Köşe Yazarları

“PARA YOK NE YAPALIM, HERŞEYE RAZI OLACAKSINIZ”…






“Ne yapalım, kaynağımız yok, onun için borçlandık” diyor Maliye Bakanı Dursun Oğuz.

Arkasından da Türkiye’nin hibelerinden, alt yapı desteklerinden bahsediyor…



Hiçbir dönemde kalkınmamıza yetecek kadar paramız olmadı. Bu gerçek. Ama düşünün bir kere, hiç bu kadar sıfırı tükettiğimiz oldu mu?

Üstelik de tarihin hiçbir döneminde bu ülkede bu kadar çok para dönmedi.

Onu bir türlü söyleyemiyorlar.

Üretemiyoruz, satamıyoruz, pandemi var, şu, bu…

Kapanmalardan dolayı gelir-gider dengesi bozulmuş falan.

Peki kardeşim, diğerlerini bir kenara bıraktım, bizzat sen, Maliye Bakanı olduğun şu kadar aydır, memurun maaşına ellemekten başka gelirleri artırmak için ne yaptın?

Haydi anladık, maliye işlerinden anlamıyorsun da orada geçmişten gelen bürokratlar var, bir Bakanlar Kurulu var. Ve ben eminim ki bu parasızlık durumu her Bakanlar Kurulu’nda gündeme geliyor.

Hiç mi çare bulamadınız?

Dursun Oğuz diyor ya, “eleştirenler alternatif sunmuyor” diye… Ben buradan milyonuncu defa sıralayım… Benim fikrim değil bu; ekonomik aklın gereği, yapılması gereken ama bilerek ve isteyerek yapmadıklarınız… Niye yapamayacağınızı bile açıklayamadıklarınız.

Karası-akı, yasalı-yasa dışısı, kayıtlısı-kayıt dışısı dehşet bir para dönüyor burada.

En azından kayıt dışılığa son vermek adına af dışında yaptığınız bir şey var mı?

Şu pandemi döneminde bile zenginliğine zenginlik katanlara yönelmek niye aklınıza gelmedi?

Neden bir vergi adaleti sağlamayı düşünmediniz?

Büyük sermaye sahiplerinin vergi muafiyetleri hala devam ediyor değil mi?

Bir türlü kayıt altına alınmayan sanal bet de devam ediyor. Devletin hiçbir kazancı yok, büyük bir kısmı yasa dışı…

Kumarhanelerin yerlilerle dolup taşmasına göz yumarak yasa dışılık yapıyorsunuz, ama cirolarına dokunamıyorsunuz…

Servet vergisi toplamak falan tehlikeli işler…

Sonuç, “Ne yapalım para yok”… Hiç sıkılmadan, utanmadan, büyük bir rahatlıkla söylüyorlar bunları. Oysa kaynağın pek ala var olduğunu insanlar biliyor. Buna rağmen kendi uydurdukları sanal gerçekliği savunup duruyorlar…

Eh böyle bir durumda da ne halk iradesinin, ne kendi ayakları üstünde durma iradesinin, ne egemenliğin, ne saygınlığın lafı mı olur? Para gelsin de nasıl gelirse gelsin…

Peki siz ne işe yararsınız? Eğer bu ülkenin kendi ayakları üstünde durmasını gerçekten isteseydiniz, kaynağı burada yaratırdınız. Bu halkı dilenci etmezdiniz, dünya kadar borcun altına sokmazdınız. Öyle bir niyetiniz yok sizin.

Aksine, sanki akıllarında, halkı her gün biraz daha umutsuz hale getirme hedefleri var. Gizli bir hedef gibi.

Hani hep beraber bezelim, pasifleşelim, ağzımızı açamayacak duruma gelelim, sizinle beraber yol nereye çıkarsa, oraya sürüklenelim?

Yok öyle alem… Ahmak değiliz, kusura bakmayın, koyun hiç değil. Hepimiz de biliyoruz ki, izlediğiniz politikanın Kıbrıs Türk halkının çıkarları ile alakası yoktur.

Eğer konu KKTC’nin kalkınması, refahı, egemenliği ise, şu anda her ne yapılıyorsa, yanlıştır. Tümünü kökten değiştirmek gerekecek. Zor iş belki ama başka çare yok.

