Anastasidis’in “beyin fırtınası” dediği yoğunlukta devam ediyormuş. Öğrendiğimiz kadarıyla taraflar bu son aşamada “kırmızı çizgilerini” de ortalara dökmeye başlamışlar. Henüz Mülk ve toprak sorunları ayrıntılarıyla ele alınmamış… Şimdi kendime ait bir konuya değineyim:
Müzakereler başlarken yeterince açıklama yapılmamasına karşın süreci günü gününe Köşeme kaydederek yorumlamaya çalıştım. Bu yorumlar hem yıllar ötesinden bugünlere gelirken Türk-Rum ilişkileri seyri içinde yaşayıp gördüklerimle harmanlanmış olaylardı hem de Rum liderliği ile kilisesinin ne istediğini az çok bilmemden kaynaklıydı. Israrla bu yorumları kesintisiz yapmamın nedeni doğruya doğru “Rum tarafına güven duymamamdı!” Buna karşın şunu da açık seçik söyleyebilirim: Eğer müzakerelerde referanduma gidecek bir sonuç çıkarsa beni kimseler yargılamadan ben kendimi yargılayacağım!” Ya “ben demedim mi” diyeceğim yahut “fena halde yanılmışım” düşüncesi ile başımı önüme eğeceğim!
Eğer “utanç duyacağım” kadar yanılgıya düşerken sandığımın ötesinde Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını gözeten bir çözümle karşılaşırsam (her zaman başımda bir şapka bulunur) bu şapkayı nedametle başımdan çıkartıp saygılarımı sunacağım. Hem “hemen çözüm isteriz” diyenlere hem de çok zor olmasına karşın istenen sonucu almayı başaran Sn. Akıncı’ya ve de öteki müzakerecilere.. Çünkü Kıbrıs Türk halkının gerçekten çözüme ihtiyacı vardır. Fakat:
KUŞKUM DEVAM EDİYOR. Uzun süredir dikkatlerimizi Türkiye’nin devam etmesini istediğimiz “garantörlük hakkına” çevirdiğimiz için, ötesi ayrıntılara odaklanamadık. Oysa çözüm aşamasında Türkiye’nin tek başına “garantörlüğü” sağlanmış olsa bile 42 yıldır adada devam eden barışı ayni şekilde sürdürüp götürmek mümkün olmayacaktır. Çünkü “barış” Türkiye’nin sağladığı güvence ve adada iki ayrı devlet olduğu için sürmektedir. Olası çözümde bu şansımızı yitirebiliriz. Çünkü:
Biri büyük ve tanınmış, diğeri küçük ve tanınmamış iki ayrı devlet “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyetine” dönüşecektir. Ve toplumlar arasında yeniden şöyle bir yapılanma oluşacaktır:
Kuzey’de şu anda 350 binlerde seyreden çözüm sonrasında 250 binlere çekileceği söylenen sosyoekonomik yönden zayıf bir Türk toplumu.. Güney’de ise 800 binlik nüfusu ile dünya devleti olan ekonomisi iyi durumda bir Rum toplumu.. Bu iki toplum sadece Kuzey Güney gerçeklerinde ve devlet kademelerinde yan yana gelmekle kalmayacak, iç içe de geçeceklerdir!
PEKALA: İki halkın her yönden bu kadar dengesiz yapısallıklar içinde olduğu gerçeklerde, siyasi ve sosyoekonomik süreci “barış” içinde sürdürmek mümkün olacak mı? Burada bir parantez açayım:
(Türkiye’nin garantörlüğünü niçin istiyoruz? Ola ki gene Rum tarafını şeytan kandırır da canımıza malımıza kast edecek saldırılarda bulunur korkusundan değil mi? O zaman sormak gerekir: “Rum tarafı eğer Türk halkını incitmek niyetinde değilse TC’nin garantörlüğünden neden çekiniyor ve istemiyor? Çünkü olay “askeri müdahaleler” olasılığı değildir. Olay Rum tarafının behemahal Tükiyesiz bir Kıbrıs çözümünü sağlamasıdır. O zaman “çoğunluk” sultasını “azınlıktaki” Türk halkının üzerine serecek her yönden Kuzey’e egemen olacağı politikalarda ekonomik ve siyasi baskılarını çok daha rahatlıkla sürdürecektir! Böylesi bir gelişim “barışı” çatışmaya dönüştürürken, “çözümü” de berhava eder! Nitekim dikkatinizi çekerim. Anastasiadis ne zaman Türkiye’nin garantiler konusu gündeme gelse “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti çok gerilerde kaldı şimdi şartlar değişti” demektedir. Fakat ayni Anastasiadis çözüm söz konusu olduğunda 1960’ların gerilerde kaldığını söylemek yerine “çözümün Kıbrıs Cumhuriyetinin federasyon olarak evrimleşmesiyle gerçekleşeceğini” söylemekte ve sürekli çelişkilere düşmektedir! Kaldı ki 0 1960 Zürih Londra Analaşmasını Rum tarafının nasıl kullanmaya çalıştığını biz 1963’lerde yaşadıktı! Azınlıktaki ve güçsüz Türk toplumunu Makarios’lu güçlü Rum toplumu iki yılda kendi egemenliği altına düşürmeye çalıştıydı!)
NE SANIYORSUNUZ? Çözüm olacak ve Türk Rum halkları el ele kolkola bu adada AB üyeleri olarak bal kaymak yaşayacaklar! Eee! Hodri meydan! Kuzey’de Rum falan yok. TC’nin güvencesi berdevam! Her yıl bir seçim yapacak kadar demokrat, hava alanında uçakları havada asılı bırakacak grevlerle donanımlı sendikalar hakların en büyüğüne sahipken ve elhamdülillah çoğunluğumuzca Müslüman olan biz Kıbrıs Türkleri… Neden “kaderimizi tayin edecek çözüm konusunda bile bir görüş birliği yaratamadık? Dahası neden “çözüm isteyenler istemeyenler kampları ile ayrıştırıldık?” Yok mu Türk’ün Kıbrıs’ta Rum kadar meğalo ideası? Demek istiyorum ki kendi içimizde bile konsensus sağlamak bu kadar zorken Rum halkı ile “birleşik Kıbrıs”ı hele Türkiyesizleştirilmiş yapımızla nasıl başaracağız?
Tek Devlet oluşa bağlı tek uluslar arası temsiliyet olayını bu nüfus oranı ile nasıl halledeceğiz.
Vergilendirme, Merkez bankası işlev ve yetkileri nasıl olacak?
Belki yıllarca sürecek davalar, tazminatlar, hırgürler sarmalında kavgadan başka bir sonuç getiremeyecek mülk davası nasıl çözümlenecek?
HER NEYSE: Ben de çözüm isterim. Ama bu olasıklıkları tüm yaşamsal olumsuzlukları ve sorunları ile başımıza saracak bir çözüm değil! Çözüm olacaksa bu adada, ak pak kar gibi beyaz olmalı.
































