Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Onlar ve Biz! (Güney Ve Kuzey!)

Geçen haftayı şöyle bir yokladım, Kıbrıs siyasi sorunu yönünden eğer Anastasiadis’in o hezeyanları da olmasaydı en kısır yedi gün yaşanacaktı!

Neydi o hezeyanlar? Önce BM’ler sekreterini uyarıyor, yanlış bilgilerle hareket etmemesini tavsiye ediyordu! İnsanın “breh breh” diyeceği geliyor ama belli ki soruna bulaşan ne kadar BM’ler sekreteriyle danışmanı, temsilcisi varsa sonunda mutlaka Rum tarafının takazalarıyla karşılaşıyorlar! Zaten Lefkoşa’ya kaç memuru gelmişse   Rum baskılarından apar topar kaçarlarken üstelik arkalarından  teneke de çaldılardı!

ANASTASİADİS’E  dönecek olursak. Tabi yine Türk tarafını suçladıydı. Buna karşın bazı Türklerin kendisini ziyaret ederek Kuzey’deki baskı rejimini şikâyet ettiklerini de söyledi ama!

Omorfo olmazsa çözüm olmaz dedi! AB üyesi bir devletin Türkiye’nin garantörlüğüne ihtiyacı olmadığını yine tekrarladı!..

Kısaca Anasiadis artık ezberimizde kayıtlı “bildik” konuşmalarıyla hem BM’ler sekreteryasını yıkadı serdi hem  Türk tarafını!

PEKİ hiç mi doğru yanı yoktu söylediklerinin? Yahut Anastasiadis hepten her zaman suçlu mudur? O zaman gelin gözümüzdeki Türk malı gözlüğü çıkarıp Rum malı gözlüğü takalım! Vaziyetleri bir de onların gözlüğü ile değerlendirelim bakalım:

ADAMLAR Kıbrıs adasına sahiplik koymak için bırakın yarım  asrı iki asırdır “megali idea”ı  ulusal bayrakları yapmadılar mı? Kilise bu nedenle değil midir ki çok güçlüdür? Eoka’yı İngiliz’le mücadele edip tüm ada egemenliğine sahip olmak hedefinde kurmadılar mı? Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Enosis hayaline barikat koyduğu için yıkmadılar mı? 1974’de Makarios’u devirirlerken hedeflerinde yine Enosis yok muydu? Ada ikiye bölündükten sonra bile hâlâ müzakere masasında ve Türk tarafına çatır çatır kabul ettirerek “tek devlet, tek yönetim, tek uluslar arası temsiliyeti” çözüm formülü olarak yutturmadılar mı ki çoğunluk egemenliklerini sürdürüp götürebilsinler taktiklerinde?

BUNA karşılık çözümü yalvar yakar isteyen Türk tarafı değil miydi? Her defasında çözüm uğruna Rum’a bol tarafından ödünler veren, masada halktan kopuk kendi kafalarına göre müzakereleri sürdürüp götürmeye çalışan “müzakerecilerimiz” değiller miydi? Rum tarafı bu kadar açık seçik “ne istediğini neyi istemediğini,” “asla olmaz” dedikleriyle “olabilir” dediklerini sık sık halkı ile paylaşır, tartışır, hatta “ulusal konseylerinde” ulusal  görüş birliğine varırlarken; Türk halkı iki yıl sonra bile müzakereler sürecinde nelerin verilip karşılığında nelerin alındığını, BM’ler kasasında kilitli haritada iki devletin sınırlarının nerelerden geçtiğini biliyor mu ki?

VE Türk tarafı hâlâ bir yeni müzakere için beklemeye çekilmedi mi? Bugün de “hadi gelin masaya” deseler yine başarısızlığa uğranılacağının yüzde yüz olduğu gerçeklerde ayaklarımız kıçımıza vurarak ve her zamanki gibi ne istediğimizi bilmeden Ankara’nın talimatlarıyla koşarak gidecek değil miyiz? Hepsi bu kadar!

 


HAYDİN SEÇİME

Geçen hafta davullar çaldı, yavuz atlar kişnedi,  sancağı şerif açıldı ve arkasından heybetli bir ses gürledi! “Hayda be, hodri meydan çık karşıma!…”  Ve karşıdan beklenen cevap geldi: “Ben senden mi korkacağım, istediğin savaşsa savaş! Güreşse güreş, seçimse seçim, hodri meydan be!”

Ve bir kez daha partilerimizle iktidarlarımız  ispat ettiler ki bizi yönetmek sevdasında yerle yeksan ederlerken; bu ülkede seçim yapmak en az memleket yönetmek kadar basit ve kolaydır! “Hadi çık karşıma da boyunu göreyim” dedi mi biri, öteki hemen hazırım demekte!

Öyle de seçmene çok ayıp olmadı mı! Nerde başından aşağı kaynar su dökmek nerde seçim gününün tadını küvette yavaş yavaş ve sindire dindire yıkanırken çıkartmak! 5 Ocak dediğiniz kapının arkasında!

Yine de ciddi ciddi soralım ama: Eğer Serdar Denktaş’ın serzenişine karşın  bu erkenin erkeni seçim  gerçekten yapılırsa  Erhürman’lı CTP aldığı oylarla iddiasının partisi olabilecek mi?                                                  Yani UBP ile DP’nin onca yıldır dağıttığı araziler..                                                                 Çarpık yapılaşmalar uğruna gözlerini yumdukları inşaatlarla fazladan kat çıkmalar..  Belediyeleri, devlet dairelerini tıka basa yeni atamalarla şişirmeler..                          “Battık” diyenlere karşın onların ensesine basarak, devletten destekle türlü çeşitli teşvik ve krediler alarak “yükselenler” falan…  Onların hiç mi bu iki partiye verecek oyları olmayacak? Ne yani popülizm her yerde çalışacak da sandıkta mı dışta kalacak!

O zaman nedir Erhürman’ın iddiası? Halkın bu hükümetten usanıp bıktığını, devirmek için seçimi mi beklediğini! Fakat daha geçen gün yapılan ankette çıktı UBP’nin birinci parti olacağı!  Hadi bir de o anket sonuçlarına bakalım:

 


KISACA TAKILDIĞIM:  (CMIRS’NİN ANKETİ)                                                                    Sakın bir süre önce yayımlanan “Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezinin”  anketine burun kıvırmayın çünkü Mine Yücel direktörlüğünde her üç ayda bir kez yayımlanan anket sonuçlarına hem inanıyor hem bayılıyordunuz. Nedeni de  silsile halinde çıkan anket sonuçlarında hükümetin  başarısızlığının ayazlatılmasıydı!  Kötü Yönetim imajını çakmasıydı! Ve anketler doğruydu! Peki onlar da doğruydu da seçim değerlendirmesi anketi mi yanlış oldu!

       Nitekim ankette  “önümüzdeki Pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz” sorusuna verilen cevaplarda UBP %18.5 oy alırken HP %14.5, CTP %12.65, TDP 5.59, DP %2.34.

Yani bu anketten kimse söz etmemiş olsa da “mal” meydanda! Ha ekleyelim “kararsızların” oranı   %13.82. “Oy kullanmam” diyenlerin oranı da %23.99. Bu seçmenler karar değiştirirlerse seçim sonuçlarını ne kadar değiştirirler bilmiyoruz ama her halde partilerin sıralamasında değişme olabilir…

İşin kısası gitti Kıbrıs sorunu geldi seçim propagandaları. Hazırlanın şenliğe!