Yine böylesi günlerdi.
Soğuk ve umutsuz.
Kafamız pırıl pırıldı, önümüz tuzak ve mayınlarla dolu.
Yılmamayı ve hep ileriye yürümeyi bir bu halktan öğrendik.
İşte şimdi tam zamanıydı.
Aynı duygularla ve aynı heyecanla paylaşıyorum.
Arada bir geçmişi yad etmek gerekir ve geleceğe bakmak gerekir. (Geçmişten ders çıkararak.)
Kabuğun kırıldığı anı yani çıkış noktasını asla unutmamak gerekir. (Bu da bizimkilere.)
İşte size 6 yıl öncesinin duyguları. (Bu cangılda diyorum ki; Şükür ki Havadis vardır…)
***
“HAVADİS’İN ÖYKÜSÜ
Hayatları boyunca haberlerin peşinde koşan gazetecilerin “haber olması” enteresan bir durumdur.
Gazeteci için de bir hayli gerilimli.
Bunu 31 Aralık 2008 günü öğleden sonra yaşayarak öğrendim.
İlk bildirimlerimizi yapmıştık.
Etrafa bir şaşkınlık çökmüştü. Muazzam bir marazi ortam.
Öğle yemeğinde mesai arkadaşlarımızla buluştuk.
Eski yılın son yemeği ve yeni yıla hoş geldin demek olacaktı.
Haber merkezi personeli Gazeteciler Birliği lokalinde buluştuk.
“Son yemeğin” hüznü gelip teslim aldı hepimizi.
Lokmalar boğazımıza dizildi.
Sonra “veda” ettik.
Onlar bilmiyordu ama aslında birçoğuyla yeniden buluşacağımızı bilerek ve hissederek.
Artık yollarımızın bir daha asla kesişmeyecek olanlara kesin vedaya gittik.
“10 yılı aşkın süre kendi malımmış gibi çalıştım” sözleri dudaklarımdan dökülünce yanaklarımdan gözyaşlarının süzüleceğini ben de tahmin etmezdim.
Çıktığımızda telefonun “cevapsız çağrılar” bölümü kapasitesini doldurmuştu.
“Sessiz” modundan çıkınca peş peşe aramalar başladı.
“İşte başlıyoruz” dedim kendi kendime.
O gün daha Havadis’in adı bile ortada yoktu.
Ama başlamıştık.
Bir kutsal yolculuğa ilk adımlarımızı atıyorduk.
***
Hüseyin Ekmekçi ve Mustafa Özsoy ile ikinci güne başladığımızda ciddi bir şaşkınlık yaşıyorduk.
Bir yanda yardım etmek isteyen dostlardan gelen yoğun telefonlar, diğer yanda ne yapacağını bilememenin telaşı.
Sonra Tahir ve Serkan dahil oldu bize.
Onlar gazetenin görsel yanı için işe koyuldular.
Biz bina ve mefruşat derdine düştük.
Tam bir imece usulü çalışıyorduk.
Hani köy yerinde ev yapmaya çalışanın yardımına herkesin koştuğu yöntem.
Kombos iş hanının en üst katı bizim için bulunmaz bir nimet olmuştu.
Bir apartman dairesinin 2 odasına razıydık.
Geniş odaların bulunduğu büyük bir ofisti şansımız.
Ofisi donatmak için kolları sıvadık.
Şimdi arkadaşlar geçmişe bakıp da “bohçacılar gibi ne bulduysak koymuştuk” diye espri yaparlar ama oturduğumuz sandalye, çalıştığımız bilgisayar ve diğerleri dostların gönül ikramıydı bize.
***
Havadis 14 Şubat 2009 itibarıyla yayın hayatına başladı.
Biz yeni bir çocuk dünyaya getirmenin meşakkatini ve stresini yaşadık.
Sabahın ilk ışıklarına kadar kah matbaada kah gazetede çalıştık.
Günlerce uyku girmedi gözümüze.
Bunun böyle olacağını çok iyi biliyorduk çünkü Kıbrıs Türk basınında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bir süreci planlamıştık.
Gazetecilerin gazetesini çıkaracaktık.
Memleketin başına bela olan patronaj sistemini reddedecek, özgürlükçü ve bilimsel esaslar üzerinden saptadığımız yayın ilkelerimizle Kıbrıs Türkü’nün hizmetinde olacaktık.
