Köşe Yazarları

“OLMAM”, “OLABİLİRİM”, “KAZANACAĞIZ”…


Olduydu, olmayacaktı derken, Ersin Tatar da UBP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

UBP’nin başına geçtiği andan itibaren, hatta bugünden 5 ay öncesine kadar asla cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söylüyordu.

Hükümeti kurarken, müstakbel koalisyon ortağının yüzüne de söylemiş, hükümeti kurmuştu.

Sonra bir süre daha devam etti. Bu yönde açıklama yaptığı en son tarih Ağustos…

BRT’de katıldığı programda “Aday olmam, hükümet çalışmalarını aksatabilir, partide çok değerli arkadaşlar aday çıkabilir… Gerekirse üyeye de gidilir” diyordu.

Hatta kendisinin aday olması konusunda ısrar edenleri de “işi bulandırmaya çalışanlar” olarak suçluyordu.

O günlerde Partisinin Onursal Başkanı Derviş Eroğlu’nun yorumu ise şöyleydi; “Partinin yetkili organları tarafından aday gösterilirse bundan kaçamaz”.

Eroğlu 6 ay içinde ülkede pek çok şeyin olabileceğini de söyledi. Gerçekten de o 6 ay içinde bir şeyler oldu.

Aniden değil, yavaş yavaş. “Olabilirim de, olmayabilirim de” diyerek başladı, “Olacağım” la devam etti, “Kazanacağız”a geldi.

İlk izlenim, kendine rağmen aday olduğudur.

Yani bir zorlama oldu, öyle görünüyor.

Bunu herkes, UBP içinde Eroğlu sonrası dönemde başkanlık yarışının bir parçası olarak gördü. Hani “Tatar’ı cumhurbaşkan adayı yapalım, parti bize kalsın”cılar…

Örneğin Zorlu Töre’nin bu iddaları doğrulayan açıklamaları vardı.

Ancak ya bu grup genişledi ya da taban da gerçekten onun aday olmasını istedi, her ne olduysa adaylık aşamasına gelindi.

Açıkladığı vizyon belgesine baktım. Bildik vaatlerin dışında dikkatimi çekenler şunlar…

Kendisi “Federasyon öldü, gömüldü” demiyor ama, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “Bu bizim neslin son federal çözüm denemesiydi. Başaramadık” sözlerini hatırlatıp, her türlü formülün masada olması gerektiğini savunuyor.

Müzakereler Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmez” diyor, ancak ortak bir hidrokarbon komitesi kurulup, ilerleme sağlarsa, görüşmelerin devam edebileceğini söylüyor.

İki devletli çözüm de alternatifleri arasında, cumhurbaşkanı olursa tanınma yoluna çıkacağını açıklıyor.

Ama aynı zamanda “AB üyeliği hedeftir” de diyor. Bunların nasıl gerçekleştirilebileceğini de herhalde bu süreçte açacak diye düşünürüm.

Ulusal Danışma Konseyi kurmaktan; BM Barış Gücü ile bir statü anlaşması imzalanması için girişim yapılmasından; Cumhurbaşkanlığı Dairesi’nin uygun yeni bir binaya kavuşturulmasından bahsediyor.

Kıbrıs konusunda görüşleri net ve açık.

Acaba Kıbrıs konusu seçimlerin belirleyici unsuru olabilecek mi?

Ha, bir de konuşmasında “hazırlık aşamasındaki gelişme ve tartışmalar çerçevesinde” diye bir ifade geçti. Neydi o hazırlık aşamasındaki gelişmeler ve adaylığıyla ne alakası vardı bu da izaha muhtaç.

Her neyse, hayırlısı olsun ne diyelim.

Sonuçta yurttaşlar bütün söylenenleri, duruş ve tutumları ölçüp tartacaklar ve kararlarını verecekler.

 

YERİN KULAĞI VAR

VARAN ÜÇ:

Önce CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, ardından HP lideri “bağımsız” Kudret Özersay ve son olarak da UBP Genel Başkanı Başbakan Ersin Tatar cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylıklarını resmi olarak açıkladılar. Sıra, YDP’nin adayı Erhan Arıklı’da. Arıklı’nın ardından Denktaş mı, yoksa Siber mi?

 

SERDAR DENKTAŞ NE DEMEK İSTEDİ:

Serdar Denktaş önceki gece DP’nin balosunda bir konuşma yaptı, adaylık kararını çok kısa bir süre sonra vereceğini söyledi. Ancak ilginç olan bir başka cümle de kurdu; “Gönlümden geçen, cumhurbaşkanı adaylığımı dün açıklamış olmaktı” dedi… “Dün” dediği, Ersin Tatar’ın açıklamasından bir gün öncesine düşüyor. Ahkam kesmeye gerek yok, az çok ne kastettiği belli…

 

TEHLİKELİ OPERASYONLAR:

Bir algı operasyonu başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Türkiye ile ilişkiler bazına oturtma çabaları var. Adayların isimleri, somut duruşları yerine, böyle bir kriterin öne çıkarılması, hoş olmadığı gibi tehlikeli de. Sırf seçim kazanma adına toplumu bölmenin bir yolu bu. Aynen “KKTC’yi sevenler, yıkmaya çalışanlar” söylemi gibi. Tam bir Makyavelizm örneği. Hedefe ulaşmak için her şey mübah… Göreceğiz bakalım, halk kendi adına ortaya konan bu etiketlere ne cevap verecek…

 

POLİS SAYISIYLA DEĞİL BU İŞLER:

Yenidüzen gazetesine yaptığı açıklamada Girne Polis Müdürü Sıtkı Erkıvanç, “Yaklaşık 100 bin civarındaki nüfusa hizmet veren polis sayısı ise sadece 319, yani her 313 kişiye bir polis düşüyor” dedi… Daha önce de yazdım, Güney Kıbrıs’la birlikte polis sayısında rekor bizde. Türkiye’de bile 100 bin kişiye düşen polis sayısı 90’ın altında. Dünyanın en güvensiz ülkelerinden Romanya’da 90, en çok tecavüz vakası yaşanan İsveç’te 203. Polisin sayısıyla değil bu işler. Etkinliğiyle, organizasyonuyla, kapasitesiyle ilgili.

 

İNGİLİZLERİN OY HAKKI OLSAYDI:

Ülke olarak seçimlere kilitlendik ya, etrafımızda olup bitenleri pek önemsemiyoruz. Örneğin Lapta’daki mülklerini kaybetme tehlikesi yaşayan İngilizlerin derdine kim çare bulacak? Geçmişte yaşanan benzer olayların ülkeye, özellikle de emlak piyasasına verdiği zarar ortadayken, belli ki hala ders almadık. Dedik ya, bugünlerde siyasilerin derdi İngilizler değil, seçimdir… Ve o İngilizlerin de maalesef oy hakkı yok.

ZATEN HAKSIZ KAZANÇ DEĞİL MİYDİ:

Rum yönetimi Airbnb ve benzeri siteler üzerinden evlerini kısa süreli kiralayanları vergilendirmek için, kullanıcıları kayıt altına alıyor. Devletten şifre almadan bu sitelerden kiralama yapılamayacak. Kuzeyde de “Cyprus” bölümü üzerinden sık kullanılıyor.  Bu kişilerin, Rum Yönetimi’nin kararından olumsuz etkileneceği, bunun da KKTC’nin inşaat, turizm sektörünü olumsuz etkileyeceği varsayılıyor. Olabilir. Ama şunu da unutmayalım, bu yöntemle kiralamalar büyük ölçüde devletin bilgisi dışında, zaten devlete herhangi bir vergi ödedikleri yok. Haksız kazanç üzerine kurulu bir düzen…

 

ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “İmar Planı, Hükümet ortakları arasındaki ‘uyum’un (!) derecesini ortaya çıkardı. Önce, bir taraf başka dedi, diğer taraf başka… Sonra, ne olup bittiğini hiç kimsenin anlamadığı bir ‘karmaşık ifadeler’ dönemciği yaşandı… Ardından ‘imza’ ve ‘Resmi Gazete’ tartışması… Ve sonunda birileri ‘ara formülü’ buldu: ‘Erteleme’…Erteleme kararı konusunda -hiç sanmamakla birlikte- ‘uyum’ var mı bilmiyorum. Ama krizin atlatıldığı izlenimi verilmeye çalışılıyor, bu açıkça belli…”

 

DİPTEKİLER

BRTK: BRT halkın sesi mi, yoksa UBP’nin borozanı mı? Cumartesi UBP’nin cumhurbaşkan adayını canlı yayınla veren kurum, diğer adaylar için neden bu kadar istekli olmadı. Yoksa, Tufan Erhürman, Kudret Özersay’ın adaylık açıklamaları Tatar’ın ki kadar önemli bulunmadı mı?  BRTK UBP’nin değil, halkın sesi olmalı. Biz bu filmi daha önce de gördük.




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı