Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (YILLAR GEÇTİKÇE KASABAMLA BÜYÜDÜM..)

Yıllar geçtikçe anlarsınız: Meğer insan doğduğu “yerle” birlikte  büyürmüş. Birlikte gelişir, birlikte oluşur, birlikte yürürlermiş kader yollarını…
Mağusa “Surlar İçini” o geçen yıllarımın odağına koyarım hep. Doğduğum, okula başladığım, evlendiğim kasaba…  Çocuklarımın doğduğu, sonra onların da benim gibi okula başladıkları yer… Benim, çocuklarımın kasabası..
Birlikte büyüdük Mağusa’yla. Gelip geçen yeni yılları hep birlikte yaşadık, birlikte kutladık! Yeni yıllardan yeni yıllara atlarken, takvim yapraklarını birlikte koparttık! Fakat  Mağusa büyür gelişip serpilirken biz yaşlandık işte! Belli ki bir an sonra  kader yollarımız ayrılacak. O yoluna biz yolumuza.        Buna karşın bizim çocukluğumuzun  “surlar içi Mağusa”sı siyah beyaz fotoğraflardaki hatıralarda kalırken,  hani artık şu  bir ucu Derinya’da bir ucu  Salamis ormanlarında soluklanan devasa Mağusa, nesillere bırakarak eskilerini, hep yenilerini giyine giyine koşacak geleceklere.              Bir kentin büyümesi  nesiller boyu sürerken, elbet sığmaz insan hayatına. Mağusa da öyle büyüdü, serpildi işte… Hatta  hayatlarımızla yabancılaşa yabancılaşa!
MESELA: Artık saatler gece yarısı 12’i vururken “Mağusa rıhtımına dizi dizi dayanmış, bir okadarı açıkta demirlemiş vapurların  önceleri kulağa dağınık, sonraları müthiş bir harmoniye dönüşen “her tondan boru seslerini” işitmezsiniz. Yeni yıl kutlamaları nedeniyle kurulan “hindili, humuslu, golifalı, tatlılı” ziyafet sofralarında birbirlerinize sarılıp öpüşmez, birbirlerinize yeni yıllar dilemesiniz…
O limandaki vapurların, saat on ikiyi vururken tüm Mağusa surlar içini çınlatan düdük  sesleri biteli çok oldu..  Artık yılbaşı akşamlarında Mağusa kenti,   her  yanından  müzik şarkı sesleri ile çınlamakta… Anlarsınız ki zaman  çoktan geçti. Geçerken çok  değişti! 
Garipsersiniz! Kucağında doğduğunuz kentinizin bu kadar uzağına kıyısına düştüğünüz için garipsersiniz.. Ve anlarsınız ki “şehirlerle hayatlar” birlikte büyürlerken, birlikte değişirler! Ve birlikteyken  koparlar birbirlerinden…
  O YALNIZLIK: Ve bir gün bakarsınız ki tüm ihtiraslarla beklentilerden de kopmuşsunuz! Arınmış kurtulmuşsunuz!   Artık Allah’tan iyilik sağlık ister, önünüze gelene iyilik sağlık temenni edersiniz. Ve tam böylesi bir hayat yorganını çekmeye hazırlanırken üzerinize, bir yeni yıl daha girer hayatınıza.
Artık kırk yılı aşkın süredir birlikte olduğunuz eşinizle, son sığınağınız olan durgun ve dingin   yuvanızda yaşamaktasınız… Ki hatırlarsınız:  Turgut Özakman’ın “Ocak” piyesini oynarken de rol gereği karı kocaydınız.. Ve diyordun ki sen karına, “Safiye, biz bir arabaya koşulmuş iki at gibiyiz…”  Düşünürsünüz ki hâlâ o hayat arabasına koşulusunuz, sürüp götürmeye çalışıyorsunuz. Ama bir farkla. Artık arabanız dolu değil. Bir bir iniverdiler geçen yıllar içinde içindekiler.. Artık sürüyüp götürdüğünüz, gitgide ağırlaşan sizin hayatınızdır!
“NASIL DA GEÇTİ SENELER.” Her şey unutulurmuş da “vicdan sızısı” hayır! Pişmanlıklarla  titrerken vicdanlar, kim bilir kaç kez “keşke hiç yaşanmasaydı” demediniz mi?  Düşüncelerinizin yalnızlığına kapanıp  “utanç” duymadınız mı! Ne var ki “beşer zaaftır!” Vicdanları bile susturur ihtiraslar galebe çaldığında..           Mağusa ile büyürken, Kuzey’le gelişirken, gelip geçen her yeni yıl bunları da düşündüm… Ve uzun süre her yeni yıl saat on ikiyi vurur, türlü çeşitli kutlamalar yaşanırken, beni affetmesi için yalvardım Tanrıya.. Ve hep “beklentilerimi” anlattım.. Hep işittiğini, beni analayacağını düşünerek… Seneler öyle geçti…
Artık kemale erip de hayatımızın büyük bölümünü   bırakırken  geride, kalan küçücük “dilimi” de koşarken önümüzde,  anladık ki  “yaşamak” dedikleri buymuş, şöyle veya böyle!
Bir sır vereyim mi ama: Artık ne şehrimle büyüyüp değişmek istiyorum ne de gelecek yeni yılı özlüyorum. Hatta diyorum,  durdurun dünyayı, dondurun zamanı.. İnecek var!