İhtilafı çözmenin enteresan bir yöntemi daha vardır.
En beklenmedik yöntemdir.
Taraflardan birinin ‘’teslim olması’’.
Ama ‘’mahsustan.’’
Mahsustan, çünkü karşı tarafa onun kazandığını hissettirmek lazım.
Evet, ihtilaf taraflardan birinin teslim olması ile sonlanabilir.
Kötü bir sonuç gibi gözükse de toplamda büyük bir felaketi önlemek, çıkarları korumak veya yeni kazanımlar elde etmek adına yapıldığında olmayacak iş değildir.
Adada daha önce denenmiş bir yöntemdir.
Uygulayan açısından başarılı da olmuştur.
Bak İngiliz’e kaç yıl önce ‘’alın adanın yönetimini, verin deniz kenarından iki tane üs’’ dedi. Süveyş kanalından yeni kovulmuş, adada da Gladio’nun örgütlediği terörle karşı karşıyaydı.
Adanın tümünün ‘’yönetimini’’ verdi vereli adanın tümünü yönetebilen oldu mu?
Alın bağımsızlığınızı dediği günden beri daha da bağımlı olunmadı mı?
Adanın bir NATO ülkesinden farkı yok, sundukları ile fazlası var.
İngiliz ‘’verdiği özyönetim ve bağımsızlık’’ karşılığında aldığı üsleri istediği gibi kullanıyor.
60 yıl önce bugünün hesabının yapıldığı ortada.
Siyasetçilerimiz müzakere masasında, ada ahalisi mangal başında olduğu sürece üslerin kullanımıyla bölgenin parçası olan adanın tümünün güvenliğinin riske atıldığını gündeme taşımak mümkün mü?
Bugünlerde iki lidere toplumlar üstü en büyük destek üslerin kullanımı ile ilgili alacakları ortak tavırdan dolayı gelirdi.
Bu adada yaşayanların ortak bir payda oluşturmaları için ilk siyasi içerikli adım ve duruş olurdu üslerin kullanımı ile ilgili görüş birliği açıklaması.
Müzakere masasında sıkıysa ama üslerin kullanımına karşı ortak bir şey söyle.
‘’Hangi AB ülkesinde başka bir AB ülkesinin üssü vardır ki’’ de bakalım da ne olur gör.
Müzakereleri ve barış sürecini destekleyen kalır mı?
Yalnızca bu gözlem varılacak olan olası bir anlaşmanın adada yaşayanların yeri geldiğinde ortak bir çıkar ve yönetim anlayışını beraberinde getirmeyeceğinin habercisidir.
Üsleri bir kenara koyun buna su ve doğalgazı da ekleyin.
İngiliz’in 50 küsur yıl önce üslerle ilgili uyguladığı ‘’mahsustan teslim olma’’ yöntemini bu sefer de başka bir NATO ülkesi su için uygulamaya koymak istemektedir. Konuya bir de bu açıdan bakmak gerekir.
Türkiye’nin kendi ülke bütünlüğü ile ilgili çıkarı ile NATO’nun bölgedeki çıkarı bir kez daha çakışmış ya da çakıştırılmıştır.
1974’de olduğu gibi.
Ama bu sefer Türkiye, İngiliz’in 50 küsur yıl önce uyguladığı ‘’mahsustan’’ teslim olma yöntemini uygulamakla karşı karşıyadır. Türkiye için Kıbrıs sorunu yalnızca Kıbrıs sorunundan ibaret olmayan bir konu haline getirilmiştir.
Devam edeceğiz.
