Hepsine işten el çektirip, evlerine yollayacaksınız, belki “biz ne yaptık” diye düşünme zahmetine girerler.

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

BU İŞ MASKARALIĞA DÖNDÜ:

25 gün önce bakanlıktan istifa eden Koral Çağman, siyasete mesaj vermiş, işe yaramış, geri dönüyor.  Ama ilk defası değil, daha önce de “YDP’nin olduğu bir hükümete onay vermem” demiş ama YDP’li hükümette bakan olmuştu. Ne yazık, ne acı… Acaba kendine ‘o toplu sözleşme yasasını şimdilik çıkartmayacağız’ diye söz mü verdiler?  E Protokol ne olacak? Onlara ne diyecekler?

 

TOPLUMA VERİLEN DEĞER:

Özgürlük anıtı 40 yıldır kaderine terk edilmiş, adeta yıkılmaya yüz tutmuştu. Şimdi haftalardır orada hummalı bir çalışma yapılıyor. Çıkarma gemisi konmuş, anıt tamir edilmiş, etraf düzenlemesi yapılıyor. İyi de yapılıyor. Aslında yıllar önce yapılması gerekenler sırf Erdoğan ziyaret edecek diye yapılıyor. Yoksa yine kaderine terk edilmiş vaziyette kalacaktı. İyi de sizin bu halka karşı hiç mi sorumluluğunuz yoktu? Yokmuş demek.

 

ARIKLI’YA BİRİSİ DUR DEMELİ:

Kullandığı dil ile her dakika tepki toplayan Arıklı, şimdi de partilere taktı. Kudret Özersay’ın, siyasete girdiği ilk günden beri ‘ben’ merkezli bir politika izlediğini, 5 siyasi partinin hiç birinin HP ile bir koalisyona yanaşacağını düşünmediğini buyuruyor. Belli ki Zaroğlu’nun ayrılması psikolojisini bozmuş… Baksanıza Zaroğlu da kendisi için “Erdoğan aleyhtarıydı, sahte hesaplardan eleştiriyordu” falan diyor. Pespayeliğe bakar mısınız? Bunlar bir olup ülke idare edeceklerdi.

 

E, GÜNYADIN:

Polis, yüklü miktarda para alışverişi olayını yakalamış. Kenya-KKTC-Nijerya arasında para aklandığı şüphesi varmış. E, günaydın. Altlarında son model lüks araçlarla gezen sözde öğrencilerle biraz daha yakından ilgilenilseydi, bu iş çoktan çözülürdü. Duymayan kalmadı, sokaktaki vatandaş detaylarını biliyor ama polis “kara para” ticaretinde ya ilk kez ya da ikinci kez yakalama yapıyor. Birisi bir zamanlar “paranın akı karası yok” derdi. Ondan mı acaba?

 

BİZDE ALTIN YOK MUYDU?:

Trodos’ta altın rezervi bulunmasına şaşanlar olabilir. Oysa Kıbrıs adasında bu bir ilk değil. Hala doğayı zehirlemeye devam eden Lefke CMC madeninde yok muydu? Bundan en çok 10 yıl kadar önce, madeni sözde temizlemek için alan şirket yıllarca oradan altın, gümüş çıkartmadı mı? Bize bir faydası olmadı, onun için duymamış olabilirsiniz. Ama Güney Kıbrıs gizlemiyor, açık açık ilan ediyor. Çünkü devlet en iyi şekilde işletip, kendi payını da alacak…

 

VAKALARDAKİ ARTIŞA DİKKAT:

Hem Güney’de, hem de Kuzey’de vaka sayılarında görülen artış bazı önlemleri de beraberinde getirdi. Güney Kıbrıs, aşı olmayı reddedenlerin hayatlarını zorlaştırıyor ki aşı olsunlar. Ülkemizde ise toplam vaka sayısı geçtiğimiz haftadan bu yana %78 oranında artış göstermiş, aşı olmayı reddeden yüzde 60’lık bir kesim var, hükümette böyle bir tutum yok.

 

 

 







Başa dön tuşu