Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yılbaşı eğlenceliği

1 Ocak gününü “yılbaşı” olarak kabul etmemiz 1925 yılında olmuştu. Ondan önce yılbaşı kutlamaları sadece Hristiyan azınlıklar tarafından yapılırdı. Milâdi takvimin kabul edilmesinden epeyce sonraları yani 1950’lerde yılbaşılar Türkiye’de kutlanmaya başlandı. Bu kutlamalara hala karşı olan azımsanmayacak sayıda Müslüman var Türkiye’de.
Yeni yılın ilk yazısını yazmak için bilgisayarın başına oturdum ve yeme içme mahmurluğunu henüz üzerlerinden atmamış insanlara ne yazılabilir diye düşünmeye başladım. Sonuçta en uygun yazının zekâ fışkıran birkaç fıkra olduğuna karar verdim. Eskiden fıkra yazarları da çoğunlukla öyle yaparlardı. 
                                                          XXX
Daha sonra sadrazam olacak olan Koca Hüsrev Paşa (1769-1855), o sıralarda Kaptan-ı Derya idi. II. Mahmut döneminde modern ordunun kurucusu ve fesi Osmanlı müslümanlarına tanıtan ve kabul ettiren kişi olduğu kabul ediliyor. Yüksek mevkilerde bulunan bir devlet adamı olmasına rağmen sert mizaçlı ve acımasız biriydi. Ayak işlerini yapan hizmetlisi Paşa’nın bu tavırlarına dayanamayıp bir gün başını alıp gidivermiş.
Keçeçizade İzzet Molla (1785-1829) hem bir devlet adamı hem de Tanzimat öncesi son divan şairlerinden biri olarak kabul edilir. “Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harab / Eyler anı müdahane-i aliman harab” (Herkes bilir ki yolsuzlukla dünya harap olmaz; onu harap eden, bilim adamlarının dalkavukluklarıdır) beytinin sahibi olan Keçeçizade, hoşsohbet, nüktedan ve biraz da patavatsız biriydi. Padişah II. Mahmut, Keçeçizade’nin ileri geri ettiği lâfları, lâtife diye algılar ve sineye çekerdi.
Hüsrev Paşa, Keçeçizade’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda adamlarına kendisine yeni bir hizmetli bulmalarını söyler ve onları şöyle ikaz eder: “Bulacağınız kişi mürekkep yalamış olmalı, doğru düzgün biri olmalı, becerikli olması yanısıra lâtifeden, nükteden de anlayan biri olmalı”. Keçeçizade dayanamayıp söze karışır:
– Haşmetli Sultanımız de böyle bir adam arıyormuş.
– Ya öyle mi? Padişah efendimiz ne yapacakmış böyle birini?
– Öyle birisini bulursa sadrazam yapacakmış.  
                                               XXX
Keyfi yerinde olan Kanuni Sultan Süleyman, bir gün hasbahçede bir volta atmaktadır. Meyve ağaçlarının üzerinde çok sayıda karınca olduğunu farkedince hemen kaleme sarılır, biraz da Şeyhülislâm Suud Efendi’yle dalgasını geçsin diye şöyle bir not yazıp ona gönderir:
“Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?”
Biraz sonra Şeyhülislâm’dan şöyle bir yanıt gelir:
“Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca”
                                                            XXX

“Hayatımda çok defa kelimelerimi yutmak zorunda kaldım ve bunun sağlıklı bir diyet olduğunu söyleyebilirim” diyen Winston Churchill (1874-1965) birçok insanı kırmaktan da geri kalmamıştı. İngiliz imparatorluğunun yıkılmaması için çaba sarfeden son emperyalist devlet adamı olarak tanınır.

Buna karşılık İngiliz parlamentosuna giren ilk kadın olan Lady Astor (1879-1964) sosyalist eğilimli biriydi. Asıl adı Nancy olan Lady Astor ile Churchill politik konularda zıt kutuplarda duruyorlardı. Bir yazar bu durumu anlatmak için “Tek ortak yanları, T.E. Lawrence’in 1935 yılında motor kazası sonucu ölümü nedeniyle ikisinin de üzülmüş olmaları idi” diyor. (Lawrence of Arabia’dan söz ediliyor.)

Parlamentoda 1920’lerde gene çatıştıkları bir gün Lady Astor Churchill’e “Seninle evli olsaydım kahvene zehir katardım” dedi. Churchill pek de güzel olmayan Lady’ye bakarak şu yanıtı verdi: “Kocan olsaydım Nancy, ben seve seve o kahveyi içerdim.”
                                                              XXX

İstiklâl marşının şairi Mehmet Akif Ersoy (1873-1936) bir toplantıda şiirden, edebiyattan söz edilirken birileri damdan düşer gibi kendisine “Siz veteriner misiniz?” diye sorar. Ersoy bozuntuya vermeden şu yanıtı verir:
– Evet, esas mesleğim baytarlıktır. Ne oldu? Bir sorununuz mu var?
                                                   XXX
“Dünyada sigarayı kesmekten daha kolay bir iş olamaz. Ben günde 40 defa keserim” diyen Amerikalı yazar Mark Twain (1835-1910) bir konferans turu sırasında bir kasabaya uğrar ve traş olmak için bir berbere gider. Lâfazan berber hemen onu sorgulamaya başlar:
– Sizi tanımadığıma göre kasabaya yeni gelmiş olmalısınız.
– Bugün geldim.
– Ne şanslısınız. Bu akşam Mark Twain’in konferansı olacak. Gitmek ister miydiniz?
– Orada olacağım.
– Ne var ki biletler satıldı. Bilet almamışsanız ayakta kalacaksınız.
– Benim kadersizliğim. O lânet adam her konferans verdiğinde ben ayakta dururum.