Yazının başlığı terör ile ilgili İstanbul’da çevremdeki ruh halini özetliyor. Bu tespit tahmin ederim birçok Avrupa ülkesi metropolünde yaşayanlar için de geçerlidir.
Nereden çıkacağı belli olmayan canlı bomba tehdidi genişleyene kadar metropollerde yaşayanlar güneydoğuda ve sınırın hemen ötesinde olanları büyük bir üzüntü ile seyretti.
Başka sebepler de sıralanabilir ama büyük şehirde yaşamanın verdiği zorluklarla mücadele etmekten çaresizlikle ‘’uzaktaki yakın akrabanın’’ başına gelenleri izler gibi izledi.
İstanbul’da yaşayanların üzüntüsü kendi güvenliklerini de içine alan bir endişeye iki üç hafta öncesine kadar dönüşmedi.
Ankara’da art arda patlayan bombalardan sonra sıra ülkede her şeyin en büyük ‘’pazarı’’ olan İstanbul’a geldiği algısı bir anda geniş bir kesime hakim oldu. İstiklal Caddesindeki bomba ve akabinde de Galatasaray-Fenerbahçe maçının güvenlik sebebiyle ertelenmesi ile de tepe noktaya çıktı bu endişe.
Yıllardır güneydoğuda olanın İstanbul’da da olma ihtimali karşısında sessizce de olsa İstanbul’da yer yerinden oynadı.
Özellikle son bir iki haftadır işyerlerinde ve sosyal ortamlarda herkesi sabah okula bıraktıkları çocuklarını da içine alan bulaşıcı bir güvenlik endişesi sardı.
Bir taraftan bu endişeyle herkes kendi tedbirini almaya çalışırken diğer taraftan da bana denk gelir mi ikilemiyle de zihninde mücadele ediyor.
xxx
İstanbullu’nun güvenlik duygusu ayarları ile oynandığı kesin.
İşe gidiş ve dönüş güzergâhınıdeğiştirenler.
Trafikte radyo dinleyip kafasını dinlendireceğine etrafındaki arabaların içini ‘’acaba’’ diye gözlemleyenler.
Köprüler yerine karşıya geçmek için arabalı feribota yönelenler. Nasıl bir risk değerlendirmesi ise!!!
Sabah işe trafik daha akıcı olacağı düşünüldüğü için bir iki saat erken gidenler. Ya da totem yapar gibi geç gelip geç çıkanlar.
Askeri tesislerin, polis karakollarının önünden geçmemeye özen gösterip yolu uzatmak adına yeni rutlar planlayanlar. Yollar şehri olmuş İstanbul’da herkes lojistik şirketi rut planlamacısı olmuş.
AVM ve turist çeken noktalara gitmeye tövbe edenler. Alışverişini internetten yapmaya başlayanlar. Bu terör belasının şu ana kadar ‘’tek kaybetmeyeni’’ bu sektör oldu gibi. Sanal alışveriş evlere kapananların yaşam için nefes borusu olmuş.
Birçok aile hafta sonları kendi kendine sokağa çıkma yasağı uygulamayı konuşur oldu.
Dışarıda buluşup yemek yenileceğine, sosyal tesisleri olan sitelerde buluşup yemek yeme ve film seyretme geçici de olsa çözüm haline geldi.
Erdoğan’ın gezi parkı olaylarındaki ‘’evde oturan 50%si’’ şimdi oldu 90%!
Ama bu sefer de ‘’evde oturmayın sokağa çıkın duruşunuzu ortaya koyun’’ deniyor.
Bir karar verseler!
Toplumsal milli refleks yıpratıldıktan sonra öyle söyleyince hemen geri kazanılmıyor.
Görüldüğü üzere ‘’İstanbul’a bulut gelmeden Türkiye’nin yağış almadığı’’ ortaya çıkmış oldu.
xxx
Hâlbuki sözde AB tutkusu ve demokrasi adına ülkenin geçmiş liderleri, ulusun tarihive varlığının temelinde harcı olan kurumlartartışmaya açıldığında metropollerdeki üniversiteler suskun, sendikalar ezik ve yeni nesil elinde Iphone ve Ipad ile kendini kurtarma peşindeydi.
