KÖŞEMDEN:
“Yıl 1994 Eylül ayı..
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığından Sn. Eşref Çetinel, Halkın Sesi Gazetesi Lefkoşa” adresime bir mektup geliyor. Gönderen Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’tır. 2 sayfalık mektup şöyle başlıyordu:
“Doğruya Doğru” başlıklı (6.8.94) yazınızın bir yerinde 1990’dan bu yana “ben BM’lerde görüşürken, Eroğlu “bir karış toprak vermeyiz, mevcut çözüm statüko çözümdür diyerek beni arkadan harçerlemiş görüşmeciliğimi güçleştirmiştir” diye şikâyet ettiğimi belirterek, şimdi ayni Denktaş’ın ‘bu Rumlar’la ne görüşme olur ne çözüm’ dediğimizi gündeme getiriyorsunuz.”
“Konu bu kadar basit değildir. Unutulan bir husus vardır. Biz görüşmelere Hükümet ve Meclis adına gidiyorduk. Masada Federasyon vardı. Başka alternatif konuşulmazdı. Bu nedenle Federasyonu konuşuyorduk. Federasyonu konuşurken Federasyonların dayanması gereken ilkeleri (yani Meclisimizde altı çizilen parametreleri) savunuyorduk. Rum tarafının Federasyondan yana olmadığını ispat etmemin de yolu buydu. Rum tarafı Federasyon istemiyordu. Dünya kendilerini Kıbrıs’ın meşru Hükümeti olarak tanıdığı sürece de bizimle yetki paylaşımı yapmalarını gerektiren bir durum da yoktu. Genel Sekretere ve Güvenlik Konseyine bunu anlatamaya çalışıyor ve istediğimiz ölçüde olmasa da bazı ilkelerin kabul edilir hale gelmesini sağlıyorduk. Hükümetten istediğimiz, Federasyonun içerdiği ilkeleri (eşitlik, egemenlik) savunmasıydı. Halbuki biz Hükümet adına New York’ta Federasyon konuşurken, Burada KKTC hükümetinin başı –sadece kendisinin bildiği nedenlerle- “çözümsüzlük çözümdür” diyor ve bizi dünya indinde zor durumda bırakıyor, inandırıcılığımızı kaybettiriyordu. Hançerleme buydu. Yoksa Derviş bey bir Devlet adamına yakışır şekilde oturup bir hükümet kararı alarak bunu (kahir çoğunluğu kendisinde olan) Meclisten de geçirseydi meseleyi Devlet adamlığına yaraşır onurlu bir şekilde halletmiş olurdu. Bir Hükümet uluslararası toplantılarda yürütür göründüğü bir tezi içte kötüleyerek bir kenara itemez. Bunu muhalefet yapsa müzakereci bundan güç alır. Ancak bunu, Müzakereciyi kendi Dışişleri Bakanıyla müzakere masasına göndermiş olan Hükümetin ‘Başı’ yaparsa kimse ne Müzakereciyi ne de onun Hükümetini ciddiye alır. Konu budur…

(BUNDAN sonra “rahmetlik Denktaş” kendisini Müzakerecilikten istifaya kadar götüren o dönemin Başbakanı Sn. Eroğlu’na sitemde bulunuyor ve “benim irdelediğim ve şikâyet konusu yaptığım husus kendisine yol gösterdiğim halde içte savunur göründüğü bir davayı iktidar elindeyken kullanmaktan kaçınması ve masa başında görüşmecilik yapanları… (Denktaş’ın bundan sonrası iki üç cümlesini atlıyorum çünkü o yıllarda iki toplum liderinin siyasi sürtüşmelerinden kaynaklı ağır ifadeler içeriyordu..) ***
VE mektup şöyle bitiyordu:
“…28 yıllık görüşme süreci içinde ortaya sık sık çıkan gerçek Rum-Yunan ikilisinin bizimle uzlaşmadan yana olmadığı ve egemenliklerini Kuzey’e de yaymaktan başka bir hedef gözetmedikleridir. Bu siyasetlerini vurgulayan beyanatlar gerektikçe yapılmıştır ve yapılmalıdır. Ancak meşhur sözdür:” “Zamanından evvel söylenen söz zamanından evvel dalından düşen meyveye benzer. Kimsenin işine yaramaz!”
****
MEKTUBUN altında rahmetli Denktaş’ın kendi el yazısı ile bir de notu vardı. Şöyle yazıyordu: “Sn. Çetinel bunu yayınlanmak üzere göndermiyorum. Bilginiz için gönderiyorum.”
Peki ben bu mektubu yine de yayınladı mıydım? Doğrusu bilmiyorum, unuttum. Zaten Rahmetli Denktaş’ın buna benzer hatta beni kıyasıya azarlayan mektuplarını da bir karton kutudaki diğer dosyalar arasında yeni buldum! Bugün bir tanesini yayınlıyorum ve “not” diyorum: 1990’lardan bugünlere ne değişti? Örneğin koyun Sn. Akıncı’yı Denktaş’ın yerine, sonra alın Tatar Hükümetini yada Sn. Tatar’ı dikin karşısına! Durum vaziyetler tıpa tıp ayni değil mi?
Ve alın o yıllardaki Federasyon oluşturma çabalarını koyun Anastasiadis’in önüne.. Ayni hamam ayni tas değil mi?
HA, “ben kimim ki” dediğime nazire ne diyorum sık sık: “Siyasi sorunların çözüm arayışlarında “iktidar muhalefet yoktur. Ulusal bütünsellik vardır. Fakat ulusal bütünselliği yaratmak için önce “Meclis ile hükümetin ve Müzakerecilik görevindeki Cumhurbaşkanlığı makamının konsensüse ihtiyacı vardır. Ki rahmetlik Denktaş’ın da anlatmak istediği buydu…
































