Köşe Yazarları

Ortadoğu’un vandallarından ne farkımız var?

Hani sokağın sesi değişti ya…

Hani kahve alışkanlıkları, yemek alışkanlıkları…

İnsanların yolda sokakta, trafikte birbirlerine saygıları…

Yardım duyguları…

Birlik, teklik, hedef birliği, inanç birliği…

Hepsi değişti ya…

Neden biliyor musunuz…

Zaman değiştiğinden değil.

Bizim bunların hiç birine öyle çok da gönülden bağlı olmadığımızdan değişti.

Kendimizin olanı meğer beğenmezmişiz.

Benimsemezmişiz öyle çok fazla…

Ve meğer başka bir şey olmaya ne kadar meraklıymışız…

İşte Lefkoşa surlar içi, bir bir yıkılıyor binalar. Mağusa surları da öyle, içindeki yüz yıllık evler de.

Birkaç duyarlı sivil toplum ya da siyasi rahatsız oluyor, son dakikada bir yerlerden bulunan fonlarla geri kazanılmaya çalışılıyor. Ama bir plan yok, politika hak getire.

Her kentin bir “old city”si vardır. Orada emlak fiyatları diğer bölgelere göre birkaç kattır. Dükkan kiralamak mucize… Turistler önce oraları gezerler.

Bizde de aynısını yapmaya çalışıyor turistler ama, viraneden, kaportacıdan, dönerciden geçilmiyor ki sokaklar…

Ne yazık, sahip olduklarımızın değerini bilmedik…

Üç kuruşa kiraladık, ölüme terk ettik. Kuruş masraf yapmadık yaşatmak için. Guduru kalsın dedik, gittiği kadar dedik, gözden çıkarttık.

Şimdi genç çocuklar bir gayret canlandırmaya çalışıyorlar. Dünya kadar paralar döküp. Ama zor, biz sadece evleri terk etmedik, yaşam yerlerimizi toptan ölüme terk ettik.

Bir süre sonra onlar da terk edecek, çok daha kötü bir şekilde kalacak surlar içi. Ha, belki tümden yıkıp, çok katlı apartmanlar yaparız oralara da…

Bırak kendimizin olanı, dünyanın tarihini mirasını da yerle bir ettik. Aynen Ortadoğu’nun son dönem vandalları gibi. Ne farkımız var ki onlardan?

İşte kilise de yıkıldı. Lefkoşa’nın göbeğinde, St. Jacob’s kilisesi…

  1. yüzyıldan kalmış, şaka değil, 15. yüzyıldan…. 6 yüzyıl dayanmış ilgisizliğe de, sonunda yağmura yenik düşmüş.
  2. yüzyılda bir tarihi eserin, bir mabedin bakımsızlıktan yıkılması ne ayıp, ne utanç verici.

Ülkede eski eserler dairesi, anıtlar kurulu, komiteleri şunlar bunlar dünya kadar uzman barındırırken, bu kilisenin kümes kadar itibarı yoktu.

Oysa Europa Nostra, St. Jacob da dahil, ara bölgedeki tarihi eserleri “En çok tehlike altındaki 7 bölgeden biri” ilan etmişti 2013’de.

Haydi kendi kaynaklarımızla restore etmedik, bari izin verseydik.

İki toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin Rum eş Başkanı diyor ki, “Başvurduğumuzda restorasyon izni verilseydi, kurtarılabilirdi”. Meğer onların çalışma listelerindeymiş. Hatta Cumhurbaşkanı Akıncı, kiliseyi ziyaret de etmiş. Şimdi Komite, kalanı kurtarmak için önerisini muhtemel Akıncı-Anastasiadis görüşmesinin gündemine aldırmaya çalışacak.

Daha da ülkeye turist getirmekten falan söz etmesin kimse.

Hele surlar içine hiç turist sokmayın…

Neyi göstereceksiniz ki?

Kendimize, insanımıza, tarihe saygımız olmadığını mı?

