KÖŞEMDEN:
Bıkıp usandık ama hani ne diyordu şair? “Neylersin ölüm herkesin başında…”
Bizim başımız da Kıbrıs sorunuyla sarmalı!
Ki Osmanlı gideli beridir ne Rum toplumu kurtuldu derdinden ne Türk toplumu..
Şöyle ki savaştık, kan döktük, canlar ocaklar yaktık yakıldık.. Vesselam çözüme varamadık! *** …Aslında bugünkü “sohbetim” politika dışı olacaktı da karton kutulara koyup kaldırdığım kitapların arasında bana lazım olan bir kitabı ararken baktım rahmetlik Nevzat Karagil’in 1964 yılında İstanbul’da bastırdığı bir kitabı…
Sayfaları saman kâğıt. En üst kısmında küçücük harflerle, “Bu kitabın geliri Kıbrıs Türk Kültür Derneğine verilecektir” yazılı..
Kitabın adı “Kıbrıs Meselesi Üzerinde Son Konuşmalar ve Yazılar.”
Fakat ne yazarlar ne yazılarrr! Geçmişte okuduğum bir kitaptı. Fakat yeniden göz attığımda bir kez daha anladım. “Meğer Kıbrıs Türk halkı hiç yalnız değildi!”
İspatı mı? Kıbrıs sorunuyla ilgili konferanslar veren, konuşmalar yapan, gazetelerde röportajları yayınlanan, makaleler yazan şu “adların” sahibi şahıslara bakın:
İsmet İnönü, Ahmet Şükrü Esmer (Kıbrıs kökenli, Mağusalı’ydı) Mucip Ataklı, Abdi İpekçi, Prof. Derviş Manizade, Prof. Fahri Armaoğlu, Falih Rıfkı Atay, Şükrü Baban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ömer Sami Coşar, Yaşar Nabi, Metin Toker, Nihat Erim ve çoğu rahmetli olmuş daha niceleri…
Nevzat Karagil bu “yazarların, politikacıların, düşünürlerin, bilim insanlarının yazılarını, konuşmalarını derleyip söz konusu kitabı yayınladıydı.. ***
Kitabın benim için önemi, yazılıp anlatılanlardan çok, “meğer hiç yalnız değilmişiz” dediğimce Türkiye’nin bu elit kesim insanlarının “Kıbrıs Türk halkının haklılığının savunucuları” olmaları..
Nitekim bu “insanların” Türkiye kamu oyunda yarattıkları etkiler ve ilgilerdir ki 1974 Barış Harekâtını da hazırladı, Kuzey’deki Türk Devletinin kurulmasını da..
Türkiye’yi bu insanlar uyandırdı, Türkiye’nin bir Kıbrıs davası olduğunun ateşlerini bu insanlar yaktı..
***
Nevzat Karagil’in Kitabına aktardığı ilk yazı İsmet İnönü’nün bir gazeteciye verdiği mülâkatıdır.
Başlığı da enteresan: “Bugün İçin Tek Çare Federal Bir İdaredir!” (Hâlâ tek çare olarak görülmekte ve devamda!)
O Yıllarda (1964’de) İsmet İnönü “Başbakandı..” “Federasyonla” ilgili görüşlerini Boston’da yayınlanan “The Christlan Selence Monitör” gazetesinin Ortadoğu Muhabiriyle yaptığı röportajında ortaya atmıştı. (Hangi yıl ve tarih olduğu belirtilmedi.)
Özetle şöyle diyordu: “Mesele aslında iki cemaatin mensup olduğu ırklar ve bu ırkları temsil eden devletlerarası münasebetlerdir. Kader birliği, hal ve istikbal birliği tarzında beliren yeni anlayış bakımından mesele ilgili devletler tarafından halledilmelidir.”
İnönü, belirgin Federasyon görüşünü ise şöyle ifade ediyordu: “Bugün içinde bulunduğumuz federal sistemdir. (Yıkılmış olmasına karşın Kıbrıs Cumhuriyetini işaretliyor) Mesele iki cemaat üzerinde bir sistem kurmak ve iki cemaatin beraber yaşamasında, Yunanistan ve Türkiye arasında emniyetli bir dostluğun yaşanmasına meydan vermektir. Geçmişte yani eski hal tarzının kusurları ve ondan sonraki tatbikat üzerinde durmanın ameli bir faydası yoktur. Benim için çare olarak bizim iyi niyetle bulduğumuz, coğrafi şartlarını da temin ederek iki cemaatin yan yana yaşamasını sağlayacak bir federal idaredir. Böyle bir sistem kurulur ve idarecileri iyi niyetli olursa yirmi sene sonra bu acı olayların hepsi unutulur… *****
Fark etmişsinizdir: Hemen her devrede hatta 1963’ün kanlı Noel’inden çıkmışlığımızda bile Türk tarafı hep “barışçı ve yapıcı” oldu!
Nitekim İnönü’nün Kıbrıs sorunu üzerinden Yunanistan’a “dostluk” çağrısında bulunması ispatı olmaktadır.
Nitekim bugün de bu adada onca olaya karşılık neyi müzakere ediyoruz? Yarım asır sonra bile hâlâ bu adada Rumlarla her hangi bir sistemde ama barış içinde yaşamaktan söz etmiyor muyuz?
Canımız sıkılsa da “yeter” demiş olsak da karşımızdaki Rum liderliğinin kaskatı ve resmen düşmanca isteklerine karşın hâlâ “federasyonu” savunmuyor muyuz?
Fakat işte Rum tarafıyla aramızdaki fark da budur: Onlar için asıl büyük hedef “tüm adanın egemeni olmaktır..” Artık bu gerçeğe uygun strateji değişikliğine giderken, “İki ayrı Devlet, iki ayrı Bölge ve Tabi mutlak siyasi eşitlik” esasını ilk ve son şartımız olarak Güneyin gözlerinin içine sokmalıyız. Ha kabul etmezse ne olur? Ada resmen iki ayrı Devlete bölünür!
































