imar başlamıştı.
1900 yıllarda olmalı, Lefkoşa’nın çehresi yavaş yavaş değişmeye başlamış,
Ana yollar belirlenmiş, genişletip asfaltlanarak meydanlar yapılmıştı.
…
Zaten garutsaların yerini de bisikletler ve motorlu araçlar almaya başlamıştı ki trafiği düzenlemek de şart olmuştu.
…
İngilizlerin trafikteki en önemli özellikleri araçların sağ direksiyon, trafik akışının soldan olması ve önemli noktalara çemberlerin yapılmasıydı.
…
Ama burası Londra değildi.
Bir çember yapıldığında, birkaç neslin aynı çemberden durmadan döneceğini kim kestirebilirdi ki!
Sarayönü’ndeki çemberinden altı yedi nesil, Köşklüçiftlik çemberinden beş altı nesil durmadan dönüp duracaktı…
…
Bisikletlilerin trafiğe hakim olduğu dönemlerde bir bisikletlinin aynı çemberden kaç kez turladığı hesap edilemez.
Gidilecek yerler hep aynı yerler olduğundan, mevcut birkaç çemberin etrafında dönmek de neredeyse zorunluydu.
…
1963’ten sonra kapalı dönemin yaşandığı da göz önüne alınacak olursa,
O nesillerin aynı çemberlerden yüzlerce kez döndüklerini söylemek mümkündür.
…
Bu derin alışkanlık haliyle insanı monotonlaştırır, durgunlaştırır.
Zihinlerde var olan aynı yerde sayma alışkanlığı, ekonomiye de, siyasete de, çalışma hayatına da yansır.
Çemberin dışına çıkanlar zaten “marjinal” veya “aykırı” diye bir köşeye atıldıklarından onlar sayılmamaktadır.
…
En ilginci “Değişim” deyip de aynı yerde turlamanın farkında olunmamasıdır,
Ki, bunun altında işte o alışkanlıklar yatmaktadır.
…
Belki bundan sonra, “değişim” farklı nesillere ya da yeni yüzlere bağlanmaz.
Aynı yerde turladıktan sonra…


































