Köşe Yazarları

“Parçalanmamızın” beyanıdır!






Yetişen genç jenerasyona, evlatlarımıza belki bir “siyasi çözüm” bırakmayı başaramayacağız!




Fakat Devletin tepesindeki “ricalin,” çözüm uğruna Sağda ve Solda  vuruşurken  esenlik ve mutluluğumuza, istikrar ve kalkınmamıza  dolayısıyla “iç barışı nasıl tarumar ettiklerinin” ibretlik olaylarını belki gelecekte kendileri de sürdürsünler diye  en büyük “hatıralarımız” olarak bırakacağız!



Ki biz de o “hatıralarla” büyüdük! Meselâ  Dr. Küçük’ün Necati Özkan’la kavgalarını işitip gazetelerinde okuyarak!

Denktaş’ın Doktor’la çekişmelerini izleyerek!

Daha cemaat esamesindeyken bile “Bolşeviklerle milliyetçiler, Akelcilerle Milli Birlikçiler” gibilerinden kamplara ayrılan ağabeylerimizin nasıl birbirlerini bombardıman ettiklerine tanık olarak!”

KKTC’nin kuruluşunu bile bir ulusal birliktelik kabulünde gerçekleştiremediğimizi yaşayarak!..

“Ağalar,” “Liderler,” “Paşalar” dönemlerinde savrularak!..

Ulusal davamız olan Kıbrıs siyasi sorununda asla yan yana gelemeyen, birinin ak dediğine diğerinin kara dediği “Siyasi Partiler” dönemlerini de görerek!..

VE değişmeyen süreçle  geldik  2019 yılına.

ÇOĞU öldüğü için geride kalanları üç beş kişiyi geçmeyen, o huysuz ve kavgacı “eskilere”  nazire, şimdi de  o “eskilerden” kalma mirasları kullanan  yeni nesil politikacılarımız, liderlerimiz, Siyasi partilerimiz..

Geçmişin  o kavgacı ve huysuzlukla yoğrulan  mirasları üzerinde tepine tepine, bağıra çağıra  kavgaya devam ediyorlar!

NE var ki dün de bu kavgaların “toplumu parça körçe etmekten başka hayrını görmediydik, bundan sonra da görmeyeceğiz biline!

HA konu ne mi? “Nasıl bir çözüm istiyor muşuz?” 45 yıldır halâ karar veremedik! Şimdi de uğruna birbirimizi yerken kendimizi adam gibi yönetmek yerine,  bölük pörçük oluyoruz!

…NİTEKİM Geçmişte de İngiliz böler yönetirdi! Şimdi bölüp yönetme efkârı Ankara’ya bastı!

Oysa çözümü sağlamak da elinde, Suriye içlerinde savaşan bir ülke olarak Rum’u dileri üzerine çökertmek de elinde!  Ama çözüm?

Hayret bu “yedi kocalı Hürmüz” haline dönüşmüş adada kimse çözüm istemiyor!

*****

MAĞUSA’YI DA BENZETTİLER!

Geçtiğimiz hafta çoğu genç olan bir grup örgütlü insan Mağusa’da Lala Mustafa Paşa Camiinin avlusunda toplanarak Girne’nin akibetine doğru hızla koşan “Mağusa”daki çevre sorunlarına protestolarıyla dikkat çektilerdi..

Bundan sonra “Mağusa’da olumlu  bir değişiklik” yaratabileceklerini sanmıyorum çünkü “Devlet mahzun Belediyeler mahzundur!”

(…Gazeteciliğe ilk başladığımda uzun yıllar  Mağusa Belediye Başkanlarıyla dost olur fakat Kavga ederdim!

Buna karşın “aramızdaki” bu dostane ve kavgacı ilişkilerdir ki Mağusa sevgisiyle yoğrulmuş bazı özverili Belediye Başkanlarının gayret ve özverili çalışmalarıyla  derli toplu bir kent oluşabildiydi..

TA ki bir virüs gibi toplumun kanına girerek “organizmanın” bozulmasına neden olan popülizmle partizanlığa bağlı “rant ekonomisi” salgını başlayana kadar!

Ki ekleyim: Tüm KKTC’nin canına okuyan, Kuzey’i dünyanın en zevksiz beton yığınlarıyla dolduran, Suriyeli teröristlerin  yeraltındaki tünellerinin KKTC’de  yerüstüne çıkmış modelleri gibi  yollar caddeler yapılanmalarında harcanan ve tabi hepsinin üzerine tuz biber ekercesine yarattığımız çevre pisliğimizle… Tutun ki evet artık kentlerimizde  ne soluk alacak bir boş alanımız kaldı ne Çocukların oynayacağı parklar oluşturuldu  ne de ihtiyacı gitgide artan yeni okullar hastaneler  için devletin elinde arsası bir parçacık toprağı kaldı!

Nitekim Mağusa gibi bir kentte, mesire yerleri  halk parkları olmaları gereken yerler bile betona peşkeş çekildi!

Bir zamanlar mesire yeri haline getirilecek Mağusa gölü içine, kanalizasyonun pislik dolu atıkları salındı! Yetmedi o   bataklık, o pis kokulu sivrisinek yuvası alana   inadına  çok katlı binalar, öğrenci yurtları dikildi!..

İŞTE Mağusa’nın manzarai umumiyesi! Ki Limanından hiç söz etmedim!

ÖTE yandan: Her gün Rum tarafından gelen onlarca otobüsler dolusu turisti bile  surlar içinde doğru dürüst ağırlayacak   bir “yerimiz” yada “cazibe merkezi” haline getirebileceğimiz bölgeler bile oluşturamadık!

ÜSTELİK  bir zamanlar şimdilerde yıkılmaya yüz tutan eski eser kapsamındaki evlerin sahiplerine “restorasyonları için düşük faizli krediler verilecek” denmesine karşın o konuda da tek fiskelik bir adım atılmadı!

Tutun ki   Mağusa  Surlar İçi “virane ve pislik içindeki bir tarihi yerleşim yeri olarak bu özellikleriyle dünya birincisidir!”

TABİ ki STÖ’lerinden oluşan “MASTOP” adlı örgütün çoğu genç insanları “protestolarında” haklıdırlar!

İnşallah KKTC’de  Mağusa ile ilgili bu  haklı protestoları işitip harekete geçen bir “makam” vardır!

*****

KISACA TAKILDIĞIM: (   ERHÜRMAN NE DEDİ)

25 Kasımda Berlinde yapılacak üçlü Müzakereleri çok önemsiyormuş! Görüşmelerde en büyük görev Guterres’e düşüyormuş!  Guterres’in kendi açıklamalarına ve BM’ler GK’i kararlarında yer alan yönteme ve içeriğe uygun temel hususlara kararlılıkla sahip çıkması belirleyici olacakmış…”

…Bu ne “teslimiyet” Sn. Erhürman! Guterres belirleyici olsaydı Crans Montana’da olurdu! Kaldı ki Ortadoğu yanıyor! Guterres nerde? Şili, Honk Kong, Irak, hatta Avrupalı Barselona ateşler içinde yanıyor, insanlar gösterilerde kurşunlanarak  ölüyorlar!.. İşittin mi Guterres’in adını!        Yani Sn. Erhürman Kıbrıs sorunu Guterres’e kaldıysa vay hallerimize!





Başa dön tuşu