Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (İKİ HALKI NEDEN EVLENDİRMEK İSTİYORLAR?)

Rahmetlik Denktaş da öyleydi, Dr. Fazıl Küçük de.. Onlar “liderlerdi.” Ve bilakaydüşart  halkın kendilerine “inanmasını” isterlerdi. Zaten inananları da her zaman “inanmayanlardan” daha çoktu. Mücadelelerini Kıbrıs Türk halkının “var oluşu” üzerine oturttulardı. Çünkü Türk halkı ne İngiliz sömürgesinde ne  Cumhuriyet dönemi ile 1963 sonrası “karanlık yıllar” dönemlerinde “özgür” değillerdi! Dahası İngiliz sömürgesinde “ikinci sınıf halk” muamelesi görüyor, Kıbrıs Cumhuriyeti ile  sonrası dönemlerde de Rum’un saldırıları ile kanı akıtılıyordu! 
Türk halkının  bunun için “inanmaya” dolayısıyle  “peşinde koşacağı politikacılara” tutun ki “liderlere” ihtiyacı vardı. Ki “karanlıklardan aydınlığa çıkıla…”
BİR GERÇEK DAHA: Türk toplumu her zaman  “mazlumdu!”  1974’de Kuzey Güney oluşumları ile kaderinin   değişmesi gerekiyordu ama hayır! Türk halkına “mazlum oluşu”  bile çok gören Rum halkı kendi kendini  mazlum Kuzey’i de muzaffer ilan etti! Ki 42 yıldır “topraklarımız  işgal altındadır” diye  hünkürmektedir! Zaten 74 sonrası tüm çözüm planları ile müzakereler de bu işgalin sona erip Güney’e göç eden Rum halkının tekrar topraklarına  kavuşması, en azından Kuzey’in büyük kısmına sahip olması üzerinde sürdürülmektedir! Bu nedenledir ki “mülkiyet ve toprak” konusu  çözümün en zor maddelerini oluşturmaktadır.
DİĞER BÜYÜK SORUN: yalanların en büyüğü olmasına karşın belirli çevrelerce ve bilinçsizce söylenen “eskiden olduğu” gibi iddiasına sarılı “Türklerle Rumların birlikte yaşadıkları” safsatasıdır!  Dolayısıyle hem Annan planında hem de şu Gambari süreci ile başlayan yeni çözüm arayışında, “asırlarca birlikte yaşayan iki halk”  yalanına dayandırılmış müzakereler, Türklerle Rumları evlendirmeyi amaçlamaktadır! 
Bu evliliği gerçekleştirmek için de devreye, finansmanlarını AB’nin sağladığı STÖ’leri salınmakta, bir an önce “tek devlet, tek kimlik kısaca tek Kıbrıslılık” üzerinde şekillenecek bir federal sistemin oluşmasını zorlamaktadırlar.
HALK İNANMIYOR! Liderler dönemi kapandı! Bir zamanlar davası için Denktaş ile Dr. Küçük’ün arkasında koşan  halk, artık “işin, aşın, paranın”  peşinde  koşuyor! 
Yahut mensubu olduğu siyasi partilerin arkasında koşuyor!
Veya doymak bilmez iştaha ile rantın arkasında soluklanıyor!
Daha iyi hayatın, güvenliğinin, evlatlarını daha iyi yetiştirmenin gailesini çekiyor.
Ve tabiatıyla bunları sağlamak  için istikrar  siyasi yönden tanınmak, ambargoları kırmak, dünya hukukunun parçası olmak için çözüm istiyor…
FAKAT EVLİLİK DEĞİL! Size bir saptamamı aktarayım. Artık insanlar yüksek sesle soruyorlar:           “Biz Rumlarla iç içe yaşamak zorunda mıyız?  İlle de bir federasyonda birleşmemiz mi gerekir?           Ortada paylaşılan iki bölge gerçeği varken ve bu nedenle 42 yıldır bu adada barış tesis edilmişken ille de “eskiden olduğu gibi Türklerle Rumları iç içe sokup yeniden kavga ettirmek mi olmalıdır çözüm?”
VE EKLEYELİM: Müzakerecilerin çok zor olması gereken böylesi müzmin sorunu çözme gayretlerine saygı duyarız ama “doğru çözüm” konusunda “doğru kararlar” vereceklerine  inanmayız! Çünkü onlar “lider” değillerdir. Arkalarında çoğunluğunca koşturan bir halk yoktur. Kaldı ki yoldaki yurttaştan tepedeki yöneticiye kadar artık “çözüm beklentileri”   kapsamına  kişisel çıkarları da sokan  türlü çeşitli değişiklikler içermektedir..
BUNLARA KARŞIN KEŞKE: Çözüm arayışları mevcut iki bölgenin kemikleşmiş coğrafi ve siyasi karakterini bozmayacak bir işbirliği oluşturma üzerinde planlansaydı.. Keşke kısmi çözümlerle iki halkın kendi adasında  nasıl istikrar ve barışı sağlayacağı,  doğal zenginlikleri, enerjiyi  paylaşacakları bir sistemle  formüle edilseydi.  
Keşke bu evlendirme sevdası gündeme sokulmasıydı… Sonuçta Sn. Akıncı’nın işi de çok zordur  diyelim ve ekleyelim. Keşke herkesin gönlüne uygun bir çözüm olsa.. Galiba çok saf bir  temennide bulunduk!