***
14 Şubat günü Lefkoşa’da tek tek bütün bayileri dolaştım.
Arkadaşlar da aynısını yaptılar.
Satış rakamları bizi mutlu edecek denli yüksekti.
Fakat fark etmiştim ki birçok okur Havadis’in farkında değildi.
Havadis kendini fazlaca tanıtamadan piyasaya çıkmıştı.
Bence hala tanıtım sorunu yaşıyor ya.
Buna rağmen ilk hafta satış rakamlarımız Havadis’in açık ara ikinci gazete olduğunu gösteriyordu.
Reklam verenlerin desteği ayakta kalacağımızı ve hızla büyüyeceğimize işaretti.
***
Bir yandan şahsi çıkarlar noktasında Kıbrıs Türkünün hizmetinden çıkan ve ağır bir sansürcülükle saldırganlığa başlayan “çok satan” gazetenin durumu diğer yanda yaklaşan seçimler.
Ülke bir değişimin eşiğinde duruyordu.
Hükümetin değişeceğini görüyor ve hissediyorduk.
Havadis gazetecilerin özgürce gazetecilik yapabileceği bir merkeze dönüştürülmeliydi.
Bazılarının önyargılarına, bazılarının da politik çıkar hesaplarına rağmen Havadis milletvekilliği seçimlerinin doğru ve tarafsız bir şekilde yansıtılacağı nokta olmalıydı.
Havadis’i taraf yapıp boğmak, doğmadan öldürmek için çok uğraştılar.
Tüm mesai arkadaşlarım, kararlı bir direngenlikle buna karşı koydular.
Hepsine tek tek teşekkür ederim.
Havadis adı gibi olmalı, Kıbrıs Türküne geçilen kritik evrede “haber” vermeliydi.
Bu kritik süreçten anlımızın akıyla çıktık.
***
Bir ülkede en büyük tehlike, medya sahiplerinin veya basını kontrol edenlerin şahsi çıkarları veya maddi beklentileri doğrultusunda medyayı kullanmalarıdır.
Öylesi durumlarda yalan ve manipülasyon hakim olur her tarafa.
Hedeflerine ulaşmak için her türlü değeri ayaklar altına almaktan çekinmezler.
Kıbrıs Türkünün kutsal kavgasını bir yana bırakıp şahsi kavgalarıyla Kıbrıs Türküne zarar verirler.
Biz bunu gördüğümüz ve yaklaşan tehlikeyi hissettiğimiz için Havadis yolculuğuna çıkmıştık.
Gazeteci kardeşlerimizin peş peşe doğrudan yana tavır koyacaklarını bilerek.
Havadis gelen arkadaşlarla birlikte ülkenin en çok okunan, en prestijli gazetesine dönüştü.
Daha altıncı ayda yaptığımız anketten bu sonuç çıkıyordu.
Anketimizi işitince paniğe kapılıp da paldır küldür anket yayınlayanların rakamları da onu gösteriyordu.
Havadis çok kısa sürede Kıbrıs Türk basınında bütün dengeleri değiştirmişti.
***
Bugün 14 Şubat 2010.
Birinci yılım ve okuyucunun karşısındayız.
Kıbrıs Türk basınında bugüne kadar yayınlanmamış, tam 152 sayfa gazeteyle karşınızdayız.
152 sayfa gazete 400 sayfayı aşkın kitaba denk düşer.
Bugün 10 bin Havadis bastık.
152 sayfa gazeteyle 10 bin okura ulaşacağız bugün.
Havadis, 1 yıllık yayın süresinde spordan magazine, sağlıktan, ekonomiye ve haberlerden köşe yazılarına Kıbrıs Türkünün lider gazetesi olma sözü vermişti.
Bu sözümüzü tutmak için ilk günkü kadar yoğun ve stresli bir tempoyla çalışıyoruz.
Az zamanda çok yol almanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Ve açıkça görüyoruz:
Havadis, yapılanmasını tamamlamış, Kıbrıs Türkünün önemli bir kurumuna dönüşmüştür.
Kıbrıs Türkünün bu topraklarda sonsuza dek varoluş kavgasını sürdürmek için…
































