Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (BİR DAHA GERİ GELMEDİ!)

Karşılıklı ziyaretlerle tebrik edilen… Ailece birlikte kutlanan… Eş dostlarla ayni sevinç ve sevgilerle  heyecanlarda paylaşılan…    Üç büyük “bayramımız” vardır. Birisi “Kurban Bayramı’dır.” (Diğer adıyla Hacılar Bayramı.)

Diğeri “Ramazan Bayramıdır.”  (Bir diğer adıyla Şeker Bayramı!)                             Üçüncüsü de  “Yılı, ayı, takvimdeki günü ve de  saati değişmeyen  “Yılbaşı ile kutlamalarıdır!”                                HATIRIMDA kaldığınca bugünkü gibi “Yeni Yıl” demezdik. Ve toplumca “Noel” olarak anılan bir  Hıristiyan dini ritüeli olmasına karşın,     hiç yadırgamadan, yabancılık duymadan yeni yıla girilirken     31 Aralık akşamı başlayıp ertesi gün 1 Ocak’ta da devam eden kutlamalara, toplum olarak biz de katılırdık..

Tutun ki “Rum’unun İngiliz’inin, Türk’ünün Maronit’inin, Arap’ının ve ötesi yabancı insanlarının  tümden ortak bir gelenekte her yıl kutladıkları tek bayramdı “Yeni Yıl.”

TABİ büyük oranda ayni takvimi kullanan ülkelerin de “Bayramı..”                                             (Ayni zamanda bizim de kabul ettiğimiz “Miladi Takvim..” Ta 18. Yüzyılda Papa “Gregorus tarafından gerçekleştirilmiş. Şöyle ki “Milat” tarih başlangıcı olarak kabul edilirken, Dünyanın Güneş etrafında dönüşü de 365 gün 8 saatlik bir süre kazanmakta.      Hani “İlkokullarda öğrencilere dünyanın bu dönüşünden  dört mevsimin oluştuğu öğretilirken, dünyanın güneş etrafındaki dönüşü de 24 saat dilimiyle “gece ile gündüzü” oluşturmakta…)

***

      GÖRÜYORSUNUZ: İnsanlık tarihi yazılırken, “bazı” dediğimiz olağanüstü insanlar,  insanların dirlik düzenleri, daha iyi yaşam koşullarına sahip olmalarını sağlamak amacında, şimdilerde adına “dijital” denilen  sistematik düzenler bile oluşturdulardı..            Nitekim dünya büyük oranda   “Gregoryan takvimini” kullanırken, bir yılla sistemleştirdiği yaşam sürecini, Aralık ayının her 31’inde geride bırakırken, bir yenisinin gelişini de kutlayarak   karşılamakta..

Fakat ya sonra ne yaptı ayni insan?            İnsanların  hayatlarını “düzene” sokmak için gece ile gündüzü, aylarla bölünmüş mevsimlerle yılları takvimleştirerek düzenleyen  ayni insan,  yaptığının büyüklüğünü değil.. Onca evirimine karşın bir tarafında hâlâ kalmış olmalı, “hayvani hisleriyle ihtiraslarını kullandı!” Öldürdü öldürüldü! Yaktı yakıldı! Yıktı yıkıldı!

***

VE hemen ardından  “kutsalı” olan bir Noel akşamı Kilisede Hz. İsa’nın ikonunu öpüp, papaz tarafından bir tutam tuzla takdis edildikten sonra, yine ayni kilise ayni papaz tarafından çoktan saptanıp, “bir teki adada kalmayıncaya  kadar   öldürülmeleri” için işaretlenen Türk komşularını makineli tüfekleri, bombalarıyla yok etmek için Mahallelerine,  evlerine saldırdılar!

Yıl 1931 aylardan Aralık’tı.. Ve yine “insanlığın  az sonra gelecek Bayramı olan bir yeni yıl kutlamaları yapılacaktı..

İŞTE bu “insanlık, güzellik ve iyilik bayramında” vurduydu Eokacılarla Rum milisleri Kıbrıs Türk halkını!                            Kıbrıs’ı bir kez daha kana boğdulardı!           Bir kez daha barışı huzuru tepeledilerdi!

ARADAN 56 yıl geçti! Fakat 1963’ün o menhus akşamında Rum Yunan askerleri, milisleri, Eokacıları tarafından yıkılanlarla yakılanlar,  şehit edilen Türkler nedeniyle adada tarumar edilen “barış ve huzur” bir daha geri gelmedi!