Köşe Yazarları

BAŞKA HAYAT YOKTUR…






Taksicilerle anket yapmaya karar verdik.

Malum ya en iyi nabız tutan taksicilerdir.
İstanbul’daki taksiciler “bu nabız tutma” işinin farkındalar galiba.
Daha biz sormadan konuşmaya başlıyorlar.
Hele gazeteci olduğumuzu öğrenenler susmak bilmiyor adeta.
Hepsinin de kesin yargıları var.
Anketörümüz Mustafa Özsoy kritik sorularla taksicileri konuya çekmeye çalışıyor ama nafile.
Yine onlar kendi bildiklerini okuyorlar.
“Taksicilerin nabzında”  bir Türkiye gerçeğini anlıyoruz.
Seven ölümüne sevdiğini söylüyor, nefret eden düşmanlık derecesinde.
Recep Tayip Erdoğan’dan bahsediyorum.
Türkiye adeta ikiye bölünmüş.
Kamplaşma dedikleri bu olsa gerek.
İkinci saptamamız şu;
Vatandaş HDP ile AK Parti arasında sıkışmış durumda.
Taksici adam elbette cebini düşünecek.
AK Parti’nin şımardığını ve bir derse ihtiyacı olduğunu söyleyenlerin sayısı epeyce fazla.
Bu nedenle HDP’nin barajı geçmesini istiyorlar.
Fakat, HDP barajı geçmesi halinde ortaya çıkacak koalisyon ihtimali herkesi ürkütüyor.
Koalisyon olursa ekonominin daha da kötüleşeceği iddiaları taksici vatandaşa kabus gibi geliyor.
Bu kabus AK Parti için ciddi bir şanstır galiba.
Tek başına hükümeti sürdürmenin fırsatı.
***

İstanbul’un hemen hemen her noktasında önünüzü kesen ve dilenen Suriyelileri saymıyorum, İstanbul adeta “doğulular” tarafından işgal edilmiş durumda.
Her gün onlarca transatlantik gemi binlerce Avrupalı turistti İstanbul’a getiriyor ama bu sayı Doğu’dan gelen Arapları geçmeye yetmiyor.
Bizim Kıbrıslıların pek sevdiği Taksim bölgesindeki oteller Araplarla dolu.
İstiklal Caddesi’nde yürüyen kalabalığın büyük çoğunluğu onlar.
Zaten Türkiye’de kültürel olarak bir Araplaşma süreci yaşanıyordu şimdilerde bu gelenlerle tavan yapmış durumda.
Kara çarşaflı kadınların iki adım geriden gittiği, çember sakallı erkeklerin göbeklerini gere gere yürüdüğü görüntüler artık sıradan olmuş.

***

İstanbul hala muazzam bir ilgi odağı, çekim merkezi olmaya devam ediyor.
Boğaza yeni köprü, deniz altından büyük tüneller gibi devasa yatırımlara rağmen milyonlarca insanın günlük hareketleri şehre damgasını vuruyor.
Ayasofya’yı görmeye niyet ettik, önündeki kuyruk 2 kilometreden fazlaydı. Topkapı Sarayı’nın ondan kalır yanı yok.
Sultanahmet Meydanı on binlerce turistle dolu.
Donuş uçağımız sabah saat ondaydı ilk önce uçağın içinde 45 dakika bekletildik hava trafiğindeki yoğunluktan dolayı.  Sonra kalkış için pist başına gittik,  pilot “on dördüncü sıradayız” deyince yolcular isyan ettiler.
Yarım saat de kalkış için sıra bekledik.
Zaten Ercan’a uçuş süresi bekletildiğimiz süre kadardır.
Yani anlayacağınız İstanbul’a olan muazzam ilgi İstanbul’u çekilmez hale getiriyor.

***

Hep şikayet modundayız ama kendimize haksızlık yapıyoruz galiba.
Başkent Lefkoşa’dan Ercan Havaalanı’na gidiş süresi sadece 20 dakikadır.
Uçağın kalkışından bir saat önce yapılan işlemler ve rahat bir bekleme süresinden sonra 1 saat içinde havadasınız.
İstanbul’da sadece uçakta beklediğimiz süre bir saati aşkındı.
Taksim’den havaalanına gitme süresi ve havaalanındaki eziyete varan işlemleri yapma süresi toplamda dört saati bulur.
Hani şunu demek istiyorum;
“Bizim köyün havaalanından” fazla şikayetçi olmayın.
Yaşadığımız rahat hayattan da.
Bugün pazar ve mangalları yakıp keyfini sürmeli.
Yoksa yaşayacağımız başka bir hayat yoktur.
Herkese iyi mangallar ve iyi pazarlar…







Başa dön tuşu