Olmaz deyip bırakırsan, olacaksa da olmaz!

8 Ocak 2018 Pazartesi | 16:45
Pınar Cavlan
Pınar Çavlan

Fizyoterapi alırken, “yapamam” diyen hastalara ilk söylediğim cümle budur! “Yapamam, edemem yoktur burada, tek yasağımız da budur! Yapacam deycen! Çaba sarf edecen. Olmaz deyip bırakırsan, zaten olacaksa da olmaz!”

Kafamızdaki düşünce şekli ve buna bağlı olarak yaratığımız kalıplara göre, sınırsız olasılıkların var olduğu evrende, sınırlı bir yaşam sürüyoruz. Ancak, bu tabi ki değiştirilmesi imkansız bir durum değil; yeter ki isteyin! Kendi düşünce modelimiz ve zihnimizle olasılıklarımızı sınırladığımız gibi, çevremizden gördüğümüz duyduğumuz ezber kalıplarla da dünyamıza at gözlükleri ile bakıyoruz bazen…

Bazen umutsuzluk kalıplaşmış ve dilimize yapışmış söylemlerde can buluyor aslında. “İyileşmeyeceğimi biliyorum ama biraz olsun rahatlayım diye geldim” diyen çok hastamız var mesela! Neden? Çünkü birisi (profesyonel biri de olabilir, komşusu da olabilir, fark etmez) ona demiş ki; “bu geçmez, iyileşmeyeceksin”. İyi de iyileşmek zaten bulunduğu durumdan daha “iyi” hale geçmek demek değil mi? “Rahatlamak” dediğimiz şey de bir çeşit “iyileşme” olmuyor mu? Burada “iyileşmek” ten anladığımız şeyin ne olduğu önemli. Örneğin fıtık teşhisi söz konusu ise; ve eğer iyileşme derken “ağrıların ve hareket kısıtlılığının geçmesini, yaşam kalitemizin artmasını” değil de “fıtığın yok olmasını” bekliyorsak, evet iyileşmeyecek. Ancak unutmayın ki fıtık ağrının, kısıtlılığın, vb. tek nedeni değil, ağrıyı tetikleyen etkenlerden sadece bir tanesidir. O nedenle odaklanılması gereken, fıtık değil – yaşam kalitemizdir.

Ne kadar farklı bakış açıları ile bakarsak dünyaya, o kadar zengin algımız ve hayatımız olur. Tutum, davranış ve seçeneklerimizi yönetirken de daha verimli olabiliriz, . Gerçekçi olan insanlar da hayal kurabilirler mesela, kötümser insanlar da bazen iyimser açılardan bakabilirler hayata… Ayrıca iyimserlik maskesiyle kendini bile kandırarak depresif bir hayat süren çok insan da vardır. Bazen tek bir bakış açısına saplanıp kalarak kendimizi sınırlı olasılıklara ya da seçeneksizliğe itmiş oluyoruz. Oysa hiçbir konuda yaklaşımımızda seçeneklerimiz arasında “seçeneksizlik” olmamalı…

Geçenlerde bir hastam “ağrıyı düşünmeden, gerilmeden işime odaklanmaya çalışıyorum, ancak ağrı bir türlü peşimi bırakmıyor” dedi. Burada aslında, kendisinin ağrının peşinde olduğunun farkında değildi. “Ağrıyı düşünmeden, gerilmeden işine odaklanmaya çalışmak” demek; ağrıya odaklı olmak demek, ve ayrıca gergin hissetmek demek… Düşünce yapımızın ve ifade şeklimizin etkilerinin farkına varmamız bile ağrılarımızı hafifletmemizde etken olacaktır inanın!

Sorunu oluşturan düşünce yapısıyla çözüme gidilemeyeceğini hepimiz ezbere biliyoruz. Yargısız, esnek ve farklı bakış açıları, daha önce fark etmediğimiz olasılıkları bize sunabilir. Bizi korkularımızın yerine hayallerimiz, hedeflerimiz ve sevdamız yönlendirse nasıl olur?