Bunun sonucunda Türkiye’nin doğusunda ‘’yağmur yağmaya’’ başladığında metropoller buna yeterince tepki vermedi ya da veremedi. Hatta demokrasi adına nereye varacağını hiç hesap etmeden ‘’açılımlara’’ geniş bir destek de verildi. Şimdi de bu kesim ‘’yağmur yağarsa ne yapacağız’’ diye İstanbul’a gelen bulutlara bakıp endişeye kapılıyor.
Kurucu liderler ve kurumlarla ilgili polemikler devam ederken hatırlayın yakın tarih de tartışmaya açıldı.Sonra da ‘’tarihi fırsat’’ girizgâhıyla başka bir gündem yaratıldı.
Bir taraftan TC’nin ulusal bilinci, tarihi ve benlikleri sorgulanırken diğer taraftan da sınırlarımız içinde ve hemen ötesinde başka aidiyetlere ‘’refleks’’ kazandırılmaya çalışıldı.
Geldiğimiz noktaya çizgiyi çekip bakalım.
Sınırlar içinde ve hemen ötesinde farklı aidiyetlerin ve hassasiyetlerin ön plana çıkarıldığı topluluklar ve terör örgütlerinin ortaya çıkmasına zemin ve ortam hazırlandı. Bu zeminin oluşmasında AKP iktidarının payı büyüktür ve tarihe de iz bırakacakları ‘’icraatları’’ yalnızca duble yollar ve köprüler değil bu olacaktır.
xxx
Buraya kadar gelen bu yolculuğun sebepleri bir hayal ürünüyse bundan sonrasını da hayal etmek o kadar zor olmasa gerek.
Türkiye’nin batısında büyük şehirlerde yaşayanlar, güneydoğuya terörle mücadele için akıtılan paranın ekonomik yükünün ve oradaki can kaybının sürdürülebilir olmadığını tartışmaya başlayacak. Bu bir de metropollerdeki terör eylemleri ve endişesi altında yapılırsa ortaya çıkacak olan alternatifin ne olacağını tahmin etmek için toplum bilimci olmaya gerek var mı?
12 Eylül askeri darbesini davul zurnayla karşılar duruma getiren toplum mühendisliği çalışması bu sefer hangi alternatifi ayni konuma sokarak bu toplum kabul ettirecektir?
Vardığımız noktaya ulusal bilincin, tarihin ve benliklerin sorgulanması ve aşındırılmasıyla geldik. Şimdi AKP iktidarı hem FETÖile yaptığı işbirliğini hem de Kürt açılımını söyledikleri ile ‘’pişmanız’’ demeye getiriyor ve celallendikçe celalleniyor.
Ortaya çıktığı üzere hedef daha fazla demokrasi ve AB değildi.
Toplumsal milli refleksin gücünü test etmek ve yıpratmaktı.
Bu oyuna hangi niyet ile olursa olsun bilinçli ya da bilinçsiz olarak gelen de AKP iktidarı oldu.
Şimdi gün ışığınaçıktığı üzere Türkiye’nin gerisinde yağmur yağmaya çoktan başlamıştı. Bu durum da ancak İstanbul’a bulutlar gelince anlaşıldı.
Çok geç kalındı. Türkiye’yi bu noktaya siyaseti devletin üstüne koymayı hedef edinmiş yalnızca AKP zihniyeti getirebilirdi. Bundan sonra iktidarda kim olursa olsun yapabileceği ayni güvenlik önlemlerini almaktan başka bir şey değildir. Olan olmuştur.
xxx
Türkiye’nin içinden geçtiği süreçten bu yazının konusu değil ama Kıbrıs Türkleri için de çıkarılması gereken dersler vardır.
Uygulamaya konan ve konmaya çalışılan şablon aynıdır.
‘’İlle de anlaşma’’ diyerek dikkat etmezsek Kuzeyin o hiç beğenmediğimiz düzensizliğini arar duruma geliriz.
Bu günlerde tüm bunlar yaşanırken Anadolu’da, metropollerde ve Kıbrıs’ta artık gerçekten uyanmaya gerek yok uyumasak yeridir.
































