Gönlüm iki kişi arasında gitti geldi. En sonunda kararımı verdim. Bana göre yılın en başarılı insanı, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’dir.
Eskiden çok yaygındı. Her yılın sonunda “Yılın enleri” seçilirdi. En başarılı politikacı, en başarılı işadamı, en başarılı sporcu, en başarılı futbolcu, vs. vs.
Hala yapıyor olabilirler ama ben ilgi duymadığım için dikkatimi çekmiyordur. Halbuki gençlik yıllarımda bu konuyla ilgili gazetelerde yayımlanan kupürleri doldurup gönderdiğim olmuştu.
Bu yıl ben de kendime göre birilerini seçeyim dedim. Dikkatimi özellikle çeken iki kişi oldu. İlginçtir, bunların ikisi de kadındı. Biri Jacinda, öteki de Akdeniz’de botların içinde aç ve susuz bulduğu göçmenleri kurtaran Alman kaptan Carola Rackete idi. Sene içinde yasak olduğunu bile bile kurtardığı göçmenleri, İtalya’nın Lampedusa limanına çıkardı. Korsanlık yaptığı ve yasa dışı göçmelere yardım ettiği gerekçesiyle İtalyan makamları tarafından tutuklandı. Çeşitli kurumlardan gelen baskılar sonucunda İtalya hükümeti, kaptanı serbest bırakmak zorunda kaldı.
Kadın bayağı yürekli. Pek az erkeğin cesaret edebileceği işleri gözünü kırpmadan yapabiliyor. Kahraman dediğin böyle olur. Gene de sakin ama kararlı biri olan Jacinda’yı seçmeyi daha uygun buldum.
Jacinda 2017 yılında 37 yaşındayken Yeni Zelanda’nın başbakanı oldu. Dünyanın en genç kadın başbakanıydı. Bu rekor, bu ay içinde 34 yaşındaki Finlandiya Başbakanı Sanna Marin tarafından kırıldı. Çağ kadınlar çağı. Politikada kadınların sayısı arttıkça insanlığın geleceği daha parlak olacak. Yeter ki erkeklere özenmesinler, onlara benzemeye kalkışmasınlar.
Pakistan Başbakanı Benazir Butho’dan sonra görevde iken doğum yapan ikinci kadın başbakandır. Doğan kızın babası Clarke Gayford adlı bir televizyon program yapımcısıdır. Baba, Jacinda’nın “partneri” veya “nişanlısı” olarak geçmektedir. Belli ki bizim bildiğimiz anlamda “evli” değiller.
Jacinda, sümbül demekmiş. Ancak kendisi adı kadar güzel değil. Samimi ve tatlıdır. Gülenle birlikte güler, ağlayana sarılıp onunla birlikte ağlar. Sokaktaki herhangi bir insan gibi davranır. Hiçbir büyüklenmesi yoktur.
Christchurch’teki iki camiye saldırıp 51 kişiyi öldüren 49 kişiyi yaralayan kişinin “adını benim ağzımdan kimse duymayacak çünkü o bir teroristtir. Onun değil, mağdurların isimlerini anmalıyız” diyerek öteki yöneticilere örnek olmuş ve kimse o manyağın adını ağzına almamıştır. (Ben de almıyorum.)
“Öldürülenler, nasıl olmasa, bizden değil” dememiş. Gidip yas tutan insanları “Selâmün aleykum” (barış sizinle olsun) diye selâmlamış, onlara sarılmış ve onlarla birlikte ağlamış. Yaptığı konuşmada “Bugün ülkemizin en kara günüdür” dedi.
İkide bir okullarda öğrencilerin tarandığı ve katliamların yer aldığı ülkenin cumhurbaşkanı Trump gibi “Silâhların suçu yok, suç onları kullananlardadır” tipli saçmalıklar dile getirmedi. Aksine “Silâh yasalarımızı değiştirmemiz gerekir” dedi. Ve dediğini yaptı. 24 saat içinde otomatik ve yarı otomatik silâh satışının yasaklanması yönündeki yasa teklifi parlamentoya sunuldu. Hemen akabinde de teklif yasalaştı.
Amerikan CNN televizyonunda Christiane Amanpour ile yaptığı bir söyleşisine rast geldim bir akşam. Amanpour kendisine silâh yasasını bu kadar kısa bir sürede nasıl geçirdiğini sorduktan sonra Amerika’da buna benzer bir yasanın neden çıkarılamadığını sordu. Sözünü sakınmadan şu yanıtını verdi: “Doğrusunu söylemek gerekirse ben Amerikalıları anlamıyorum”. Trump’ın peşinde koşan insanları kim anlıyor ki?
Jacinda üniversiteden mezun olduktan sonra gençlik örgütlerinde çalışmış. Bir ara da, o sıralarda Büyük Britanya’nın başbakanı olan Tony Blair’in danışmanlığını yapmıştı. 80 kişilik bir ekibin üyesi olan Jacinda, Tony Blair’le hiç karşı karşıya gelmedi. 2011 yılında onunla ilk karşılaştığı zaman onu Irak savaşı konusunda sorgulamıştı. Malum olduğu üzere, Tony Blair, Britanya avam kamarasında Saddam Hüseyin’in kitle imha silâhlarına sahip olduğunu ve 24 saat içinde Britanya’yı vurabileceğini iddia etmişti. Ve bu gerekçelerle Irak’a asker gönderme iznini koparmıştı. Irak işgal edilince de kitle imha silâhlarının izine rastlanmamıştı. Politika dünyasında yalan söylemeyen insan yok mu acep?
Christchurch kurbanlarını anma toplantısında başka şeyler yanısıra şöyle demişti: “Facebook, Twitter gibi teknoloii şirketleri, nefret söylemlerinden kendilerinin de sorumlu olduklarını kabul etmeleri ve gereğini yerine getirmeleri gerekir. Nefret söylemi ile mücadeleyi sadece devletten beklemeyin. Bu konuyla ilgili olarak her birey elinden geleni yapmalıdır.” Doğru söze ne denir?
XXXXX
Hepinize mutlu, başarılı ve sağlıklı yeni bir yıl dilerim.
