Hastalıklarınıza değil “sağlığı bulmaya” odaklanmaya çalışın. Sürekli hastalığından bahsedip “yok ben aslında karamsar biri değilim, olumlu biriyim, sadece anlatıyorum” diyen çok insan gördüm. Defalarca yazmış ve söylemişimdir; yine yazıyor ve söylüyorum; “hayatınızdaki olumsuzlukları halının altına süpürmek” pozitif olmak değildir; halının altında biriktirip sonra halıyı kaldırınca onların arasında boğulmamıza neden olabilir. Bunun sonucunda “hep olumlu oldum, gene olmuyor”, “aynı nakarat”, “hep aynı şeyler” diyerek umutsuzluğa kapılıyoruz. Umudu kaybetmek, geleceği ve yaşamı yitirmenin ilk adımı diyebiliriz. Sadece bireysel değil, bir memleket, bir toplum, hatta tüm dünya için geçerli bir şey bu! İnsanların umutlarını ellerinden almak aslında psikolojik bir yok etme yöntemi; geleceklerini çalmak bir nevi. Umut aslında ‘seçenek’ demek, ‘çaba gösterme gücü’ demek… Yapılması gereken aslında, olumsuzluğun farkında ve bilincinde olup, yine de olumlu bir şeylerin var olduğunu bilmek. “ağrım var AMA düne göre daha iyiyim” diyebilmek. Şikayet etmek yerine, çözüme yönelebilmek. Egzersizlerini hiç yapmayan, ya da kendini aşırı yoran hastalar; ağrıdan şikayet etmekten geri kalmıyorlar. Sunulan çözümü denediniz mi deyince, “yok aslında yapmadım, ama neden geçmez?” diyebiliyorlar.

Çoğunlukla bahanelerimizin farkına bile varmıyoruz kendimiz de. Bu sadece sağlık ve ağrılarımız açısından değil aslında tüm yaşam içerisinde geçerli bir durum. Sürekli tekrarladığımız “olmaz”, “olamaz” veya “imkansız” gibi sözlerin ardında aslında “yapamam” kelimesinin olduğunu fark etmek gerek. Ben hep “yapamam yoktur, yapacam vardır” derim hastalarıma; fizyoterapi ve rehabilitasyon sürecinde en güzel bahanesidir hastaların “yapamam gızıııım”ları…  Ancak, yapabilmenin zorluğunu bilseniz de yapamam deyip de umutsuzluğu seçmeyin. Eğer tercihiniz karamsar yönde olursa, yok olmayı seçmiş olabilirsiniz.

Siz hiç canlı müziğe gidip, sonra “şimdi siz” diyen solistten “para verdik, bize söyledir” diye şikayet edenlere rastladınız mı? Ya da onlardan biri oldunuz mu hiç? Sosyal bir aktivite, ve birlikte yapınca daha anlamlı aslında. Ama bundan bile şikayet edenimiz var. Birilerini suçlamak da ayrı bir geleneğimiz haline geldi. Ve tek bir kişiye odaklı ya da tek bir olaya bağlı beklentilerimiz olursa, hayal kırıklığı olasılığı yüksektir. Mesela “tamamen eski haline dönünce” eski aktivitelerine dönmeyi planlayan ve yaşamını kısıtlayan çok hastamız var. Aynı şekilde, fizyoterapi alırken tüm ağrıların ve yorgunlukların sihirli bir değnek etkisi ile geçmesini bekleyen; fakat bu esnada bütün yoğun temposunu, stresini, zorlayıcı her şeyi (boyun hastasıysa tığ işlemeyi, diz problemiyse kilo vermemeyi, kas yaralanması ise antrenmanlara çıkmayı) sürdüren hastalarımız da “tedaviye gittim ama bir fayda görmedim” demeyi iyi biliyorlar maalesef. Bütün beklentilerimizi tek bir kişiye veya olaya bağlamamak gerek; deyimi yerindeyse elimizi taşın altına koymak gerek biraz…

Sağlığımıza dört elle sarılmamız gerek! Sağlık durumumuz ve hastalıklarımız ne olursa olsun, bugüne kadar ne yaşamış olursak olalım; bedenimizi, sağlığımızı “iyileştirmek” ve hayat denilen bu geminin yelkenlerini açıp ilerlemek bizim elimizde. Yeter ki kendinize, yapabileceğinize dair inancınız olsun. Umutsuzluk karanlık bir duygudur. Karanlık içinde kalmayı veya bırakılmayı kabul etmediğimiz sürece varız. Konu her ne olursa olsun, her zaman bir olasılık vardır, her zaman bir çıkış yolu bulunur. Fıtık oldu diye, MS oldu diye, felç oldu diye, yüz felci geçirdi diye, hatta kırılan dirseği ameliyatla düzeltildikten sonra diğer kolu kadar düz olamıyor diye bile umutsuzluğa, karamsarlığa kapılanlar var. Başta kendi kendinize, sonra da hiç kimseye olasılıklarınızı sınırlama ve ezber kalıplara oturtma fırsatını vermeyin. Çalınan sağlığınız ve umutlarınızla birlikte, özgür yaşam kaliteniz, bugünleriniz ve yarınlarınız olmasın!

 

Mutlu, sağlıklı ve enerji dolu bir hafta sonu diliyorum!