YERİN KULAĞI VAR

KAFALAR KARIŞIK:

4 bin civarında KKTC vatandaşını etkileyecek, emek yoğun sektörlerin 24 ay boyunca desteklenmesi ve yerel iş gücünün artırılması hedeflenenen yerel İşgücü programı kapsamında, Toplu İş Sözleşmesi imzalayan iş yerlerine devlet 24 ay boyunca tüm sigorta ve ihtiyat sandığı primlerini ödeyecek. Ticaret ve Sanayi Odaları destek programının özellikle sendikalı olma kısmına karşı çıkarken, ana  muhalefet UBP de tasarıya karşı. HP ile DP ise tasarıya sıcak bakmazken CTP ve TDP ile birçok sendika ise sürece destek veriyor. Kimin dediği olacak, bekleyip göreceğiz…

 

İŞVEREN RAHATSIZ:

Yıllardır işçiler için ellerini kıpırdatmayanlar, Bakan Çeler’in yerel işgücüne yönelik  son  adımından belli ki çok rahatsız olmuşlar, ardı ardına karşı açıklamalar yapıyorlar. İşadamı Günay Çerkez, Çeler’i, “gece yatıp, sabah uyandığında karar almakla” suçladı. Yıllardır işçileri sendikasız ve birçok sosyal haklardan mahrum çalıştıran ve buna ses çıkarılmamasına alışan patronlar son çare olarak Başbakan’dan olaya müdahale etmesini istiyor…

 

40 YILDIR NİYE YAPMADINIZ:

UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, ülkenin her yanında yatırıma ihtiyaç olduğunu belirterek; “ Bu memleketi kalkındıracağız. Bunun için projelerimizi hazırlıyoruz. Anavatan Türkiye’den su geldi, elektrik de gelecek” demiş. İyi de 40 yıldır Türkiye’den gelen paraları har vurup harman savurmasaydınız, yandaşlara peşkeş çekmeseydiniz bir değil on ülke kalkınırdı…  Ha, pardon, siz kendinizden önceki dönemle ilgilenmiyordunuz değil mi?

 

2 FARKLI SİYASİ:

Başbakan Erhürman hafta sonu Güzelyurt’a yaptığı ziyaret sırasında ne şoför, ne de makam aracını kullandı. Ziyaretlere kendi özel aracıyla gitti. Ve bir başka haber, Meclis Başkan Yardımcısı UBP’li Zorlu Töre, partisinin köy gezilerine şoför ve makam aracı ile gitti. İkisi de bu ülkenin siyasetcisi. Birisi develetin malını babasının malı gibi kullanırken, diğeri tam tersini yapıyor…

 

ANASTASİADİS SIKIŞTI:

Özel Temsilci Lute’un 30 Haziran 2017 belgesini baz alarak çalışma yapması Rum lider Anastasiadis’te rahatsızlık yarattı. Ulusal Konsey toplantısına katılan siyasi partiler, Anastasiadis’i suçlayarak görüşmeleri yeniden başlatma çabalarında yetersiz kaldığını ve bunun da, adayı “Taksime” götürdüğü endişesini dile getirdiler…

 

BAK SEN ŞU İSVİÇRELİ’LERİN YAPTIĞINA:

İsviçre’nin Kuzey Kıbrıs’tan daha fazla toprağı var ama, kırsal bölgelerde imara açılan yerlerde betonlaşmayı yasaklayan referandum teklifi için sandık başına gittiler. Bu haberi okuyunca aklıma bizim buralar geldi. Belli ki adamlar ülkelerinin “kalkınmasını” istemiyorlar. Bilmiyorlar ki daha çok beton medeniyetin ve kalkınmanın göstergesidir. Şaka bir yana ülkeye sahip çıkmak böyle birşey olsa gerek…

ZİRVEDEKİLER

Zeki Çeler: “Bizim bakanlık olarak tüm işyerlerinin başına bir tane müfettiş dikebilme durumumuz yoktur. Burada bize yardımcı olacak ek kontrol mekanizmalarının olması gerekir. Sendikalaşma ve sendikalar da bunun bir örneğidir… Bir apartmanı yaparken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini A’dan Z’ye uygulasalar, harcayacakları ekstra miktar 20-25 bin TL’dir. 15 tane daire olduğunu varsayarsak bin beş yüz TL ekstra alacakları parayla bu açık kapanır ve alınacak malzemeler kalıcıdır. Ama bunu yapmıyorlar”…

DİPTEKİLER

Bu Kaçıncı: Turizm ve Çevre Bakanı Ataoğlu’nun bilet fiyatlarının düşeceğiyle ilgili kaç kez açıklama yaptığını saymaktan usandık. Düşmek bir yana aksine daha da pahalılandı. Hani bir laf var, “bir şeyi kırk kere söylersen olur”diye. Belli ki Ataoğlu da buna inandı ve bir kez daha, “AnadoluJet’e ait bir uçağın Nisan’da KKTC’de konuşlandırılmaya başlanacağını ve bilet fiyatlarında 300-400 TL düşüş yaşanacağını” açıkladı…

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı