Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

OYUNUN SON PERDESİ KISA OLACAK…

Ne oyunlar dönüyor… Kırk yılın siyasi entrika örnekleri, tekmili birden oynanıyor.

Son yazımda, nisap krizini aşma işini son gece pazarlıklarına bırakacaklar demiştim. Anlaşılan devam ediyor.

Bugün son perdeyi göreceğiz…

Saner, Meclis Başkanı’nı seçtiremediğinde yaptığı çıkışı bir kez daha denedi, sırf muhalefeti Meclis’e çekmek için, “Pazartesi erken seçim tarihini belirleyelim” dedi.

Hani gelmeyen olursa, “Bak, seçimden kaçtılar” desin…

Nitekim Genel Sekreter Hasipoğlu işareti verdi; “Muhalefet Meclise gelmezse, erken seçimden kaçan muhalefet olur desem, yanlış bir yorum yapmış olmam”…

Ersin Tatar’ın aniden Eskişehir’e gitmesi de planın bir parçası gibi duruyor.

Meclis Başkanı ona vekalet edecek, hükümet düşmüş görünmeyecek falan.

Yedik mi? Yemedik…

Hesap tamamen üç bağımsız üstüne döndü.

İki tanesi Büyükoğlu ve Genç, tam da Meclis’in açılmasına birkaç gün kala UBP listelerinden aday çıkacaklarını açıkladılar.

Halbuki daha kısa bir süre önce “Nisap konusunda bize güvenmeyin” diye kafa tutuyorlardı. Demek kozlarını iyi kullanmışlar.

Bertan Zaroğlu katılmayacağını açıkladı.

Serdar Denktaş’ın durumu belli değil.

Bu paramparça yapıda kalk da muhalefeti suçla.

Ersin Tatar nisap sorunu için üzülürmüş.

E, ne gitti o zaman. Otursaydı yerinde. Milleti sağduyuya çağırırken, kendinin yaptığı nedir?

En azından Meclis Başkanı’nın oy’unu düşürmeseydi. Çok mu acildi?

Halkın bu yapıdan beklediği bir şey kalmamıştır.

Ama en azından insanlar, açılamayan bir Meclis’i olsun istemez.

Bu da olduktan sonra söylenecek başka bir şey kalır mı?

Kimse uyumuyor. Meclis’i bu hale getiren de ülkeyi perişan eden de aynı zihniyettir.

Şu son 2 yıl içinde yaşadıklarımızı ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, hiç birimize “mantıklı” bir gerekçeyle yutturamazlar… Ülkenin ellerinde nasıl perişan edildiğini çeken biliyor.

Azınlığa düşmüş hükümetin başı Saner, son dakikada “Nisap sorunu yaşanmayacak” açıklaması yaptı. Şimdi şu yukarıdaki oyunun parçalarını bir daha dağıttım, yeniden topladım. Çok da ihtimal vermedim.

Eğer dediği gibi olursa, koltuğa yapışma hastalığı salgına dönmüş diyeceğim.

Bugün ne isterse olsun, bu son perde ve kısa olacak…

 

YERİN KULAĞI VAR

“NİSAPTA SIKINTI YOK” MUŞ:

Önce Kurultayı kazanıp, ardından da ilk seçimde UBP’yi tek başına iktidara taşıyacağını söylemiş Ersan Saner. Kardeşim sen daha 26 vekili bir araya getirip, Meclis’i toplamayı başaramıyorken bunları nasıl başaracaksın diyecektim ki, bugünkü Meclis oturumu ve nisap konusunda bir sıkıntı görmediğini söyleyiverdi. Aynı dünyada yaşamıyoruz…

 

MUHALEFETE DEĞİL ÖZGÜRGÜN’E SESLEN:

Tatar buyurmuş ki, “seçilmiş milletvekillerinin görevi Meclis çalışmalarına katılmaktır”.  Sadece ülkenin değil, Meclisin de itibarını yerle bir ettiniz ama, hala suçu başkalarına atmaya çalışıyorsunuz.  2 senedir İstanbul’da yaşayan ve maaş almaya devam eden Özgürgün’e de bir çağrı yapsana. Bak, Özgürgün’ün dokunulmazlığının kaldırılması için ‘evet’ oyu veren Saner bile hiç sıkılmadan ayağına kadar gidip destek istedi. Hazır Türkiye’ye gitmişken bir ziyaret de sen yap, belki ikna edersin…

 

MACERAYA BAK:

Aniden Ersan Saner’e vahiy geldi, bütün ülkeyi serbest bölge yapmaya kalktı. Zaten dibe vurmuş bir ülkenin ekonomisi, bir geceden sabaha ray değiştirebilir mi? Değil ülke yönetiminde, en küçük bir şirkette bile böyle bir çılgınlığa kalkılmaz. Yaptığında mantık aramamak gerekir ama, yine de sorgulayalım; bu ülkede bu kadar üniversite var. Böyle bir çalışma yaptırıldı mı? Veriler ne? Ne kadar finansmana ihtiyaç var? Kim karşılayacak? Hava ve deniz limanları ambargo altındaki bir ülkede serbest bölge olayı sürdürülebilir olabilir mi? Salla gitsin…

 

CİDDİYETSİZ:

Ticaret Odası ve Sanayi Odası’nın da içinde olduğu Ekonomik Örgütler Platformu, Saner’i ele verdi; serbest bölge fikrinin iş dünyasıyla bile paylaşılmadığını açıkladı. Maraş gibi, iki devletlilik gibi, getirisi götürüsü hesaplanmamış, üstünde çalışılmamış bir hükmü karakuşi model daha. Zihni Sinir “Proceleri” gibi, aklına geleni söyle gitsin. Akademisyenler derslerinde, “Devlet yönetiminde ciddiyetsizlik nasıl olur” diye soran bir öğrencileri olursa, bu hükümeti göstersinler…

 

ELAM’A BAK SEN:

Pirgolular, Lefkoşa’ya gelmek için Yeşilırmak yolunu kullanıyorlar. 3 saat yerine, 1,5 saat süren bir yolculuk yapıyorlar. ELAM’ın canı sıkılmış. “Kuzey sizi kullanıyor” deyip, bu yolu kullanmamaları için köylülere baskı yapmaya kalkmış. Bölge lideri, ELAM vekiline şöyle cevap vermiş; “Dillirga sakinleri 1964’ten beri kanla tarih yazdılar ve o zamandan beri vatanseverlik öğretiyorlar, kimseden ders alacak değiller”. Faşist her yerde faşist, ne diyeyim…

 

BİR BÜLENT HANIM EKSİKTİ:

Bütün varlığını harcayacakmış da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde sahtekarlıkla suçlanan saz arkadaşlarının hakkını arayacakmış. Ona bu akılları veren magazin avukatı Armağan Çağlayan’sa anlayabilirim. KKTC’yi AİHM’de dava edemeyeceğini, olsa olsa Türkiye’yi dava edeceğini bile bilmiyor. Vay efendim, diğerleri niye tutuksuz yargılanırmış… Vatandaş ya da çalışma izinli olsalardı, adamları da tutuksuz yargılanırdı. Her şeyden önce, arkadaşları burunlarına o şeyi sokmadan nasıl test sonucu almışlar, onu anlatsın bize…